Türkiye çocuklarına ağlıyor,

Aslında ülke ağlanacak vaziyette.

Memleket ahalisi bozuk adaletini dert edip ağlamıyor,

Kara para aklamaktan içeri girmiş, irinli varlıklarıyla zengin fenomenlerin 40 yılla yargılanıp 10 ayda hapisten çıkışlarına ağlamıyor.

Zenginliğin hangi yoldan kazanılırsa kazanılsın bu ülkede her kesim tarafından el üstünde tutulmasına Adalet te dâhil oluyor.

Bu kirli insanları özenle koruyor, yoksullara cezalar yağdırırken zengin hırsızları hapisten azade tutuyor.

Çıktıklarında arsız fenomenleri yüzlerce kişi karşıladı.

O görgüsüzler de Ferrarilerini sordular önce, sonra utanmadan paylaştılar görüntülerini.

Ağızlarındaki haram peynire meftun olmuş avanakları daha fazla mest etmek için.

Genç kızlar onları kaldıkları yerden hayranlıkla izlemeye başladılar.

Türk Adaleti, ülke kızlarına sadece 10 ay sonra idollerini aklayarak iade etti.

Bir düşünce suçlusu dışarı çıksaydı, sevenleri onu karşılamaktan korkacaklardı.

Ülkenin her tarafında insan manzaraları trajedi.

Son yıllarda binlerce çocuk kayboldu, çok fazla çocuk katledildi.

Çürüyen toplum, her geçen gün vicdanlı insanları daha fazla karamsarlığa sürüklemekte.

Daha yeni komşuya emanet edilen iki yaşındaki Sıla bebeğin istismar neticesi entübe edildiğini duyurdu haberler.

Bu olayda da anne komşusunu korumak adına susmuş.

Olay anlaşılmasın diye hastaneye geç götürmüş,

Mersin’ de Yörük çocuğu Müslüme Yağal’ın katledilmesinde de dedesi sanılan kişi DNA raporuyla babası çıkmıştı.

Tecavüze uğrayan kadın susmuştu bu kez.

Konuşsa kim inanırdı.

Bir habis ur kayınpeder, aile içerisinde bu iğrençliği başkalarına da yapmış, onlarda susmuştu.

Müslüme katledildiğinde, tek tutuklanan dedesi olmuştu.

Ağrı’nın Bezirhan köyünde kaybolduktan 18 gün sonra cesedi bir derede bulunan Leyla Aydemir.

Olay sonucu babasının amcaoğlu ve Leyla’nın amcaları tutuklandı. Amca Y. A’ya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Fakat daha sonra, "Y.A’nın tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin ileride telafisi güç mağduriyetine sebebiyet verebileceği, tutuklamanın bir ceza değil tedbir niteliğinde olduğu gözetilerek tahliyesine…”

Tahliyeler karşısında da aile, yine iri bir suskunluğu seçmişti.

Narin’in katledilişinde de bölgenin siyasileri susulmasını istedi;

"Bizlerin bazen bilmediği, bazen de bilip söylemememiz gereken şeyler var. Çünkü aile de bizim dostlarımız. Konu çok hassas. Onları da çok fazla üzecek bir şey söylemek istemiyoruz"  

Narin’in katledilişinde sadece medya susmadı,

Masa başında çeşitli senaryolar yazdı,

Psikologların fotoğraf okuma metodunu kullanarak, “Anne her zaman bakımlı ve şık giyinmekte, amca ile yasak ilişkide” tezini geliştirdi.

Oysa anne ve tutuklu amcanın birbirlerinin telefonlarının bile kendilerinde kayıtlı olmadığı ortaya çıktı.

Ne ki aile, muhtemelen maddi varlığından aldığı güçle kendi içerisinde meydana gelen bu felaketi, susarak ya da taşeronlara yükleyerek geçiştirmeye çalışmakta.

Ne de olsa bu ülkede para ve güç her kapıyı açan anahtardır.

Tutuklu amca S.G’nin telefon kayıtları deşifre edildi, işçisi R. A’ya attığı mesaj; 

"O sondaki köşede bir şeyin düşmüş ha, sana ait bir şey sondaki yamaçta."

İşçisi R.A. ise, "Tamam henüz bende değil/tamam daha ölmemiş” diye yanıt verdiği kayıtlar dosyaya girdi.

Bir sınıf mücadelesini de izlemekteyiz.

Ne acı ki, para karşılığı güçlülerin günahını; suça yardım ederek ya da üstlenerek silecek yoksullar her vakit bulunabilecek.