Günümüz modern hayatın esiri olmuş Müslümanlar maalesef

evlerine misafir kabul etmiyorlar. Halbuki misafirsiz evde bereket gitmiştir.

Evlerimize misafir alalım, yemek yedirelim ki evlerimiz bereketlensin. Misafir

kendi rızkıyla gelir.

Samimi Müslüman kardeşlerimiz bile artık misafirlerini

eve götürmek yerine lokantaya götürüyorlar. Evlerimizi açalım. Eşlerimize ve

çocuklarımıza misafirin önemini anlatalım. Evlerimiz bereketlensin, şenlensin.

Allah misafir kabul eden eve bolluk verir, rızık verir... Rızık da paylaşıldıkça

çoğalır. Lokantada yedirdiğimiz yemek evde yedirdiğimiz yemeğin yerini

tutmaz... Önce evlerden başlayalım...

Eskiler şöyle derler: Salih insanların yemekleri şifadır.

Cimrilerin yemeği ezadır. Salihlerin sofrasına konuk olun. Cimrilerin değil.

Fakirlik Yayılıyor

Bu bir iki yıl kadar çok fakirle hiç karşılaşmamıştım.

Sanırım fakirlik yayılıyor. Peki, biz ne yapıyoruz Yardımlaşma işini de mi

devlete bıraktık Sadakalarımızı, zekâtlarımızı bağlı olduğumuz tarikatlar,

cemaatler ve vakıflara verip daha çok bina yapmaları ve lüks araç almalarını mı

sağlıyoruz Asıl hedef kitle olan insanlara neden ulaşmıyoruz Sadaka derken,

cebimizdeki bozuklukları ver mi anlıyoruz

Lisedeyken Victor Hugo nun Sefillerini okumuştum. Burada

kitabın kahramanı Jan Viljin hapisten çıkmış bir serseridir. Bir kiliseye

sığınır. Papaz ona kol kanat gerer. Fakat o kilisenin altınlarını çalmaya

çalışır. Papaz görür ve altınlarını eliyle ona verir ve beni benden alan şu

cümleyi kurar. Bu altınların burada bulunmasına ihtiyaç yok, senin daha çok

ihtiyacın var al der

Evet, Allah ın süslü mekânlara ihtiyacı yok. Eğer

insanlar dışarda çoluk çocuk aç ve soğukta yatıyorlarsa her caddeye bir cami

yapsanız Allah ın rızasını kazanmış olamazsınız. Eğer insanların caminin

halısına ihtiyacı varsa kaldır ver. Caminin ve Allah ın buna ihtiyacı yok.

Allah Resulu kumun üzerinde namaz kılardı. Bir papaz kadar da mı olamayacağız

Bilmem anlatabildim mi

Sanırım Ömer Hayyam da insanların aç sefil gezip,

camilerin saray yavrusuna dönüştürülmesindeki çelişkiyi görmüş ve bunu şiiriyle

ironik bir şekilde anlatmıştır. Söz Ömer Hayyam ın

Camiye gittim, ama Allah bilir niye:

Ne namaz kılmaya, ne dua etmeye.

Eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:

O eskidi gittim yenisini yürütmeye. /Ömer Hayyam

İslamic tatil merkezleri şimdiden ful dolu. Müslümanım

diyenlerin İslam ve hatta toplum diye bir dertleri kalmamış. Herkes keyif

çatmakta, lüks otellerde/restoranlarda yaşamakta, lüks otolarına

binmektedirler. Uyanmazlarsa bu lale devri uzun sürmez..

Dilencilik neden yasaklanmıyor

İslam tarihinde dilenciliği yasaklayan ve beytülmalde

herkese yetecek kadar para var diyerek onlara maaş veren halife Emevi halifesi

Velid b. Abdulmelik tir.

Sosyal devlet olmanın gereklerinden birisi adil gelir

dağılımı ve toplum içindeki ihtiyaç sahiplerinin desteklenmesidir.

Devlet, dilenciliği yasaklayarak piyasada dilenenleri

toplamalı.

Bunlardan gerçekten ihtiyaç sahibi olanları ayırıp

onların bakımını üstlenmeli,

Bu işi meslek olarak yapanları fişleyip ciddi para, hapis

ve çalışma cezalarıyla cezalandırmalıdır.

Çalışabilecek olanları da istihdam etmeli veya işsizlik

maaşı vermelidir.

Bunu yapmak bugünkü teknolojik imkânlarla hiç de zor

değildir.

Böylece vatandaşı sömüren kişiler ortadan kalktığı gibi,

gerçekten de ihtiyaç sahibi olan, çalışamaz durumda bulunanlar da korunmuş

olur.

Kurbağa Metaforu ve Müslümanlar

Bir kurbağayı soğuk su dolu leğene atar ve ardından suyu

kısık ateşte kaynatmaya başlasanız, kurbağa piştiğinin farkına varmadan pişmiş

olur.

Günümüz Müslümanların başına gelen de bu.

Esed, Saddam, Sisi dediler, sonra İşid ile iyice alevi

harladılar ve öyle bir noktaya geldi ki pişiyoruz ama farkında değiliz. Leğeni

bizim için kurulmuş bir havuz sanıyor, saunada olduğumuzu düşünüyor keyfini

çıkarıyoruz. Tatil beldelerinde ailelerimizle beş yıldızlı otellerde hayatın

keyfini çıkarıyor, bizim için ısıtılan kazanda tatil yaptığımızı sanıyoruz.

Halbuki ellerinde çatal/bıçakla başımızda bekleyenleri görmüyoruz.

Bir süre sonra pişeceğiz...