Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim diyor bir

röportajında Prof. İsmail Kara: “AKP ileride İslamcılık fikriyatı zaviyesinden

ciddi bir analize konu olacaksa içi boşalarak büyümek, iddialarından vaz

geçerek iktidara gelmek ve uyum politikaları yürütmek üzerinden analiz

edilecektir sanıyorum”. Siyaset açısından esas ölçü iktidara gelmek ve kalmak

olduğu için bugün daha ziyade siyasi başarısı üzerinden değerlendirilen mevcut

siyasi anlayışın ileride nasıl sonuçlar vereceği işte bu noktada büyük önem

taşıyor.

Siyaseti bir araç olmaktan çıkar-ta-an ve adeta birbirini

aşağıya çekmekte yarışan siyasi partilere bakarak bu sonuçlar görülemeyeceğine

göre göstergemiz ne olmalıdır Yine cevabını Prof. Kara’da arıyoruz: “Sisteme

entegre olmayı ve uyumu benimseyenler için AKP ideal model bile olabilir ama

dikkatlerini fikir, tutarlılık, seviye, derinlik, Türkiye’nin kayıp ve

kazançlarını ahlak üzerinde yoğunlaştıranlar AKP’yi herhalde ağırlıklı olarak

ne olmamak lazım geleceği üzerinden düşünüp konuşacaklardır”.

Mücahitlikten müteahhitliğe geçiş demek, siyaseti araç

olmaktan çıkartıp amaçlaştırmak olduğuna göre, ileride karşılaşacaklarla ilgili

olarak söylenecek net bir şey var: yapılan müteahhitliğin faturasını millet

ödeyecek. Mücahitlikten müteahhitliğe geçişi görme açısından Refah Partisi’yle

başlayan süreçte seçimlerin propaganda metinlerine ve afişlerine bu gözle

bakmakta fayda var. Bunu 1999 seçimlerinin start mitingi olan Malatya’da

yapılan konuşmadan anlayabiliriz. FP lideri Kutan, konuşmasında “Adnan

Menderes’in 1950’li yıllardaki atılımcı ruhu ile Özal’ın 1983 yılındaki

atılımcı ruhunun şu an FP’de yaşadığını” savunmuştu. “Refah gelecek, zulüm

bitecek” anlayışının terk edilmesi olan bu durum, adeta Erbakan Hoca’yı fikren

bir kenara sıkıştırmak, sistemin zulmünü perdelemek olmamış mıdır

Başka bir çalışma üzerinden daha bakıldığında ki: Ömer ÇAHA

tarafından hazırlanan “Yüzyılın Son Seçiminde Anadolu’nun Yükselen Sesi” çalışmasında

da buna vurgu yapılmaktadır: “Fazilet Partisi selefi durumundaki Refah

Partisi’nin teşkilat omurgası ve seçmen tabanının mirası üzerine kurulmuş bir

partidir. Ancak FP ile RP arasındaki bu tevarüse rağmen iki partinin söylemi

arasında büyük bir farklılık göze çarpmaktadır. RP’nin kolektif bir sosyal ve

siyasal proje hedefleyen “adil düzen” söylemi yerini belirgin biçimde “liberal”

açılımları olan bir söyleme bırakmış durumdadır. Gerek ekonomide, gerek dış

politikada, gerekse toplumsal ve siyasal projesinde FP’nin seçim bildirgesinde

ortaya koyduğu hedefler RP’nin ortaya koyduğu hedeflerle taban tabana zıt bir

görüntü sergilemektedir”.

“Tasvir başka, tahlil başka, kanaat serdetme daha başka”dır

elbette. Yazdıklarımızın bir kısmını tasvir, bir kısmını tahlil, bir kısmını da

kanaat olarak düşünebilirsiniz. Ama biz olaya Dücane Hoca’nın “akıntıya karşı

kürek çekmek” mantığıyla bakıyoruz. Sahildekiler akıntıya karşı kürek çekenlere

daha fazla gayret etmelerini, akıntıya kapılanlar ise boşuna çabalamamalarını

söyleseler de, mücahidin ne sahile ulaşmak ne de akıntıya kapılmak gibi bir

amacı olmadığı için sadece ulvi görevini yapmaya devam edecektir. Çünkü, bu

müteahhitliğin sonunda bir tufan, tufan için de bir gemi ufukta gözükmektedir.

Bütün bu süreçte oluşan seviyenin tutarlılığını, tarihle

irtibatını, sadakatini, dini düşünce ile problemlerini, aktüel olarak da

Türkiye’yi ve İslam dünyasını taşıma kapasitesini düşünmek ve konuşmak adına

Kara’nın yapmış olduğu tespite tekrar dikkat çekmek gerekiyor: “İslamiyet

itikadi ve ahlaki olduğu kadar siyasi ve toplumsal ilkelere ve taleplere de

sahiptir. Türkiye’nin bugünkü şartlarda İslamiyetle olan ilişkisini üst düzeyde

yeniden anlamadan ve kavramadan yoluna devam edemeyeceğini düşünüyorum.  İnsanlığın da…”