Bismillahirrahmanirrahim

YENİ öğretim yılının başlamasına 2 gün vardı. Cumhurbaşkanı’nın “TEOG’un kaldırılması lazım” açıklaması eğitimle ilgili tartışmaları hızlandırdı. Kaldırılma kararının gerekçesi şöyleydi: “Biz TEOG’la mı geldik? Ne TEOG vardı, ne bir şey! Okursun, sene içinde notların bellidir, bu notlarınla beraber yürürsün.”

Bir “sistem”in tek kişinin kararıyla kaldırılması usule uygun muydu? Bakanlığın 1 milyonluk personeli ve uzmanlar ne oluyordu? Araştırmalar sonucu kaldırılması nezakete, tabiiliğe daha uygun değil miydi?

Hükümet’in bir huyu var. Önce icraatı başlatırken kahraman oluyor; sonra onu iptal ederken. AKP ’yi kurarken FETÖ ile birlikte olmak kahramanlıktı; ayrılırken de. TEOG’u başlatırken kahramandılar; “işe yaramıyor” gerekçesiyle kaldırırken de. Niçin iş sağlam yapılmıyor. Mesela sapasağlam hoca dururken; inancımıza aykırı sözleri, darbecilerle hareket ettiği, meşru hükümeti yıkmaya giriştiği bilinen bir Hoca’ya (!) koşmak akıl kârı mıydı?

Son 15 senede LGS, OKS, SBS, Tek Sınav, TEOG olmak üzere 5 kere “sistem değişti. Eğitime “sistem” dayanmıyor. Eğitim yapboz tahtası mı? Bunda üyelerinin 4’ü ABD ’li olan Fulbright Komisyonu’nun rolü ne?

15 senede 6 Milli Eğitim bakanı görev yaptı. 3’ü hukukçu, 2’si akademisyen, 1’i işletmeciydi. Alanlarında başarılı kişiler. Fakat 1 milyon personeli olan bir kurumun başına “uygulamalı eğitim”in içinden gelen bir “eğitimci”nin bakan olması daha uygun olur; camiaya güven verirdi.

HALK EĞİTİME DUYARLI

EĞİTİMİN amacı, muhatabına davranış ve beceri kazandırmaktır. Nezaket, kibarlık, irfan (hal ehli olmak), feraset, basiret gibi insani davranışlar. Öğretmenlik, tıp, sanat, edebiyat, terzilik, sanayicilik, ticaret, el sanatlarını öğrenmek gibi beceriler.

Türkiye bir türlü bünyesine uygun “eğitim sistemi” oluşturamadı. Bunda dış güçlerin de etkisi var. Eğitim sistemimiz yüzde yüz yerli, milli olmalı; Türkiyelilerce hazırlanmalı.

Problem yanlış kurulmuş sistemde. 2017’de Muş’un Hasköy ilçesinden tek odada yaşayan 10 kişilik bir ailenin kızı Zeynep Dinçer ve Kars’ın Digor ilçesinden YİBO’da okuyan Gamze Budak problemleriyle boğuşarak TEOG birincisi oldular. Şırnak Beytüşşebap’tan; Siirt Silvan’dan; Mardin Mazıdağı’ndan, Derik’ten; Hatay Dörtyol’dan arazi işleriyle uğraşan ailelerin çocuklarından TEOG birincileri çıktı.

Batman’ın Sason ilçesinden 4 çocuk babası Ergül Yar, eksi 10 derece soğukta yıl boyu 2 çocuğunu sırtlayıp köprüsü olmayan Sason Çayı’ndan karşıya geçirerek eğitim adına madalya takılası bir fedakârlık gösterdi. (Milli Gazete, 14. 2. 2017)

Öğrenciler, veliler eğitimli insan olmanın şuurundalar. Vatandaşlarımız görevlerini yapıyorlar. Top yöneticiler ve konunun uzmanlarında. Birleşip milli yapımızla örtüşen “kalıcı” bir “eğitim sistemi” oluşturmalılar. Eğitimde ölçme, değerlendirme önemli ama eğitim de yalnız sınav sistemi demek değil. Diğer unsurlar da dikkate alınmalı. Davranış ve beceri kazandırmak amacından uzaklaşılmamalı.

EĞİTİMDE ÜRETKENLİK ŞART

EĞİTİM; fikir, hizmet, proje üretme merkezli olmalı. Okullar diploma fabrikası değildir. Çok kere diplomayı alan ne yapacağını bilmiyor. Toplumsal alanda karşılığı yok. Uygulaması olmayan bilgi yüklemeye “eğitim” diyemeyiz.

Almanya ’da bir Ziraat Lisesi’ni gördüm. Ovanın ortasında. İskân yeri değil. Öğrenciler öğrendiklerini arazide hemen uyguluyorlar. Bilgi - uygulama bütünlüğü var. Araziler ancak ziraat mühendislerinin gözetim ve denetiminde işlenebiliyor. Mühendis bir işçi gibi arazide çalışıyor.

ABD gibi gelişmiş ülkelerde öğrenci günün bir bölümünde okula gidiyor; diğer bölümünde okuluna uygun işlerde çalışıyor. “Üretken” oluyor. Ailesine yük olmadan öğrenimini sürdürüyor. Bizde eğitim “tüketici” üretiyor; baba parasının nasıl yenildiğinin en ibretlik örneğini oluşturuyor. Genç, tek başına hayat mücadelesi vermeyi öğrenemiyor.

İnsanın hem maddi, hem manevi boyutu var. Eğitimin manevi boyutu kesinlikle ihmale gelmez. Değilse insandaki manevi cihazları devreye sokamazsınız. İrfan (hal ehli olmak), hikmet, feraset, basiret sahibi insanlar yetiştiremezsiniz. Koskoca bir toplumu 50 sene darbeci, ülkeyi parçalamak isteyen bir anlayışa teslim edersiniz. Taklitçi eğitim hastalıktır. Milletimizin kimliğine uygun “özgün bir eğitim sistemi” şart.

Arızalı ve sapkın anlayışlar taklitçi eğitimin ürünüdür. 15 sene ÖSYM sorularını çaldıran bir sistem mutlaka değiştirilmelidir. Eğitimde vasıflı insanlar yetişmesine yol açan bir model oluşturulmalıdır.

Düşünen, araştıran, sorgulayan, üretken ve uyanık insanlar yetiştirilmesi amaçlanmalıdır. Eğitim gibi hassas bir alan yabancı müdahaleyi kaldırmaz. Yerli, bize göre, milli ve özgün bir eğitim modeline ihtiyacımız var.