Bu Beyitlerden Kulaklara Küpe Yapalım
Adamın biri İmam Şâfiî’nin yanına gelip, ona arkadaşının hasta olduğunu haber verdi. İmam Şâfiî: “Bunu bana söylemekle bir hayır işledin. Beni uyararak hayra yönelttin. Üstelik arkadaşıma yalan mazeret öne sürmemi de böylece engelledin.” diyerek ona şükran duygularını iletti. Sonra: “Getir delikanlı çarıklarımı da arkadaşıma ziyarete gideyim.” diyerek şu veciz sözleri ekledi konuşmasına: “Arkadaşa yalan şaibeli bir mazeret uydurmaktansa, kızgın toprakta, yalınayak, yaralı ve aç olarak yürümek daha iyidir.” Sonra şu beyitleri fısıldadı yüzyıllar ötesinden kulağımıza, küpe olsun diye:
“Hakkı Yerine Getirmek
Hakkı yerine getirmede buluyorum rahatı
Bilerek terk edersen, bir gün çöker ağırlığı
Şans olarak yeter sana yalancı bilinmemek
Kolay değildir zira “ben bilmiyorum” demek.
Kim riayet ettiyse komşu hakkına
Amcasının oğlundan, yakın dostundan sonra
Bakmayıp yakınlığına uzaklığına
Onurlu bir hayat yaşar
Adını anmak hoş gelir insanlara
Emri Hak vaki olduğunda
Gönüllü koşarlar uğurlamaya.” (İmam Şâfiî, A. Ali Ural, Divan İmam Şâfiî’nin Şiirleri, İstanbul: Şûle Yayınları, 2006, s. 187)
Sonra yoldaşımızın, arkadaşımızın hata ve ayıplarına karşı gözünüzü kör edin, kendi kusurlarınızı da basiret gözüyle görün der. Hani atalar sözü vardır, “Kusursuz dost arayan dost bulamaz” diye, Şâfiî de aynen öyle söyler şu beyitlerinde:
“Farzet, yoldaş oldun bir kavim ile
Kanat ger onlara, şefkatin olsun.
Kendi kusurunu gör basiretle,
Yoldaşın ayıbına “gözün kör” olsun…
Dostun sürçmesini alıp da geçme,
Onlara cevabın: “Canın sağ olsun”
Büyüttün hatayı, kârın ne olur
Azalırlar… Sonra dostsuz kalırsın.” (İmam Şâfiî, trc. Şamil Dağcı, İmam Şâfiî, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 2004, s. 47. )
Bu da başka bir nasihati, başka bir küpesi, hangisini takarsan tak kulağına:
“Rıza gözü ile gören, hataları hiç görmez,
Gözünü öfke bürüyen ise kötülük üretir.” (İmam Şâfiî, trc. Şamil Dağcı, İmam Şâfiî, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 2004, s. 47.)
Aşkı Kavurursa Ne Yapar İnsan
Adamın biri İmam Şâfiî’nin yanına gelerek bir kâğıt uzattı. Kâğıtta bir beyit yazılıydı:
“Mekke müftüsüne sor Haşimoğullarından
Aşkı kavurursa ne yapar insan ”
İmam Şâfiî, beytin altına şu beyiti yazdı:
“Sevgisini tedavi eder, sonra aşkını gizler
Boyun eğip kadere olanlara sabreder.” (A. Ali Ural, Divan İmam Şâfiî’nin Şiirleri, İstanbul: Şûle Yayınları, 2006, s. 61. )
Kâğıdı getiren adam İmam Şâfiî’nin verdiği bu beyitli cevabı alıp götürdü. Daha sonra elinde yine kâğıtla döndü. Kâğıdı İmamımıza uzattı. Kâğıtta:
“Sevgisini nasıl tedavi edebilir ki
Tutkusu genci öldürmektedir
Her gün yudum yudum
Kederi içmektedir.” (A. Ali Ural, Divan İmam Şâfiî’nin Şiirleri, İstanbul: Şûle Yayınları, 2006, s. 61. ) yazmaktadır. Bu mısraların altına İmam Şâfiî de şu cevabı yazdı şairliğindeki maharetle fıkhındaki bilgisini birleştirerek:
“Eğer sabretmezse başına gelenlere
Onu ancak ölüm kurtarabilir.” (İmam Şâfiî, A. Ali Ural, Divan İmam Şâfiî’nin Şiirleri, İstanbul: Şûle Yayınları, 2006, s. 61. )
O dönemin insanları da şairane konuşup yazıyor olmalı ki İmam Şâfiî’ye ara sıra şiir ve beyitlerle fetva sorularını dile getirip o konuda fetva isteyenler vardı. Bir örneğini yukarıda verdiğimiz gibi. Bu da yaşlı bir kızla evlenmek isteyenin mısraları ve İmamımızın cevabı:
“Allah hidayet etsin sana
Ne düşünürsün
Doksan yaşındaki bir kızı seven
Adam hakkında ” (A. Ali Ural, Divan İmam Şâfiî’nin Şiirleri, İstanbul: Şûle Yayınları, 2006, s. 61. )
İmam Şâfiî Hazretleri bu duruma da şu fetvayı verdi mısralarla…
“Ağlarız onun için
Doğrusu haktır ona ağlama
Taptaze bakireler dururken
İhtiyara âşık olmak ha!” (İmam Şâfiî, A. Ali Ural, Divan İmam Şâfiî’nin Şiirleri, İstanbul: Şûle Yayınları, 2006, s. 65. )
İmam Şâfiî Ve Kadın
İmam Şafiî, elbet büyük bir âlimdir, imamdır, bir mezhep önderidir, ama aynı zamanda bir eştir sevgilidir. Onun da özel hayatı vardır, onun da çocukları vardır. O da insandır, insanüstü başarılara imza atsa da… Bir gün Kureyş kabilesinden olan eşi ile şakalaşırken ona şakayla karışık sitem eder:
“Sitem
Beladır, sevdiğin sevmez, yüz çevirirse senden
Arayıp sormaz, sen ısrar ettiğinden.” (İmam Şâfiî, A. Ali Ural, Divan İmam Şâfiî’nin Şiirleri, İstanbul: Şûle Yayınları, 2006, s. 62. )
Sevdiğinin hastalığına da dayanamaz üzerine titrediği için hastalandığını belirtir. O hastalanınca da sevdiği ziyaretine gelip sevdiğini görünce hemencecik iyileştiğini zarif bir şekilde anlatır mısralarıyla:
“Sevgili hastalandığında ziyaretine gittim
Üstüne titrediğimden hasta oldum ben.
Ben hastalandığımda sevgili geldi
Onu karşımda görünce şifa buldum hemen.” (İmam Şâfiî, A. Ali Ural, Divan İmam Şâfiî’nin Şiirleri, İstanbul: Şûle Yayınları, 2006, s. 63. )
Kadınlar dedik de İmam Şâfiî Hazretleri kadınları sevmenin meşakkatli olduğunu söyleyenlere, kadın sevgisinin meşakkat olmadığını asıl zorluğun sevmediğine yakın olmak olduğunu belirtmiştir muhteşem mısralarıyla:
“Musibetin Beteri
Abartıp insanlar kadınları, dediler:
Kadın sevgisi ne zorlu imtihandır.
Kadın sevgisi meşakkat değil ama
Zorluk sevmediğine yakın olmaktır…” (İmam Şâfiî, A. Ali Ural, Divan İmam Şâfiî’nin Şiirleri, İstanbul: Şûle Yayınları, 2006, s. 66. )
Mukaddam Dağı’na Bırakılan Gizemli Hazine
İmam Şâfiî, hastadır. Bir türlü iyileşememektedir. Basur yani hemoroit kanaması şiddetlenmiştir. Kan kaybetmekten mecalsiz, ölüm döşeğinde yatarken, kendisini ziyarete gelen öğrencisi Ebû İbrahim b. Yahyâ el-Müzenî’ye şöyle der:
“Dünyadan göçer, dostlardan ayrılır, ölüm şerbetini içip, Allah’a gider bir haldeyim. Bilmiyorum ruhum cennete mi gidiyor, eğer öyleyse onu kutlayayım, yoksa ateşe mi, cehenneme mi gidiyor onu taziye edeyim ” Sonra ağladı ve şu beyitleri söyledi ebedi yolculuğuna çıkmadan önce Allah’ın affının büyüklüğüne sığınarak:
“Kalbim sıkışıp çaresiz kaldığımda,
Bütün ümit ve beklentilerimi affına merdiven (vesile) kıldım.
Günahlarımı gözümün önüne getirdiğimde çok büyük buldum.
Ancak Senin affınla kıyaslayınca, affını daha büyük gördüm.” (İmam Şâfiî, trc. Şamil Dağcı, İmam Şâfiî, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 2004, s. 42.)
İmam Şâfiî’nin vefatıyla ilgili bir başka rivayette şu: İmam Şâfiî hasta olmasına rağmen telif ve öğretim faaliyetlerine devam etmektedir. İmam Mâlik’i eleştirince Mâlik taraftarlarıyla aralarında bir husumet başladı. Taraftarlar onu Mısır’dan çıkartmak için ellerinden gelen gayreti gösteriyorlardı. Valiye bu konuda büyük bir baskı vardı. Nihayetinde vali İmam Şâfiî’nin Mısır’dan sürgününe karar verdi. Şâfiî ve taraftarlarının vali ile istişareleri fayda vermedi. Bunun üzerine Şâfiî Hazretleri Mısır’dan ayrılmak için validen üç gün müddet istedi. Valide tamam dedi. Bu üç günlük mühletin sonunda üçüncü günün gecesi İmam Şâfiî, Mısır’dan göçtü ahirete…
Bir başka rivayet de şu şekildedir:
Halife Me’mûn, Şâfiî’yi Mısır kadısı yapmak istedi. Bunun üzerine İmam Şâfiî ellerini açarak şöyle bir dua etti:
“Allah’ım! Dinim, dünyam ve akıbetim için bu görev hayırlı olacaksa nasip eyle, değilse canımı al!”
Ettiği bu duanın üzerinden üç gün geçmeden duasının sonundaki isteği gerçekleşti ve imamımız ahirete göç eyledi.
İmam Şâfiî, kendisini sonradan takip edecekler için muazzam bir miras ve fıkıh için bitip tükenmek bilmeyen bir hazine bırakarak, h.204 yılı Recep ayının son gecesi (m.19 Ocak 820) 54 yaşında bu âlemden gitti. Onun ebedi istirahatgâhı Mısır’da Mukaddam Dağı’nın eteklerindedir. Geride bıraktığı eserleri ise o dağdan günümüze uzatılan bir ışık, âlimlerimiz için, bitip tükenmek bilmeyen gizemli bir hazinedir.
Ebedi İstirahatgâhına Postalanan Mektuplar
İmam Şâfiî’nin ebedi istirahatgâhı olan türbenin kubbesi Melîk Kâmil Eyyûbî tarafından 608/1211’de yaptırılmıştır. Oldukça süslü bir türbedir. Bugün bu türbe, türbe olmaktan çıkmış, bir dilek mahalli haline gelmiştir. Koca arayan kızlardan tutun da çocuk, para, mal, mülk isteyenlere, sınavlarını kazanmak dileğiyle gelen öğrencilere kadar herkes buraya gelir. Dileklerini, isteklerini arzuhal (dilekçe) şeklinde yazıp, türbenin parmaklıklarından içeriye atarlar. Hatta hatta daha da vahimi gelemeyenler istek dilekçelerini posta ile gönderirler. Postacı İmam Şâfiî adına postalanmış olan bu mektupları getirip, parmaklıklardan içeriye atar. Hocası İmam Mâlik’in sarığıyla yağmur duasına çıkan Endülüs halkını eleştirip, hurafelere karşı savaş açan İmam Şâfiî’nin öldükten sonra hurafelere ve bid’atlara karşı gösterdiği bu titizliğinin Müslümanlarca unutulması ne tuhaf ve ne acıdır! Müslümanların düştükleri bu durum karşısında belki de kemikleri sızlamaktadır... Ve de şu beyitleri fısıldamaktadır, bu gibi durumları dine mâl edenlere:
“Müslümanlığın özünde hiçbir kusur yoktur,
Ne kadar ayıp varsa hepsi Müslümanlardadır” (İmam Şâfiî, trc. Şamil Dağcı, İmam Şâfiî, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 2004, s. 98)
KAYNAKLAR:
Hasan Güleç, “İmam Şâfiî ve Edebi Şahsiyeti”, Dokuz Eylül Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, c.I, İzmir 1983, s.s.119-135
A.Ali Ural, Divan İmam Şâfiî’nin Şiirleri, İstanbul: Şûle Yayınları, 2006 s.s. 56, 61-66, 99-100,151, 155, 187, 213, 220,239, 250
Muhammed Ebû Zehra, İmam Şâfi‘i, Çev: Osman Keskioğlu, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 1969,
Şamil Dağcı, İmam Şâfiî, Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 2004, s.s. 42, 43, 47, 98.
. Bilal Aybakan, Şâfiî, İstanbul: DİA, 2010, c. 38, s. 223-233).
Muhammed Ebû Zehra, Mezhepler Tarihi, Çev: Abdülkadir Şener, İstanbul: Hisar Yayınevi, 1976 s.s. 355-375
H. Mehmet Soysaldı, “Asr Sûresi’nde İnsanlığın Kurtuluş İlkeleri” Tasavvuf Dergisi, Ankara 2001 s.s.65