Camilerimiz, mescidlerimiz bu gece, sabaha kadar üstlerine gökten yağan nurlar ile, kendilerini dolduran Müslümanlardan taşan nurlar arasında parıldar durur. Bu gecede camilerimizi kubbelerine kadar dolduran dualar bütün bir yıl ümmet-i Muhammed üzerinde ilahî bir rahmet olur. Bu gece, camilerimizde, mescidlerimizde tan ağarıncaya kadar Kur an-ı Kerîm okunur, dinlenir, namaz kılınmak ve dua-niyaz yapılmak suretiyle ihya edilir. Bu mübarek gecenin hepimiz ve bütün İslâm alemi için maddî ve manevî hayırlara bereketlere ve afv ü mağfirete nail olmamıza vesile olmasını Cenab-ı Hakk tan niyaz ederiz. Ve bilhassa idrak ettiğimiz bu mübarek gecenin; çağın getirdiği sıkıntılarla bunalan ruhlara, manevi hayatın ihmaliyle daralan kalplere, ümitsiz, karamsar, günleri gafletle geçen kimselere gerçek manada maddi ve manevi bir kandil olması için dua ve niyaz ediyoruz.

Cenâb-ı Hakk ın, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize en büyük ihsanı olan İsra ve Mîrac hadisesi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin Mekke-i Mükerreme den Medine-i Münevvere ye hicretlerinden 18 ay önce, Receb ayının 27. Gecesi vuku bulmuştu. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin büyük mû cizelerinden biri olmak üzere, Cenâb-ı Hakk ın, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi gecenin çok az bir kısmında Mekke-i Mükerreme deki Mescid-i Haram dan alıp Kudüs-ü Şerif teki Mescid-i Aksa ya kadar götürmesine "İsra" denir ki: "Kulu Hz. Muhammed i, bir gece Mescid-i Haram dan alıp Mescid-i Aksa ya kadar götüren ALLAH her türlü noksanlıklardan münezzehtir. O Mescid-i Aksa ki, biz O nun etrafına feyz ve bereket verdik, etrafını mübarek kıldık. Bu gece yolculuğunu, O na bizim kudret ve azametimize delâlet eden ayetlerimizden, nice şaşkınlık verici şeylerden bazısını gösterelim diye yaptırdık. Muhakkak ki O, evet sadece O, her şeyi hakkıyla işiten ve her şeyi de hakkıyla görücüdür." (İsra sûresi:1) ayet-i kerimesi, sahih hadis-i şerif ve icma-ı ümmet ile sabittir. Bu sebeple inkarı küfrü gerektirir, yani bunu inkâr eden kafir olur. Mescid-i Aksa dan göklere, ondan sonra da Cenâb-ı Hakk ın dilediği alay-ı illiyyine çıkartılmasına "Mîrac" denir ki, o da ayet-i kerime, sahih-i hadis-i şerif ve icma-ı ümmet ile sabittir. Ancak Mîrac ın tafsilatı meşhûr hadis-i şerif ile sabittir. Binaenaleyh Mîrac ın aslını inkâr eden kâfir olur. Fakat tafsilatını inkâr eden bid atçı olur. Yani şeriatın hükmüne muhalefet etmiş olur. İsra ve Mîrac hadisesi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz uyanıkken, şahsı yani hem mübarek vücudu ve hem de ruhu ile olmuştur. Rüyada veya sadece ruhu ile olmamıştır. Eğer böyle olsaydı, Mekke müşrikleri ve hatta imanı zayıf bir kısım Müslümanlar tarafından inkâr edilmezdi. (Taftazani, Şerh-i Akaid:174, Aliyyü l-Kâri, Şerhü l-Emali:20, Sırrı Giridi, Nakdü l-Kelâm fi Akaidi l-İslâm, 306-310.)

Zulmün ve adaletsizliğin hükmettiği, inanan yüreklerin acıyla burkulduğu yıllardı. Müşrikler göz ve gönül aydınlığı olarak gönderilen son elçiyi yalanlıyorlar, O na inanmış bir avuç mü mini hor ve hakir görüyorlardı.

Cenâb-ı Hakk ın şan ve şerefini yüceltip iki cihanın güneşi yaptığı Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizin mübarek gönlü üzüntülüydü. İnsanlar bir azgın canavar gibi ışığa, iyiliğe, fazilet ve yüceliğe düşman, İslâm a ve O nun emirlerine karşı, ALLAH Teâlâ ya ve gücüne isyanla doluydu. Gözleri kör, kulakları sağır beşeriyet; kutsal tebliği reddediyor, son Peygamberi ve ilahi vahyi yalanlıyordu. İşte İsra ve Mîrac mu cizesi, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kendini en yalnız ve en üzgün hissettiği böyle bir devrede olmuştur. O nun bu üzüntüsü, ilahi yardımdan ümitsizliğinden değildi. O nun üzüntüsü, amcası Ebû Talib i, sevgili eşi ve en yakın destekçisi Hz. Hatice (R.Anha)yı kaybetmiş olmasındandı.

Bununla birlikte müşrikler tarafından Müslümanlara uygulanan baskı henüz kalkmamış, Müslümanların bir kısmı, müşriklerin zulümlerine dayanamayıp Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin izni ile Habeşistan a göç etmişler ve bunların hepsinden önemlisi, onbir yılı aşkın hak mücadelesine rağmen Müslümanların sayısı istenilen dereceye ulaşamamış ve kâfirler çoğunluğu teşkil ediyordu.