Binlerce insanın çatışmalarda hayatını kaybetmesi, milyonlarcasının yurtlarını terk etmek zorunda kalması sömürgecileri fazla ilgilendirmiyor. Çünkü onlar çatışmalar devam ettikçe silah satışlarını artırarak sürdürüyorlar. Kısacası önce ya birtakım ihtilaflar icat ediyorlar ya da var olan birtakım ihtilafları körüklüyor, ardından taraflar savaşmaya başlayınca taraflara silah satmaya başlıyorlar. Savaştırdıkları ülkeler bir yandan can kaybına uğrarken silah tüccarlarına mahkûm hale geliyorlar. Söz gelimi Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş başlangıçta Ukrayna’nın NATO’ya ve AB’ye üye olma arzusunun ardından başladı. İşin aslını anlamak için insanlar uğraşırken bir yandan Ukrayna’dan öncelikli olarak AB ülkelerine yoğun bir göç başladı. Ülkelerini terk edip gelenleri ülkelerinde ağırlamak için harekete geçen ülkeler AB üyesiydiler. Buna AB’den hiçbir itiraz gelmedi. Hatta gelenlerin ten ve göz renkleri kendilerine benzediği için Suriye, Afrika ve Afganistan’dan gelenleri kıyılarından içeri sokmayan Yunanistan eliyle denize geri itenlerde birden bir mülteci sevgisi belirdi. Bunu yaparken de gelenlerin kendilerinden olduğunu, daha önce gelmekte olanların ise ten ve göz renklerinin kendilerine benzemediğini, bunun için de sınırlarını onlara kapattıklarını söylemekten çekinmediler.

Bu arada Ukrayna-Rusya çatışmaları devam ederken Ukrayna’ya başta ABD olmak üzere AB üyesi ülkelerden yoğun bir ilgi oluştu. Adeta bir yardım kampanyası başlatıldı. Bu yardım kampanyası hâlâ devam ediyor. Bir yandan TIR’lar dolusu silah ve cephane desteği yapılırken öbür yandan Ukrayna’ya maddi yardımlar sürdürülüyor. Yani güya Ukrayna, Rusya karşısında destek yoluyla korunmaya çalışılırken, öbür yandan başlattıkları yaptırımlara rağmen Rusya’nın ciddi olarak savaşı durduracak şekilde etkilenmediği düşünüldüğünde görülür ki, Rusya’yı durduracak bir yaptırım hayata geçirilmiş değil. Sadece laf planında her gün yeni bazı yaptırım kararları açıklanıyor. Bu arada medyaya yansıyan haberlerde Ukrayna ve Rusya arasındaki savaşın çözümünün Rusya ve ABD’de olduğu belirtiliyor. Bu haberin kaynağı ise Putin’in bir dönem sözcülüğünü de yapmış olan siyasi analist Sergey Markov. Açıklamaya göre Rus tarafının bakış açısının savaşın çözümünün Rusya ile ABD arasında bulunabileceği belirtiliyor.

Bu haber ne kadar doğrudur bilinmez ama İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünyanın emperyalist güçler arasında taksim edilmesine yol açan anlaşmaların yenilenmesinin gündeme geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. İki ülke arasında 1945’lerde yapılan anlaşmalara tarafların bugüne kadar harfiyen uydukları, birbirlerinin ayağına basmamaya dikkat ettikleri düşünüldüğünde söz konusu anlaşmaların yenilenmesi konusunun gündeme gelmesi; getirilmesi bir hayalden ibaret değildir. Sonuç olarak diyebiliriz ki, ABD ve diğer Batılı müttefikler ve ABD’den Rusya’nın Ukrayna’nın belli bir bölgesini işgal etmesi gerçekleştiğinde buna ciddi bir karşı hamle gelmediği takdirde kapalı kapılar ardında iki sömürgeci tarafından dünyanın yeniden paylaşıldığını ya da paylaşılacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu haber ile aynı günlerde medyaya, “Rusya, Batı ile büyük bir anlaşma yapmak istiyor” başlığı altında yansıyan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın açıklaması eklenip iki haber birlikte düşünüldüğünde sanıyorum sömürgecilerin planları karşısında sömürülenlerin bir an evvel birlik oluşturmasının zorunluluğu görülecektir. Bu arada Kalın’ın açıklamasındaki, “Mesele hem Ukrayna, hem değil. Ukrayna’nın da içinde olduğu ve daha derinde cereyan eden bir stratejik hesaplaşma var ortada.” değerlendirmesi bu stratejik hesaplaşmanın dünyanın yeniden sömürü alanlarına ayrıştırılıp paylaşılması olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.