Her söylenen söze kanan, herkese hemen güvenen, aklını onun bunun cebine koyan; parasını hemencecik bol para vereceğini veya kazandıracağını vaad eden kişi veya kişilere teslim eden; akı kara, karayı ak gösterecek derecede demagog kişilere aldanan; birinin kıyafetine, kalıbına, boyuna posuna kanarak peşinden giden kişilere; saf, saftirik, aptal, dangalak, manyak denir. Bu gibi tipleri hicveden pek çok film yapılmıştır. Bunlardan birini bir otobüs yolculuğunda “mecburen” seyretmiştim. Başrollerde Şener Şen ile İlyas Salman oynuyordu. Şener Şen, anasının gözü, fırlama, üçkâğıtçı bir tipi; İlyas Salman ise, devamlı kandırılan saf bir karakteri oynuyordu. Filmin bir bölümü şöyle: Şener Şen, bir grup saf vatandaşı, Avrupa ülkelerine götürme vaadiyle kandırıyor. Her birinden yüklü bir para alıyor. Onları bir kamyonun kapalı kasasına dolduruyor. Bulgar sınırına yakın bir yere geldiğinde, sanki hudut noktasına gelmiş gibi kamyonu durduruyor ve başlıyor, “gûya” sınır görevlileriyle konuşmaya: “Komşi! Komşi! Dobre! Dobre!” diyor. Sonra sesini değiştirerek güya Bulgar askeri konuşuyormuş gibi yapıyor. Bu şekildeki konuşmalardan sonra, yolcularına; “hududu geçtik. İnin!” diyor. Sabaha kadar da yerlerinden ayrılmamalarını tembihleyip kamyonu sürüp gidiyor. O garibanlar ise sabah olup da köyden ezan sesi gelince ve gidip köylülerle konuşunca durumu anlıyorlar.

Bu filmin benzeri hâdiseler gerçek hayatta da çokça olmuştur, olmaktadır. Hatta koca koca profesörler bile bu gibi düzenbazların tuzağına düşmektedirler. Bu yüzden polis ve jandarma cep telefonlarına mesajlar yollayarak bu gibi sahtekârlara aldanmamaları hususunda vatandaşları îkaz etmektedirler.

28 Şubat sürecinde o filmdeki gibi pek çok sahtekâr türemiş, meşrû bir iktidarın devrilmesinde figüran olarak rol almışlardı. Vatandaşları kandırmak maksadıyla pek çok şirket , holding kurulmuş, pek çok sahte şeyh, kanaat önderi sahneye çıkmıştı. Vatandaşların samimiyetini ve saflığını alabildiğine kullanan pek çok politikacı da sahnelerde arz-ı endam etmişti.

Bahsi geçen o filmin son bölümleri enteresan: İlyas Salman defalarca aldatıldıktan sonra gûya uyanır. Şener Şen, “hukûkî hülle” yaparak malını, mülkünü, şirketini İlyas Salman’a devretmiştir. Tehlike geçince tekrar şirketini, mallarını almak ister. Ancak İlyas Salman vermez. Filmdeki ismi “Bilo”dur. Şener Şen, “Bilocan! Bilocan!” diye yalvarır, diller döker. İlyas Salman şöyle der: “Evet ben Bilo! Ama namıssızBilo!”

Defalarca kandırılmak yanlış olduğu gibi, bu şekilde sahtekârlık yapmak da yanlış. Müslüman , ne aldanır, ne de aldatır. Peygamber Efendimizin (asm) şu hadis-i şerifi temel ölçüdür: “Mü’min aynı delikten iki kere ısırılmaz.” Bu söz, Efendimiz (asm) tarafından şu hâdise üzerine söylenmiştir: Müşriklerin ileri gelenlerinden şâirEbûİzze, devamlı Peygamber Efendimizi (asm) ve Müslümanları hicveden şiirler söylüyordu. Bedir Harbinde esir düşmüştü. Mekke ’de dört kızının kaldığını, başlarında olmazsa onların perişan olacağını söyleyerek affını talep etmiş, yalvarıp yakarmıştı. Peygamber Efendimiz de (asm) kendisini serbest bırakmıştı. Aynı kişi, Mekke’ye döner dönmez, tekrar Müslümanları hicveden şiirler söylemeye devam etmişti. Başka bir savaşta yine esir düşmüş, yine aynı gerekçelerle affını istemişti. Peygamber Efendimiz de (asm); “Mü’min aynı delikten iki defa ısırılmaz!” buyurarak, bu İslâm düşmanı sahtekârın boynunun vurulmasını emretmişti.

O mübarek söz, aynı zamanda Mü’mini, Müslümanı tasvir eden bir cümledir. Müslüman, aynı delikten iki defa ısırılmaz. Yani aldatılmaz. Müslüman defalarca aldatılıyorsa, tatlı sözlere kanıp sonradan, “ah eşek kafam!” diye başını yumrukluyor, dizini dövüyorsa, kendi kendini kontrol etmelidir. Ondaki Mü’min ve Müslim vasfından noksanlık var demektir. Müslüman, icabında bütün İslâm düşmanı kâfirleri parmağında oynatır. Bu câizdir. Ancak, Müslüman Müslümanı aldatmaz, ona yalan söylemez. Tatlı sözlerle kandırmaya çalışmaz. Müslüman aynı zamanda da aldanmaz. Aldanırsa da ikinci defa aldanmaz…