Bismillahirrahmanirrahim;

YENİ anayasa hazırlanırken Meclis’te yaşananlar ciddi ipuçları veriyordu. Daha ilk maddelerin oylaması sırasında Hükümet partisinden bir milletvekili, göstere göstere oy kullanmış; uyaranlara da, “Sana mı soracağım lan” diye kükremişti. Ne oluyordu? Koskoca ülkeyi ilgilendiren bir konu karşılıklı müzakerelerle ele alınması gerekirken; bu hiddet ve şiddetin sebebi neydi?

Anayasa görüşmelerinde kavgasız, gürültüsüz oturum olmadı. Sandalyeler fırlatıldı; ağız dalaşı yapıldı; yumruklar konuştu. Meclis tarihinde ilk defa bir milletvekilinin bacağı ısırıldı. Hanım milletvekilleri bile saç saça, baş başa birbirine girdiler. Üçü hastanelik oldu.

Anayasa görüşmelerinde sürecin tabii seyriyle işlemediğini gördük. MHP’nin parti içi ciddi sıkıntıları vardı. Önceki politikasını koruyamadı. Bahçeli’nin Meclis grubuna yansımış muhalefetini hatırlayın! AKP’yi terörle eşdeğer parti olmakla suçluyordu. 12 Haziran 2016’daki açıklaması şöyleydi: “Bizim Saray’la anlaştığımız namertçe söylendi. İlk aşamada partili cumhurbaşkanlığına evet dediğimiz, başkanlık sistemine sıcak baktığımız soysuzca iddia edildi.  Yeni anayasaya boyun eğdiğimiz fısıltıdan öte, yüksek sesle ifade edildi. Bu alçak sözleri dolaştıranlarda yüz olmadığı için özür bile dilemediler.”

MHP’nin asıl politikası böyleyken, iç sıkıntıları partiyi AKP’nin yanına itti. AKP de devamlı MHP’nin sırtını sıvazladı. Birlikte görüntüler verdiler. Konu görüşülmediği halde, “Yeni dönemde MHP’ye bakanlık verileceğini” söylediler. “koalisyon istemeyen” bir partinin bu sözleri ne anlama geliyordu? Başbakan daha ileri giderek, “MHP ile hedeflerimiz aynı” (Milliyet, 21.  1. 2017) diyordu.

SÜREÇ NORMAL İŞLEMEDİ

AKP ve MHP tarafından kabul edilip referanduma sunulan anayasa değişikliği süreci tabii seyrinde işlemedi. Normal olmayan yalnız MHP’nin durumu değildi. Halk, FETÖ’nün siyasi ayağına dokunulmadığı kanaatinde. Basında, Meclis’te epeyce FETÖ’cü milletvekili olduğu haberleri çıktı. Bazıları FETÖ’yle çekilmiş resimlerini yayınladılar. Başbakan, anayasa görüşmeleri öncesi, kabul oyu kullanmaları için milletvekillerini ikna turları yaptı. FETÖ’cü milletvekillerine vaatlerde bulunulmuş muydu?

OHAL gölgesinde yapılan görüşmeler sırasında; milletvekillerine, “Tasarı geçmezse erken seçime gidilecek” tehdidi yapıldı. Vekillerin oylarını özgürce kullanamadıkları konusunda endişeler oluştu.

Baştan beri “başkanlık” ve “anayasa” konusunda “yapıcı tutum”uyla tanınan Saadet Partisi; bu süreçte anayasayla ilgili “olmazsa olmazlarını” açıkladı. Hiçbir beklentisi olmadan, ülke sevgisiyle görüş bildirdi. AKP ve MHP Saadet Partisi’nin tekliflerini dikkate almadı. Anayasa değişikliği bildiğimiz şekliyle Meclis’ten geçti.

Saadet Partisi, haklı olarak, “Bu şekliyle anayasaya hayır” diyeceğini belirtti. Çünkü yanlışa ortak olunamazdı. Hükümet yanlıları Saadet Partisi’nin kararını eleştirdiler. Kimsenin ileri geri konuşmaya hakkı yok. Anayasa değişikliği konusunda en net, en samimi parti Saadet Partisi’ydi. Ülkenin menfaatleri için “olmazsa olmazlarını” açıkladı. Bu görüşlerini cumhurbaşkanı, siyasi parti grupları ve kamuoyuyla paylaştı. Saadet Partisi’nin “hayır” demesinin, diğer “hayır”cı partilere benzemediği ortada! Her akıl sahibi bu farkı görebilir. Saadet Partisi ülkenin yararına görmediği hiçbir anayasayı desteklemez.

MİLLİ İRADE YOK SAYILDI

SAADET Partisi “adalet” vurgusu yapıyor; baraj sistemini milli iradeye yöneltilmiş haksızlık olarak görüyor; “partili cumhurbaşkanlığı”nın Türkiye’yi kamplaştırıp felakete sürükleyeceğini söylüyor; yetkilerin tek elde toplanmasını zararlı buluyor; yasama, yürütme ve yargının görevlerinin başında olmasını istiyordu.

Hayret! Her gün halk, millet, milli irade sözü edenler “temsilde adalet”in önündeki en büyük engel durumundaki “baraj sistemi”nin kaldırılmasını gündemlerine bile almadılar. 2002 seçimlerinde halkın yüzde 46’sı Meclis’te temsil edilemedi. Yeri ve göğü dolduracak büyüklükteki bu haksızlığı kim düzeltecek? 12 Mart 1971’e kadar Milli Bakiye Sistemi vardı. Türkiye çapında 1 milletvekilliği kadar oy alan parti Meclis’te temsil ediliyordu. Seçimlerin bir anlamı vardı. Milletin oyuna değer veriliyordu. Olağanüstü dönemlerde bu adil uygulama kaldırıldı.

Demokrasi de demokrasi diyenler baraj haksızlığını niçin göremiyorlar? Hani halkın oyu kutsaldı. Hani adalet mülkün temeliydi.  Tutarlı olmak gerekmez miydi? Adaleti sağlayamayacaksanız Meclis’te işiniz ne? Emile Zola’nınDreyfusSavunması’nı okumadınız mı: “Hükümetler düşsün, her şey yıkılsın; yeter ki, adalet ayakta kalsın. Adalet üzerine Fransa’yı yeniden kurarız. Fakat adalet yıkılırsa Fransa yok olur.”

Saadet Partisi’nin ülke menfaati için karşı çıktığı “partili cumhurbaşkanlığı” uygulamasının Türkiye’yi kutuplaştırıp felakete sürükleyeceği belli değil mi? Geçici menfaat ve hırslarınız uğruna Türkiye’nin geleceğini nasıl harcarsınız? Adil olamayanlar, hiç de hayırla anılmayacaklar!