Sanal furya ile belli merkezlerde yönetilen iletişim araçlarının insanları belli odaklara doğru kilitlediği bir zamanda sosyolojinin bilim olarak bir değeri kalır mı Şu anda psikolojinin alabildiğine yoğun yaşandığı, toplumun giderek gergin bir yayın üzerinde durduğu bir zamanda sosyologlar ne işe yararlar.
Bu soruyu tersine de çevirebiliriz. Sosyoloji psikolojiye araç olsun diye mi kullanılıyor Bu yargımda ve yaklaşımımda haksız da değilim.
Bu yazıyı bana yazdıran neden son günlerin gerilimi ve bu psikolojiye dayanan süreci. Bu süreçte de beklenmedik bir biçimde kimi bilim ve düşünce adamlarının içinde düştüğü açmaz. Bunlardan biri de değer verdiğim sayın Ali Bulaç. Sosyoloji üzerine çalışmaları ve yoğunlaşması olan bir insanın vardığı durum. Yazılarını okurken daha bir düşünceye daldırdı bu konu beni. Umutsuzluk adına mı, insanların genel psikolojileri adına mı, her neyse.
Geçen zaman içinde AKP yi en çok eleştiren yazarların başında geliyordu ve birden AKP yi savunur duruma düştü.
Psikolojik dalga onu da etkisine almış görünüyor.
Bunu düşünürken geçmişe dair bazı çağrışımlar yapmak durumundayım,
Öteden beri ünlü bir üniversitemizde yapılan sosyolojik çalışmaların Abede adına yürütüldüğü kanaati ben de hâkim. Başımdan geçen bir olay da var. Bu benim kanatimi pekiştirdi. Özellikle Türkiye deki İslâmî hareketleri inceleyen sosyolojik çalışmaların kim ve ne adına yapıldığını artık çok iyi biliyoruz. Sayın Bulaç ı da ilgilendiren, adının geçtiği bir rapor vardı. 1991 yılında Abede de Türkiye deki İslâmî duyarlıklı entelektüellerin, sanatçı ve düşünürlerin adlarının bir liste halinde yayımlanması sonucu yaşanan süreç. O zamandan beri söz konusu isimlerin etrafında oluşturulanlara belleğimi zorluyorum. Rasim Özdenören in durduk yerde DTP genel sekreterliğinden alınışı, ondan sonra bir daha o makama gelemeyişini biliyorum. Diğer isimlerle de ilgili gene benzer kuşatmalar olmadı değil. Biraz düşünülürse, sanırım nedenleri ve sonuçları çıkarsanabilir.
Bu ünlü üniversitede, bir ünlü bilim adamının riyasetinde yapılmakta. Bu bilim adamının adını vermede bir sakınca görmüyorum. Şerif Mardin. Şerif Mardin sosyalist gelenekten gelme biri olmasına karşın bütün çalışmalarını Türkiye sosyolojisi, özellikle de İslâmî duyarlık ve sosyal oluşlar etrafında yaptırmakta olduğu bilinen bir gerçek. Nur cemaati, Bediüzzaman, Fetullah Gülen Hoca ve çevresi, Milli Nizam ile başlayan RP dönemine kadarki hemen her dönem mercek altına alındı. Sosyal olaylar psikolojik oluşlarla yatak değiştirdi, değiştirmeye devam ediyor.
Bu çalışmaları yapan bazı önemli isimler var. Ruşen Çakır bir Milli Görüş uzmanıdır. Doktorasını da sözünü ettiğim üniversitede yapmıştır. Şerif Mardin in kendisi Bediüzzaman üzerine yoğunlaştığını biliyoruz. Bir diğer isim ise Hakan Yavuz dur. 1992 de Yedi İklim dergisine getirildiği zaman bu kişinin Boğaziçi Üniversitesinde doktora yaptığı söylendi. Daha sonra kendisiyle bir buluşmamızda, doktora çalışmasını Telaviv Üniversitesinde yaptığını, şu an Utah Üniversitesi nde görev yaptığını söylemişti. Sayın Yavuz, Türkiye deki etkili olan İslâmi duyarlıklı edebiyat, siyaset ve tasavvufi çevreler üzerine çok yoğun bir araştırma yapmış. Bütün bunlar 1991 tarihinden itibaren başlıyor. RP nin de yükseliş dönemi. Hakan Yavuz; örneğin RP İstanbul Maltepe teşkilatına giderek kahve ziyaretlerini, cenaze evlerini, düğün ziyaretlerini birlikte gözlemleyerek nasıl bir yöntemle çalıştıklarını izlemiş. AKP nin oluşum göstergelerini bu çalışmada görebilmekteyiz. Bu çalışma kitap olarak da yayımlandı.
Benim kanaatim ve gözlemim bu gibi sosyolojik çalışmaların emperyalist abede adına yapılmakta olduğunu, bunun sonucu olarak da Abede merkezli bir psikolojik dalga oluşturulduğunu düşünmekteyim.
Dünya belli bir merkezden yönetiliyor
Özellikle emperyalizmin kıskacında olan ülkelerde. Sosyoloji psikolojinin kurbanı.
Sayın Bulaç da bir sosyal bilimci olarak bir dalganın etkisine giriyorsa ve girebiliyorsa, psikolojik dalgaya kapılıyorsa artık bu ülkede sosyoloji adına konuşmamak gerekir. Çünkü sosyoloji, psikolojiye kurban edilmektedir.