İslâm bütüncül bir hayat ilkesi. Bu, ilk günkü gibidir. Bir değişmezliği var. İslâm’ın bütüncül özü hiçbir zaman değişmeyi gerektirmiyor. İnsanlığın ilk gününden beri zararlı olan, olabilecek durumlara sınırlamaları var. Olması gereken de budur. Değişmez ilkeler insanlığın koruyucu özelliğine sahip. Esaslarda evrilmeyi gerektirecek bir boşluğu bulunmuyor. Haram olarak nitelenen her durumun her zaman geçerliği var. Bunların karşında esnemek boşluğun başlangıcı. En küçük bir esneme ve boşluk oluşturma çözülmeye kapı aralar.

Müslümanlar üzerinde operasyon yapanlar İslâm’a karşı savaş açmış olanlardır. Müslümanlara giydirilmeye çalışılan giysilerin tamamı Müslümanların yabancısı olduğu, olması gerekenlerdir. Kendilerine göre kavramlarla yeni bir algı oluşturulmaya çalışıyorlar. Görünürde bunu sevimli kılmaya veya yumuşatmaya çabalıyorlar. Ortaya sürülen kavramlarla sanki İslâm ve Müslümanlar onların karşıtıymış gibi bir algıya sürüklüyor.

Müslümanlara giydirilmeye çalışılan kavramlara bir göz attığımızda ve dikkatle incelediğimizde sonuçlarının nereye varacağı anlaşılır. “Ilımlı İslâm” kavramı örneğinde olduğu gibi. Sanki Müslümanlar ılımlı, hoşgörülü, sevgi bakışlı olmadıkları algısını oluşturuyor bu kavram. Bununla yapılmak istenen Müslümanların kendilerini değiştirmeleri ısrarla isteniyor. Oysa İslâm insanlığın kurtuluşu, esenliğe ulaşması ve esenlik içinde yaşamasını öngörür. Bütün kurallarında insanlığın kurtuluşunu sağlar. En zor durumlarda, altından kalkılamayacak durumlarda bile insanı kurtarmaya bakar. Bir insanı öldürmek kadar ağır bir suç yok. Bu, Müslümanlar için büyük günahlardan. Bir katilin bile kurtulması için kapıları aralıklı tutar. Bir katile öngörülen ceza kısastır. Yani, birebir onun ölüm ile cezalandırılmasıdır. Fakat burada o kişinin kurtarılması için kapılar aralanır. Öncelikle, o kimsenin ölümle cezalandırılması gerekir. Fakat kişinin öldürülmemesi için öldürülenlerin yakınlarına maddî bir bedel ödenerek, ya da bir bağış kapısı aralanarak kurtarılmasına bakılır. Bu yolun insanlık için daha hayırlı olacağı Kur’an’da özel bir vurgu olarak yer alır. Hz. Ali ile bir suçlu arasında geçen bir diyaloga baktığımızda burada çok ilginç bir sonuçla karşı karşıya kalırız. Kişi bir suç işlemiş, onun aslında cezalandırılması gerekiyor. Suçlu, kendisi suçunu itiraf ediyor. Hz. Ali ise suçlaya “Sen bu suçu işlemedin değil mi ” diye soruyor. Amacı, onun o suçunu bir biçimde bağışlamak ve onu hayata kazandırmak. Adam: “Hayır ben o suçu işledim” diyor ısrarla. Hz. Ali’nin bütün ısrarlarını boşa çıkarıyor. Çaresiz adamın cezalandırılması için infaz alanına götürülüyor. Suçun cezası şiddetli. Hz. Ali alana vardığında suçlu cezanın şiddetini görünce suçunu inkâr ediyor. Hz. Ali de kişiyi bağışlıyor. Bundan da memnuniyet duyuyor. Burada yapılmak istenen kişinin cezalandırılarak nefretinin ve düşmanlığının sağlanması değil, kişinin kazanılmasına dönük bir eylemde bulunuyor. Durum böyle olunca o kişi başka suçlara yönelmekten de kurtarılıyor. “Ilımlı İslâm” derken, sanki İslâm insanlığa karşı çok acımasız, zalim, katı gibi gösteriliyor. Bu kavramın amacı insanları İslâm’dan soğutmak ve uzaklaştırmak. Bunlar zamanla adım adım başka bir alana doğru götürülüyor. Müslümanlar lehine gibi görünen kavramlar artarken giderek her adımda insanlığı İslâm’dan uzaklaştırılıyor. Bazı kavramlar ise zamana bırakılıyor. Batı ile bütünleşme adına sürdürülen çabalara bakıldığında, onların gölgesinde ve himayesinde daha adil, daha hoşgörülü, daha demokrat ve daha insanî olduğu vurgusu öne çıkarılıyor. Bugün için kapitalizmin en acımasız merkezi olan abede üzerinden Müslümanlar üzerine ağdırılan uydurma bir sevecenlik sunuluyor. Oysa onlar Müslümanlara çıkarlarına zarar vermediği sürece hoşgörülüdürler. Kendilerine kölelik düzleminde bağlılık gösterenlere hoşgörülüdürler.

Son zamanlarda en belirgin olan Müslümanları İslâm’dan uzaklaştırma bir dönüştürme ile kendilerine ait kılmadır. Bu da İslâm’ın içi boşaltılarak, onların deyimiyle bir “İslâm’sız İslâm” oluşturma düşüncesidir. Müslümanların öncelikle bu tuzakları kavramaları gerekiyor.