Modern silah laboratuvarına (çöplüğüne) dönüşen Suriye’nin yakın tarihine baktığımızda, 1946 yılında bağımsızlığını kazanmıştır. 1949 yılında CIA destekli bir darbe ile hükümet devrilmiş ve bunu iki ayrı darbe daha takip etmiştir. 1954 yılında bir halk isyanı ile askeri iktidar devrilmiş ve iktidar sivillere geçmiştir. 1958 yılından 1961 yılına kadar Mısır’la süren kısa bir birleşme deneyimi sırasında Suriye’nin parlamenter sistemi merkezi bir başkanlık sistemi ile ikame edilmiştir. 1963 yılında Suriye Baas Partisi bir darbe ile iktidarı ele geçirmiştir. 1966 yılında başka bir darbe ile partinin gelenekçi liderleri devrilmiştir. Bir ıslahî devrimle Savunma Bakanı General Hafız Esed, Kasım 1970 tarihinde gücü ele geçirmiş ve Suriye Başbakanı olmuştur. Mart 1971 tarihinde Esed kendisini Başkan ilan etmiş ve 2000 yılındaki ölümüne kadar devam edecek olan Hafız Esed yönetimi başlamıştır. Bu tarihten itibaren Suriye Baas Partisi, Suriye’yi bir tek parti rejimi olarak idare etmiştir..

İlk olarak en büyük darbeyi 1973 yılında İsrail’e kaybedilen Golan tepeleri ile yemiş olan Baas yönetimi, Filistin bölgesi olmak üzere Ortadoğu’yu ateşin içine atılmasının müsebbiplerindendir. Hama’da yaptığı katliamla Sovyet diktatöryasının temsilcilerinden olan Hafız Esed, özellikle başta Müslüman Kardeşler teşkilatı olmak üzere yıllarca Ehli Sünnet Müslümanlara zulmederek ülkeyi demir yumrukla yönetmiştir.

Ölümü ile Hafız Esed iktidarının sona ermesi, ülkede insanca yaşama adına reformlar için umut doğurmuş ve yoğun sosyal ve politik tartışmaların yaşandığı “Şam Baharı” ortaya çıkmıştır. Temmuz 2000 tarihinde başlayan Şam Baharı, pek çok politik forum ve salonun ortaya çıkması ile ülkenin geleceğinin özgürce! Tartışıldığı bir ortam doğurmuş, fakat bu siyasi hürriyet ortamı, özgür ve adil seçimler ile özgürlük talep eden pek çok kişinin tutuklanması ile Ağustos 2001 tarihinde sona ermiştir.

Bölmeli kafaların çok olduğu ve bir türlü konsensüsün sağlanamadığı Şam Baharı aslında bugün yaşanacak karışıklıkların, kaos ortamının habercisiydi. İsyandan önce ülkede ifade hürriyeti, toplanma hürriyeti ve örgütlenme hürriyeti sıkı şekilde kontrol altında tutulmuştu. Bu koşullarda tam bir irade ile meseleye eğilen otoritelerin olmaması, Müslüman Kardeşlerin durumu, komşu ülkelerin ümmet bilincini rafa kaldırması ve İsrail’in baskısı baharın kışa dönüşeceğinin sinyalini veriyordu. Nitekim Şam Baharı Suriye’ye uğramadan ülkeyi terk etmişti, fakat Arap baharı ülkenin belki de hiç bitmemek üzere dondurucu ve öldürücü bir kışa dönüşmesine sebep oldu.

Suriye’nin modern silah laboratuarına (çöplüğüne) dönüşmesinin ilk belirtileri Suriye Baas Partisi’ne sadık askerler ve bunları destekleyen milisler ile bu partiyi iktidardan indirmek isteyen Suriye muhalefeti arasında başlayan, sonrasında IŞİD, El-Nusra ve bazı Kürt, Türkmen, Dürzi ve Süryani grupların da katıldığı, son dönemde ise Rusya, İran, ABD, gibi dış güçlerin de dahil olduğu çatışmalardır. Gösteriler 15 Mart 2011’de başlamış ve Nisan 2011 tarihinde ülke çapına yayılmıştır.

Nisan 2011 tarihinde Suriye Ordusu başkaldırıyı bastırmak için görevlendirilmiş ve askerler ülke genelinde göstericiler üzerine ateş açmıştır. Aylarca süren askeri kuşatmaların ve baskının ardından gösteriler silahlı isyana dönüşmüştür. Çoğunlukla firari askerler ve sivil gönüllülerden oluşan muhalif güçler, merkezi bir liderlik olmaksızın direnişe geçmişlerdir.

Ülke genelindeki hemen her kasaba ve şehirde yaşanan çatışmalar, asimetrik savaş niteliğinde Sosyoekonomik, insan hakları, basın özgürlüğü, din özgürlüğü vs. Ne adına olduğunun belli olmadığı, Rejim, IŞİD, PYD, ÖSO, El-Nusra gibi onlarca grubun birbiri ile savaştığı, ülkenin yeni haritasını çizenlerin belirlediği bölgelerin çatışan gruplar tarafından sürekli el değiştirdiği, Deyrizor, Şam, Kuzey, Güney, Rojava, Rakka, Lazkiye, Humus vb. isimler adı altında onlarca cephenin açıldığı, 500.000’den fazla insanın öldüğü, 2 milyon insanın yaralandığı, 7 milyon insanın mülteci durumuna düştüğü kaostan başka bir şeyin olmadığı silah çöplüğü bir Suriye meydana getirdi.

Modern Silah laboratuarına(çöplüğüne) dönüşen Suriye, her türlü silahın ve bombanın denendiği üs haline gelmiştir. Kadın, yaşlı, çocuk demeden büyük katliamlar yapan, insanlığın başına bela olmuş tarih’teki cellâtları aratmayan yeni seri katiller yeni silahlarını, atış poligonu ve laboratuar haline getirdikleri Suriye’de denediler ve denemeye devam ediyorlar.

Buraya kadar anlatılan temel noktaların hepsi ülkelerin güç sahasına dönüştürdüğü Suriye’nin hangi silahlarla bu hale getirildiğine dair bir ispattır ve zaten bu durumun şahidi ise katledilen binlerce insandır. Konvansiyonel güçlerin, Esed güçlerinin ve onlarca grubun Suriye’nin modern bir silah laboratuarına(çöplüğüne) dönüşmesine sebep olan silah ve bombalardan bazıları şunlardır:

Kimyasal silahlar

Özellikle 2013 Guta kimyasal saldırısı başta olmak üzere, rejim güçlerinin farklı yerlerde kullandığı kimyasal silahlar binlerce kişinin ölümüne sebep olmuştur.

Misket ve Fosfor bombaları

Misket bombalarının kullanımın ilk kurbanlarının son kurbanlar olmadığı, patladıktan sonra ardında bıraktığı küçük misketlerin daha sonra da patlayarak sivilleri öldürmeyi ve sakat bırakmayı sürdürdüğü bildirilmiştir. Salkım bombardımanında kullanılan misket bombalarındaki beyaz fosfor maddesi, yangın çıkaran/yangın bombası olarak değerlendiriliyor. Oldukça yanıcı bir madde olan “beyaz fosfor” düştüğü yerde yangınlara neden olurken, yerleşim bölgelerinde kullanıldığında çok sayıda sivilin yaşamını yitirmesine ya da vücutlarında kalıcı yanık ve yaraların oluşmasına neden oluyor. Uluslararası savaş hukukuna göre yasak olan beyaz fosfor kullanımı, bazı değerlendirmelere göre “kimyasal silah” olarak kabul ediliyor.

Vakum bombası

Hava-yakan bomba olarak da bilinen termobarik silahlar, Baas Partisi güçleri tarafından muhalif şehirler üzerinde kullanılmıştır.

Varil bombası

Rejimin kitlesel cezalandırma silahı olarak lanse edilen, Esed rejimi tarafından ilk kez 2012 Ağustos’unda kullanıldığı öne sürülen varil bombası, el yapımı bomba kapsamında değerlendiriliyor ve içerisine patlayıcı madde, şarapnel, metal parçaları, bazen kimyasal maddelerin de sıkıştırılarak koyulduğu varil fıçılarından yapılıyor ve yaklaşık 1 tona kadar doldurulabiliyor.

Napalm bombası

İlk olarak Ağustos 2013 tarihinde, Esed güçlerinin Kuzey Suriye’de bir okula saldırı düzenlemesiyle kullanılan Napalm bombası, yangın çıkaran ve yanıcı özelliğinden dolayı söndürülmesi son derece zor bir bomba türüdür. Scud füzeleri, T-90 tipi tanklar, T-90SM tanklar, T-72 tanklar, Smerch( ‘Kasırga’ lakaplı, ağır çok namlulu roketatar) ,TOS-1 (roketatar), Termobarik silahlar, Hava araçları, İnsansız Hava araçları vs.

Yukarıda örnek verilen silahların dışında yüzlerce çeşit silah ve bombanın kullanıldığı modern silah laboratuarı (çöplüğü) haline gelmiş; Kremlin, İsveç, Pentagon, Londra, Telaviv, Berlin, Paris vs. Silah üretim merkezlerinin eski silahları elden çıkarma, yenilerinide deneme alanı yaptıkları Suriye, çok uluslu bir işgale maruz kalmış, bir yok oluşa doğru giden ve sıranın Türkiye’ye geldiğinin çığlığını atan, ümmet kadrosunun garip ve perişan bir halde bıraktığı beldenin adı olmuştur.

Altmış tane Müslüman ülkenin olduğu birçok İslam beldesinin ve özellikle Suriye’nin bitme noktasına geldiği bir dünyada, zalimlerin ve mazlumların çok olması, ümmet olarak derin bir uykuda olduğumuzu ve biran önce uyanıp önce Müslümanları, sırasıyla mazlumları, ezilmişleri, garipleri bir araya getirmemiz ve ilk olarak kendi dünyamızı şekillendirmemiz zaruri acil bir ihtiyaçtır. İkincisi ise, bu doğrultuda hareket edip, yeni beldelerin silah laboratuarına (çöplüğüne) dönüşmemesi için dost ve düşmanı belirleyip, devletler bazında yeni bir dünya kurmalıyız. Elimizi çabuk tutsak iyi olur...