Kötülükleri, saldırıları, savaşları artık dışarıdan beklemeyelim. Savaşlar kendi içimizde. Biz bizimle savaşıyoruz. Canavarlar içimizde türüyor. O kadar çok parçalı durumdayız ki bir araya gelmemiz, birlikte olmamız artık çok zor. Şöyle bir deyimde bulunsak sanırım abartmış olmayız. Gâvurun yapacaklarını bizi bize yapıyoruz.

Coğrafyamıza baktığımızda ne kadar terör ve şer örgütü, ne kadar siyasal parçalanmışlık, ne kadar cemaat bölünmüşlüğü varsa o kadar zor durumdayız. Her bölünmüşlük bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Yakınlaştırabilecek ne kadar güzelliğimiz var ise ortadan kalkıyor. Çünkü her parçalanma biz bizden koparıp götürüyor. İyi ve hayırlı olanlar bu zamanda üstü örtülüyor, etkisiz kılınıyor, yok sayılıyor yalnızlığa terk ediliyor. Bunun içindir ki iflah olmuyoruz.

Bunu fırsat bilenler durumları iyi değerlendiriyorlar. Suçu başkalarında aramayalım, başkalarını, elin gâvurunu bilelim ama suçlamayalım. Çünkü sorun kendimizde. Elbette oyunları bozmak da bizim görevimiz.

Bugün bir iktidar olan bir muhafazakâr parti var. İktidar olma uğruna, güç kazanma uğruna kendi içine dâhil ettiği, ya da koalisyon kurduğu, birlikte el tuttuğu, iş tuttuğu kimseler, çevreler, ülkeler, dostlar, ortaklar kendisine ihanet ettiler ve ediyorlar. Büyük bir felâketin içine düşülünce de bu kez yeni ortak arayışlarına giriliyor. Duygular baskın olduğundan böylesi durumlarda seçkin olunamıyor.

Eskiden nur cemaati ile ilgili genel kanı şuydu. Kendilerinin de belirlemiş olduğu sınırları vardı. “Euzubillahiminessiyase” diyorlardı. Siyasetten Allah’a sığınırım, anlamında. Siyasi eylemleri şeytani davranış olarak tanımlıyor ve algılıyorlardı. Böyle diyorlardı ama geçmişte üstad Necip Fazıl’ın, Sezai Karkoç’un yanında asla yer almadılar. Milli Görüş hareketinden uzak durdular. Siyasetten uzak duruyorlar gibi yapıyorlardı ama aktif olarak siyasetin içindeydiler. DP. AP, DYP, ANAP, DSP en sonra da AK Parti’nin yanında ve içinde yer aldılar. Siyasetin içinde değillerdi ama siyasetin bütün imkânlarını sonuna kadar kullandılar.

Bu kesimin mensuplarının Siyonizm’in, ABD emperyalizminin, Batı’nın ruhuyla bir olmalarının izahı yoktur. Bunu onlarla birlikte el tutan ve iş yapanlara da sormak gerekir. Demek ki yeri ve zamanı gelince sinirleri alınmış topluluklar da canavarlaşabiliyor.

El-Kaide, DEAŞ, Boko Haram gibi Müslümanların başına bela olan örgütlere adına şu an FETO terör örgüte denen kesim de dâhil olabiliyor. Yarın bir başka isimle bir başkasının olmayacağı ihtimal dışı değil.

Hatta onlar o kadar uysal, o kadar mülayim, o kadar sessiz idiler ki. Onlara olan eleştirilerde, enerjik dinamik, hareketli, kabına sığmayan çocukları içlerine alıyor, sinirlerini çekiyor, ot gibi insanlar olarak meydanlara salıyorlar.

Bu cemaat mensuplarının zaman içinde nasıl bir canavara dönüştürüldüğü, gözü görmez hâle getirildiği, geldiği, sürüklendiği şimdi ortada. Bu cemaat özelinden bütün Müslümanların durumunu tanımlayabiliriz. Hırs ve tamahta, dünya nimetlerinde, yer edinmede birbirileriyle nasıl kıyasıya yarış içinde oldukları şu sıralarda çok daha iyi görülebiliyor. Şu sıralarda hiçbir topluluk diğerinden farklı değil. Kapana sıkışan aynı durumda olmaya hazır ve aday.

Millet bilinci, ümmet bilinci, devlet bilinci, uygarlık bilinci tamamen devre dışı.

Artık Müslümanların dava bilinci yok. Büyük İslâm medeniyetinin savunusundan, ona erme çabasından, onu yeniden yaşatma, diriltme çabasından uzak durumdayız. Tapınma duygusuyla, eleştiriden, kritik etmeden uzak yani bakışlar hayata egemen. Kimsenin bir İslâm milleti bilinci, İslâm devleti ideali, Müslüman kardeşlik ve sevgisi bilinci yok. Çünkü iktidarda kalma uğruna yeni dünya düzenindeki kurumlara tutunma hedefi var. Artık Müslümanların da bir demokrasi dini var. Bu küresel din ne yazık ki Müslümanları iyice kuşattı.