Mevcut dünya düzeninde hâkim olan uluslararası örgütler öyle oluşturulmuş ki, maksat yeryüzünde barışı ve huzuru sağlamak olarak takdim ediliyor olsa da gerçek maalesef böyle değil. Tüm uluslararası örgütler öylesine bir yapıya kavuşturulmuş ki, hepsi de sömürgeci ülkelerin kontrolü altında. Söz gelimi NATO’nun istendiği kadar barışa hizmet etmek üzere kurulduğu söylense de uygulamanın öyle olmadığını söylemek yanlış olmaz. Bunun da ötesinde Birleşmiş Milletler’e baktığımızda da karşımıza son sözü 5 ülkenin söylediği, beş ülkenin dışında kalan ülkelerin söz hakkının olmadığı ortada. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden birinin kabul etmediği hiçbir karar uygulama imkânı bulamıyor. Böyle bir yapıya sahip bir örgütün dünyada adaleti sağlamasını beklemek gerçekçi olabilir mi? Bunun ötesinde sömürgecilerin aslında oluşturdukları dünya düzeninde hedefin yeryüzünde adaleti sağlamak değil, sömürgecilerin çıkarlarını korumak, soygun ve saldırılarına hukuki bir kılıf hazırlamaktan öte gitmediğini söylemek de yanlış olmayacaktır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, adı ister BM ister NATO olsun, uluslararası örgütlerin sadece güçlü sömürgeci ülkelere hizmet edişi devam edip gidiyor. Olaya sadece NATO açısından baktığımızda da bu gerçek görülüyor. Özellikle uluslararası örgütlerde son sözü söyleme hakkı elde etmiş ülkelerden ABD’nin bölgemizdeki faaliyetlerini gözden geçirdiğimizde net olarak ABD’nin bölgemizde barışı sağlamak gibi bir derdinin olmadığı açıkça ortada. Böyle olmasa bölgemizdeki terör örgütlerine her türlü desteği yıllardan beri vermeyi sürdürüyor oluşu, bunu da terörle mücadele kılıfına sokmuş olması gerçeği gizlemeye yetmiyor. Artık açıkça görülüyor ki, sömürgecileri öncelikli olarak kendi çıkarları ilgilendiriyor. Bunun için söylemeyecekleri yalan, yapmayacakları eşkıyalık yok. Bunun içinde dünyanın huzura kavuşması, adaletin esas olması için bu sömürgecilerin oluşturduğu dünya düzeninin yerine adaleti esas alan yeni bir düzenin kurulması gerekiyor. NATO’nun çatışmaları engellemek, üyelerini saldırılardan korumak üzere kurulduğu söyleniyor ama NATO üyesi Yunanistan, NATO üyesi Türkiye’yi sürekli tahrik ediyor, uluslararası anlaşmaları ihlal ediyor, aynı örgüt içinde ortak üye olmalarına rağmen, sık sık Türkiye’ye yönelik birtakım saldırgan tavırlar sergiliyor. Bunu Yunanistan’ın kendi gücüne güvenerek yaptığını söylemek mümkün mü? Aynen terör örgütlerinde olduğu gibi Yunanistan’ı da arkadan itekleyen, kışkırtan ABD. Öyle olmasa şimdiye kadar en azından ikaz mahiyetinde Yunanistan’ın uyarılması gerekmez miydi?

Kısacası, bir NATO üyesi olan Türkiye, bir başka NATO üyesi Yunanistan ile ortak tatbikatta iken Türk uçaklarına radar kilidiyle tacizde bulunabilir mi? Kaldı ki, bu hadise bir defa da olmuş değil. Bir defa olsa bir yanlışlık olmuştur diyebiliriz ama yüzlerce defa yapılıyor. Yunanistan’ın Türkiye’ye yönelik küstahlıkları sadece uçaklarımıza radar kilidi atmaktan da ibaret değil. Sürekli kaşınıyor. Sanki ısrarlı bir şekilde birileri Yunanistan’ı kışkırtıyor. Belli ki, bir hesapları var. ABD’nin hesabının da dostluk olmayacağını söylemeye bile gerek yok. Peki tüm bu olanlardan, yani NATO tatbikatında bir NATO üyesinin bir diğerinin uçaklarına kilit atmasını NATO bilmiyor mu? Bilmemesi mümkün değil. Ancak NATO’dan Yunanistan’a karşı bir uyarı bile gelmiyorsa artık kendimizi barış, adalet gibi kavramlarla kandırmaya devam etmemizin anlamı kalmıyor. Bir meslektaşımın ifadesiyle belki NATO kış uykusunda olabilir ama Yunanistan’a karşı NATO’yu uykuya sevk edenlerin artık bilinmesi, onlarla ilişkilerin mümkünse kesilmesi gerekiyor. Çünkü yeni arayışlara ancak mevcut yapılardan kurtularak yönelmek mümkün görünüyor.