Araba kullanmayı öğrenirsiniz, sonra ehliyet alırsınız. Sonra arabayı sürersiniz ama sağa-sola yalpalarsınız. Zamanla, şayet arabayı uzun süre kullanıp tecrübe kazanırsanız, direksiyona öyle alışırsınız ki, siz farkında olmadan tehlikeleri reflekslerle önlersiniz.

İşte bu "tecrübeler" ve "refleksler" zamanla kazanılır.

İnsan ömrü de böyledir.

Zaman geçtikçe insan birçok olayları "yaşar" ve kendisinde bir "sezi melekesi" doğar. Bunu elde etmek için "zekâ" yetmez, "tahsil" yetmez; bunu ancak "yaş ve tecrübe" kazandırır.

Yaşayanın bu deneyimleri elde etmesi için;

-Önce o "konu" üzerinde durmuş olması ve "ilgilenmesi" gerekir.

-Sonra, olayları "ilmî tahlillere" tâbi tutması ve "inceleme" yapması gerekir.

-Bilahare, her olayı "nedenleri" ile ele alması ve "çözümlemesi" gerekir.

-Bu hususta "ilmî eserler okuması" ve "araştırmalar yapması" gerekir.

-Bu arada; bütün bunlarla beraber "yaşlanması" ve "tecrübe" kazanması gerekir.

Malum olduğu üzere; işte bu gibi özelliklerden dolayı Türklerde bilhassa "büyüklere saygı" son derece önemlidir. Aile içi disiplinde "yaş" adeta "askeri kıdem" gibidir.

Eskiden büyükler ile küçükler aynı sofrada oturup yemek bile yiyemezlerdi.

Türkler "büyük imparatorlukları" ve "cihan devletlerini" böyle kurdular.

*

İslâmiyet insanlardan böyle bir şey istemez ama; "İslâmiyet" insanları gruplara ayırmıştır.

15 yaşına gelinceye kadar herkes velilerinin veya vasilerinin emrindedir.

Sonra "gençlik yaşları" başlar; "bedenî faaliyetleri" bunlar yüklenir.

Bu gençler aynı zamanda 40 yaşını geçenlere asistanlık yaparlar.

Asıl kararları 40 yaşını geçmiş kişiler alırlar.

Bu gençler "iş eğitimini" almışlardır ama henüz "hayat tecrübesi" direksiyonları pişmemiştir.

40 yaşına gelince, artık "karar alma" çağındadırlar.

-Olgun yaşta olanlar kararlar alırlar, gençler uygularlar.

-Kararda olgunlar söz sahibidir, uygulamada ise gençler yardımcıdır.

Uygulamada ve eylemde esas yükü gençler çekerler.

63 yaşını geçenler artık "aksakal", "bilge" ve "büyük"türler. Kendileri karar alanlara "müşavirlik" yaparlar. 40 yaşına gelenler beden eğitimlerini almışlardır ama zihnî eğitimde henüz tam "tecrübeli" olmamışlardır. Bunlar 63 yaşını geçenlere "danışarak" karar alırlar.

Kararı kendileri alırlar ama "yaşlılara" ve "tecrübelilere" danışmak zorundadırlar.

Allah Kur an da "danışmayı emretmiş" ama "kararı kendin al" demiştir.

*

Beş yıl önce "Anayasa ekseriyeti" ile "iktidar" olanlar, 1969 yılında başlatılan "Bağımsızlar Hareketi/ Millî Görüş Hareketi" sonrasında büyüyüp bugün 40-63 yaşlarında olanlardır.

Karar almak ve uygulamak elbette onların işidir, onların hakkıdır; ancak o işin, o siyaset işinin, ülke yönetiminin, hayatın bir de 63 yaşını geçenleri de vardır.

Onlara danışmak ve onlardan aldıkları bilgileri değerlendirmek durumundadırlar.

Ama onlar ne yaptılar

Anayasa ekseriyeti ile iktidarda olan o "sözde olgun" arkadaşlar, maalesef "bilgeleri dinleme" ve onların "tecrübelerinden yararlanma" ihtiyacını hissetmedir. Sokak çocukları misali; AB ve ABD sokaklarında, faizi ve zinayı meşrulaştırma bataklıklarında sürünmeye başladılar!..

*

Onlar büyüklere danışmak, büyükleri dinlemek ve kararları ondan sonra almak durumundadırlar. Bu benim koyduğum bir kural değildir, aksine Kur an ın emirleri içindedir.

Onlar "istişare etmediler" ama; biz onların gözlerinin içine sokacak, kulaklarını patlatacak bir şekilde uyardık. Onlar bize ve herkese tepeden baktılar ve sen kimsin ki bize akıl veriyorsun dediler!

"Ben ve benim büyüklerim, sadece sizden erken doğmuş bilge kimselerdir. Siz, bizim oluşturduğumuz imkânlarla şimdi orada oturuyorsunuz. Biz ağacı diktik, suladık, baktık, yetiştirdik; siz ise meyveleri heder ettiniz. Dalları kırmayın, ağaçları kurutmayın

diyoruz."

Diyoruz ama