Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan sonra Anadolu’da planlı ve kararlı adımlarla ilerliyor ve yaptıkları hakkında düzenli olarak Sultan’a bilgi veriyordu. Bu arada Hükümet, işgal güçlerinin ısrarlı ve tehdit dolu isteklerine boyun eğer ve Paşa’yı İstanbul’a geri çağırır. Hükümetin İngilizlerin yoğun tehdidine maruz kaldığı için Paşa’yı geri çağırdığını ve hatta hakkında niçin bir idam fermanı hazırlandığını Mustafa Kemal Paşa, 27 Nisan 1920’de Fevzi Çakmak Paşa’nın Ankara’ya teşrifleri münasebetiyle Meclis kürsüsünde açıklığa kavuşturacaktır.

Geri dönmesi konusundaki ısrarlar üzerine Paşa, doğrudan doğruya “Padişah Hazretlerinin Yüksek Makamına” şu bilgileri sunar; (Aşağıdaki satırları okurken Paşa’nın samimiyet derecesini nazar-ı dikkate alarak numara yapıp yapmadığını, yani numaranın bu kadarını bir insanın yapabilip yapamayacağını ölçerek okuyun.)

“Padişah Sarayının Saygıdeğer Başkâtip Hazretleri vasıtasıyla ile Mübarek Padişah Hazretlerine;

Büyük Milletin ve Kutsal Hilâfetin sahici ve yegâne direği bulunan saltanat saraylarını Allah afetlerden korusun. Padişahım!

Memleketin bugün uğradığı afetlerin baskısı ve parçalanma tehlikesi karşısında ancak mübarek şahsiyetiniz başta olmak üzere, millî ve mukaddes bir kudretin var olan haykırışı vatanın ve devletin, milletin şan ve şerefli Hanedanınızın istiklalini, altı buçuk asırlık yüce tarihimizi kurtarabilir. Her tarafta bu kanaat ve inanç benzersizdir.

En son Hükümdarımızın huzurlarında şeref misali kabul buyurulduğumda, İzmir’in elem verici işgal olayından pek mahzun olan mübarek kalbinizin bu kurtuluş noktasına ait ilhamları, bu anda bile aklımı süsleyen düşüncelerdir. Bu ilhamları izah etmek isterim.

İstanbul’dan en son ayrılacağım gün şereflendirilerek kabul edilmiştim. Bu esnada siz Padişah Hazretleri, Boğaziçi’nde bulunan İngiliz zırhlılarının saraya yönelmiş olan toplarını göstererek; (…Görüyorsun ben memleket ve milleti nasıl kurtarmak lâzım geldiğini düşünmekte tereddüde uğruyorum.) dediniz.

Ardından ellerinizi kaldırarak; (inşallah millet uyanır ve gözü açılır, bu elim durumdan gerek beni, gerekse kendisini kurtarır.) buyurmuştunuz. Sizlere arz etmek istediğim, bu siz hazretlerimizin ifadeleridir. Gönlünüzden kaynaklanan bu duygulardan hareketle, azim ve iman ile acizane görevime devam etmekteyim.

Hükümdarımın iradeleri üzerine Sadrazam Paşa kulunuzu daima önemli ve gerekli şeylerde aydınlatmakta ve gereğini arz ve uygulamaktayım.

Şu bir ay zarfında şahanelerinin bütün Anadolu illerine, sancaklarına, ilçelerine ve hudut boylarına kadar milletin düşünce ve emellerini ve tüm kumandanların ve memur tabakalarının duygularından ve yapmakta olduklarından bilgi sahibi olarak, daha fazla olarak işin içine girdim.

Sonuç olarak her şey o kadar açık bir şekilde tahakkuk ediyor ki, millet baştan aşağı uyanmış olup, Devlet ve Milletin istiklali, yüce Saltanat ve Hilafetin hukukunu teyid için güçlü azim ve imanla donanmış bulunuyor. İstanbul’da iken, milletin bu kadar güçlü olduğunu ve felaketlerden az zamanda bu kadar etkilenebileceğini hayâl bile edemezdim.

Padişahım!

Bu şekilde ve vaziyette ve siz kutsal padişahımıza sonsuz bağlılık içinde olan milletin yüreğine tamamı ile dayanan ve karşılıklı olarak bütün manası ile bu millî ve vicdanî kuvvete yardımcı olunmuştur. Son olarak yazdığınız yazılar tüm milletin azmini ve kahramanlığını da arttırmıştır.

Yalnız dikkat çekici ve üzüntü vericidir ki, bu temiz Anadolu halkı bugünkü hassas ortamda bile İstanbul’da birbirine uymayan ve bireysel düşünceler ve fitnelerin ihtiraslarından üzüntülü bulunuyor.

Gerçi İstanbul’un bozulmaya müsait ahlâkı ve bundan yararlanmayı bilen yabancılar, devlet ve milletin yok edilmesi ve devlete, millete ve padişaha sadakat ve fedakârlıklarıyla hizmet kabiliyetinde olanların ortadan kaldırılması için, çok daha ileri gitmek cüretini gösteriyor.

Padişahım!

Hatırladığınız bazı hususlar olacaktır ki; üzerime aldığım görevlerin yerine getirilmesi yabancıların ve bazı fesatlık erbaplarının mutlaka yalan, dolan ve engelleyici olma ihtimalleri İstanbul’da daha işin başında niyetlenirken ve durumu sunuşum sırasında üstü kapalı anlatmaya çalışmıştım.

Padişahına, vatanına, milletine sadık ve bu uğurda; ölümleri umursamayan ve alışmış benim gibi kullarından bir kumandan, elbette Yüce saltanatınızın hukuku ve milletin varlığının ve devamlılığının düşmanı olanlarla beraber olması beklenemezdi.

Doğaldır ki, Malta’ya gitmek veyahut en hafif olarak hareketsizliğe mahkûm edilmek gibi ihtimaller karşısında bırakıldım. Yine doğaldır ki, bu duruma boyun eğmemekle mazurum.

Eğer zorlanırsam acizane görevimden istifa ederek, bundan böyle Anadolu’da ve milletin sinesinde kalacağım.

Vatanıma karşı olan görevimi bu kere daha belirli adımlarla devam edeceğim.

Ta ki millet istiklâline kavuşsun. Yüce Saltanat ve Hilâfet yok edilmekten korunsun.

Bundan sonra sadakatime yakışacak bir şekilde, daima artan itimadı şahanelerinize arz ve istirham etmeme cesaret ederim.

Üçüncü Ordu Müfettişi

Hükümdar Hazretlerinin Fahri Yaveri Mustafa Kemal

Şimdi biz bu telgrafı nasıl yorumlayacağız ve bu telgraftan ne gibi bir ders çıkartacağız Mustafa Kemal Paşa’yı korumak ve yücelmek için, bir takım zevat bu gibi telgrafları samimi bulmamakta ve Paşa, “İstanbul’u kandırmak için bu tür telgrafları göndermiştir”, gibi basit bir takım tezlere başvurmaktadırlar. Halbuki Paşa’nın onların yüceltmesine ihtiyacı yoktur.

Daha sonraki bölümlerde göreceğiz ki, İngilizler her türlü tehdit yoluna başvurarak Sultan’dan, Mustafa Kemal Paşa’yı geri çağırmasını istemiştir.  Bu tehditler arasında İstanbul halkını açlığa terk etmek gibi insanlık dışı unsurlar da vardır. Bu tehditler öyle bir hâl aldı ki, bombardıman kelimesi bu durumun tam karşılığıdır. Bu durumda yapacak başka bir şeyi olmayan hükümdar, 2 Temmuz 1919 tarihli bir telgraf çekti;

“Evvelce ve sonradan çekilen değerli telgraflarınız büyük bir dikkatle Padişah Efendimiz hakkında saygı dolu teveccühleriniz ve yararlı haliniz gereğince, özellikle aşağıdaki yazıyı size tebliğ etmede beni memur kılmıştır. Yüksek nezdinizde, bilinen vatanperverliğiniz sebebiyle o bölgede bazı önlem ve girişimlerde bulunmanız İngilizlerin dikkatini çekip, hükümeti baskıya kalkmışlardır.

Devletimizin hali hazır durumu taşrada zan ve tahmin edildiği derecede endişe ve telaşa mucip değildir.

Bu sırada Zat-ı âlilerinin istifa ederek geri gelmeleri belki yabancıların, hükümete baskı yaparak hakkınızda haysiyet kırıcı bir muameleye maruz bırakılmamak düşüncesi ile tavsiye buyurulmamakta olduğu gibi Savaş dairesince azledilmesine müsaade edilmediğinden, Harbiye Nezaretinden iki ay müddetle hava değişimi istenerek durum açıklığa ve barış oluşuncaya kadar seçeceğiniz bir şehir veya kasabada istirahat etmeniz en muvafık şekil olarak hatırlatılmalıdır.

Padişahın Özel Kalemi

Diyor ki telgraf; paşam istifa etmeniz noktasında üzerimizde çok ciddî bir baskı vardır. Siz bu baskıdan dolayı istifa ederseniz ve İstanbul’a gelirseniz, bu işgal güçlerinin bakanlık nezdinde yapacağı baskılardan dolayı şahsınıza yakışmayacak haysiyet kırıcı hareketlere maruz kalabilirsiniz. O yüzden İstanbul’a gelmeyin, güvendiğiniz ve sevdiğiniz bir şehirde veya bir kasabada iki ay müddetle hava değişimi bâbında izin yapınız. Bu bir hainin asi olarak tanımladığı bir askeri geri çağırma metodu olabilir mi Çok bariz bir şekilde görülmektedir ki, Paşa’yı Anadolu’ya gönderen irade, daha sonra baskılara dayanamayacak duruma gelen vaziyet itibari ile yine de zaman kazanmak için paşaya demektedir ki istifa et ama İstanbul’a gelme, iki ay Anadolu’da oyalan zaman kazan ve çalışmaya devam et… Bu resimden başka bir kompozisyon okunur mu Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa, bir süre bu duruma hiçbir tepki vermez. Gelişmelerin sürecini takip eder.

Vahideddin Han, 8 Temmuz 1919 tarihinde Paşa’nın görevine son verdiğini ilan eden bir irade yayınladı.  Bu iradenin Anadolu vilâyetlerine dağılmasından yalnızca birkaç saat sonra Sultan’a Erzurum’dan, “Kulları Mustafa Kemal” imzasını taşıyan bir telgraf geldi. Bu telgraf metni paşa’nın her şeye rağmen padişahın emirleri altında olduğunu ifade etmesi bakımından çok mühimdir. Paşa tarafından İstanbul’a gönderilen telgraf metni sadeleştirilerek aynen şöyledir; 

“Padişah Hazretlerinin Özel Başkâtibi vasıtası ile Hazreti Padişahın Yüce katına; 

9 Temmuz 1919 Erzurum

Şimdiye kadar gerek sarayın en kutsal katına ve gerek Harbiye Nezaretine olan mazeretlerimde, vatan ve milletin ve yüce Hilâfet makamının maruz kaldığı ve tutulduğu elem verici sonuçlar ve buna karşı görülen işaretler ve takınılan Millî tavırların tüm safhaları, tüm gerçekleri ile arz ettim.

Bunları yapmakla Mukaddesatımın aciz nefsime yüklediği en yüksek ve en vicdanî görevlerinden birini yapmış oldum.

Emel ve girişimlerime uygun hareketlerime İngilizlerce vatan savunması şeklinde değil, başka şekillerde telakki edilmesinden dolayı yüce hükümetinizin müşkül bir baskı altında kaldığı bildirilip, emrediliyor.

Yüce hükümetinizin ve Saltanatın Payitahtı ne gibi baş ağrıtan baskılara maruz kaldığını biliyorum. Milletinin soyluluğunca tamamen bilinen ve apaçık olduğu cihetle bu baskı, daha fazla artacak ve tahammül sınırlarını çok üstüne çıkacaktır. Bu yüzden tüm övündüğüm sıfatlarımı, vatan ve milletimin ve yüce makamınızın bereketi ve selametinin nurundan alan pek çok sevdiğim mübarek askerlik hayatıma da veda etmek sureti ile fedakârca son veririm.

Saltanatın ve Hilâfetin yüce makamı ve soylu milletimin, hayatımın son noktasına kadar daima bekçisi ve sadık bir ferdi gibi kalacağımı tam bir bağlılıkla arz ve yerine getiririm. Yüce askerlik mesleğinden istifa ettiğimi Harbiye Nezaretine arz ettim.

Kulunuz

Mustafa Kemal

Devamı Haftaya…

DİPNOTLAR

1 Yunus Nadi, M. Kemal Paşa Samsun’da, Sf; 31, Sel Yay. 1955.

2 Miralay Mehmet Arif Bey, Ayıcı Arif’in Anıları Anadolu İnkılabı, Sf; 26, İkinci Baskı, Arba Yayınları, İstanbul, 1992.

3  Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı; 6, Belge; 113

4  Tahsin Öztin, Mustafa Kemal’den Atatürk’e, Sf; 30-31 Hür Yay. İstanbul, 1981.