SİYASAL HAKLAR
Müslüman azınlıkların siyasal haklarını elde etmeleri
için eğitilmeleri, kurumsallaştırılmalarının sağlanması için çaba
gösterilmelidir. Her Müslüman ülke bir ülkedeki azınlıkların hamiliğini
üstlenebilir. Oradaki zeki çocuklar okutularak geleceğin siyasi liderleri
haline getirilebilinir. Unutmayalım ki Müslümanlar bulundukları ülkelerde
güçlendiklerinde o ülkenin siyasetini etkiledikleri için o ülkenin Müslümanlara
karşı düşmanca tutum içine girmesini de engellemiş olur. Yani Müslüman
azınlıklarla ilgilenmek bir yük değil, ileriye dönük getirisi olan bir iştir.
EKONOMİK SORUNLAR
Müslüman azınlıkların ekonomik olarak bulundukları
ülkelerde güçlenmeleri için çalışma yapılmalıdır. Müslüman kuruluş ve
şirketler, o ülkelerdeki Müslümanlardan temsilcilikler oluşturabilir, böylece
oradaki Müslümanların ekonomik olarak kendi ülkelerinde söz sahibi olmaları
sağlanır. Ülke yönetimi de Müslüman devletlerin sermayesini kendi ülkelerine
getirmek için elindeki bu azınlıkların potansiyellerinin farkına varır ve
onları bir anlamda aracı olarak görür.
DİĞER MÜSLÜMAN ÜLKELERLE İŞBİRLİĞİ DİPLOMASİ
Müslüman azınlıkların sorunu bir ülkenin sorunu olmayıp,
tüm Müslümanların sorunudur. Dünyada en büyük azınlık durumunda olan
milletlerden birisi de Türklerdir. Rusya da, Çin de, Balkanlar ve Ortadoğu da
milyonlarca Türk azınlık durumundadır. Bu nedenle Müslüman azınlıklar sorununu
Türkiye bir uluslararası mesele haline getirmeli, İslam dünyasının bir sorunu
haline getirmeli ve diğer Müslüman devletlerin desteğini almaya çalışmalıdır.
Tabi ki bunun için de diğer milletlere mensup Müslümanların da sorunlarıyla
ilgilenmelidir. Olayı bir etnik sorun değil, dini ve kültürel sorun haline
getirmesi elini kuvvetlendirdiği gibi, başka ülkelerin de desteğini alabilir.
TÜRKİYE NİN AZINLIK POLİTİKASI VE DIŞ TÜRKLER
Türkiye nin Müslüman azınlıklarla ilgili sistemli ve
disiplinli bir politikası yoktur. Fakat dış Türkler ve akraba toplulukları
adıyla oluşturulmuş bir kurum olup, dış Türklerle ilgilenmektedirler. Gerçi bu
da bir şeydir Türkiye için. Eskiden dış Türklerle de ilgilenmiyorlardı. Fakat,
gerçek anlamda dünyada söz sahibi olmak istiyorsa sadece Türkleri değil, tüm
azınlık sorunlarıyla ilgilenmeleri gerekmektedir. Bir İngiliz, Fransız ve Rus,
yıllarca Osmanlı ülkesindeki Rum ve Ermenilerle ilgilendiler. Onların bu
azınlıklarla ilgilenmeleri sadece Hristiyan dini hamiyetlerinden değil, Osmanlı
üzerinde ellerinde kullanacakları bir baskı unsuru bulundurmak, bu milletler
üzerinden Osmanlı içişlerine karışmak ve Osmanlıya karşı yandaş edinmekti.
Bizler belki günümüzde bu şekilde karşımayız ama onların dini ve eğitimle
ilgili sorunlarını çözmeye çalışır, o ülkedeki siyasi hareketler içinde
güçlenmeleri için kurullar oluşturur, destekte bulunabiliriz.
Biz bunları konuştuğumuzda bir çok kişi günümüz
şartlarının değiştiğin olaylara dinsel bakılmadığını söylerler. Halbuki Batı;
Sudan da Darfur olaylarını bahane ederek buradaki Hristiyanları Müslümanlardan
kopararak bir Hristiyan Sudan devletini kurdular. Bunu yaparken tamamen dini
taassup üzerinde planlar yaptılar. Ama bugün bir çok ülkede Müslümanların oranı
%50 yi aşmışken bile onlara bağımsızlığı bırakın özerklik bile verilmiş
değildir. Özerklik vermiş olan da bunu şeklen vermişlerdir. Çin ve Rusya
Cumhuriyetlerinde olduğu gibi. Halbuki azınlıklarımız bizim yetim evlatlarımız
olduğu gibi, o ülkede Müslümanları temsil etmektedirler. Onlar güçlendikleri
zaman, o ülkelerle İslam ülkeleri arasında köprü olacakları gibi, bölgedeki
insanların İslam a geçmeleri veya İslam ın iyi anlaşılmasını da sağlamış
olacaklardır. Ayrıca, o ülkelerin de İslam dünyasıyla iletişimini
sağlayacaklardır.
Türkiye, dış Türklerle ilişkilerini güçlendirip, bir
ağabey olarak onların medeniyet açısından iyileşmesini sağlayıp, buradan elde
ettiği bilgi ve tecrübesini diğer Müslüman azınlıklara yönlendirirse gerçekten
tüm Müslümanların kıblesi olur. Türkiye, bu konudaki çalışmalarını İslam
Konferansı Teşkilatı ve sivil kuruluşlar kanalıyla da yapabilir. Batı kendi
azınlıklarını misyoner teşkilatları kanalıyla örgütlerken, biz de sivil
teşkilatlarımı ve cemaatlerimiz kanalıyla bunu pekala yapabiliriz. Her cemaat,
bir ülkeyle ilgilenmeyi politika haline getirirse her ülkede bizim dostlarımız
olacaktır.
SONUÇ OLARAK
Bu araştırmada pratik ve teorik bir yol belirtmeye
çalıştık. Burada Müslüman azınlıklarını ne gibi ihtiyaçları olduğunu gösterdik.
Ayrıca, Müslüman devletlerin Müslüman azınlıklar
sorunuyla ilgilenmediklerini belirttik. Müslüman azınlığının bazı problemlerini
seçtik. Yabancı kültürlerin Müslümanları etkileme nedenlerini araştırdık. Bazı
önerilerde bulunduk. Özellikle Arapça dilinin Müslüman azınlık arasında
yayılması gerektiğini belirttik. Böylece İslami kültür, milli kültürle denge
sağlanmış olacaktır. Sosyal problemlerden eğitim, karma eğitim ve medya
sorunlarını seçtik. Bunlar yaşamla ilgili problemlerdir.
Fakat Avrupa daki eğitim, medya ve yaşam tarzını
değiştiremeyiz. Fakat belli bir program çerçevesinde çalışılıp, dernek ve
cemiyetler aracılığıyla çocukların ve Müslüman azınlığın eğitimini takip
ettiğimizde sorunlar asgariye inmiş olur. Bu çalışmalarımız Müslüman
azınlıkların kendilerini korumalarına ve azınlık olarak kültürleriyle birlikte
yaşayabilmesine kadar sürdürülmelidir.