Moda deyişle "gerilimli" Türkiye gündemlerinin art arda iç içe sıralandığı süreçte, Saadet Partisi nde dikkate değer bir örnek olay yaşanmakta. 26 Ekim de icra edilecek olan olağan Genel Kongre de yeni genel başkan seçimi yapılacak. Ancak Türk siyasetinde pek az örneğine rastlanan bir durumun gerçekleştirildiğini görüyoruz. Kimin genel başkan olacağı ve seçimin nasıl yapılacağı gibi alışılmış hususların dışında bir tutum sergilendi. Biçimsel ve siyasi parti tekniği sınırlarını aşan bu tutum, aslında siyaset olgusunun özüne ilişkin derin bir kavrayışın tezahürü olarak üzerinde durmaya, irdelenmeye ihtiyaç gösteriyor.
Bu sütunda yayımlanan "Millî Görüş ün Tabanı" başlıklı yazımız başta olmak üzere bir kaç yazıda buna dikkat çekmeye çalışmıştık. Özetle Millî Görüş tabanı, son bir kaç onlu yıllar sürecinde sarmalanıp örselenen toplumsal ruh ve bilincin korunmasında anlamlı bir direnç göstermiştir. Bu direnci, basit gündelik siyaset çekişmesi bağlamında tanımlamanın ve kavramaya çalışmanın yeterli olmadığı yapılacak ilk tesbittir. Dolayısıyla, deyim yerindeyse, toplumun omurgası mesabesinde varlığını sürdüren bu tabanın, Türkiye nin istikamet tutması gereken hedefini de belirlemede veya hatırlatmada, zamanı geldiğinde harekete geçeceğiydi. Örselenen toplum ruhu ve bilinci eninde sonunda mecrasına, yatağına yöneleceği umudunu besliyordu.
Tekke terbiyesinin tezahürü olarak, karşılaşılan badirelere rağmen Millî Görüş ün sadık, sabırlı, mütehammil ve âlâyişten uzak bir eri olarak sayın Recai Kutan, üstlendiği görev ve sorumluluğu bihakkın yerine getirdi. Bu siyasette, neredeyse, hafife alınan ahlâki bir erdemin somut göstergesi sayılacak bir tutumdur. Halka hizmetin Hakka hizmet bilincinden asla uzak tutulmaması gereken bir direnç tutumudur ve vefa ilkesine bağlılığın ahlâki bir yansımasıdır. Parti başkanı olmak, amacından soyutlanmış bir iktidar mücadelesine katılmak olarak değerlendirilemez. İdeal uğrunda sebat göstermektir bu. İçten gelecek her türden övgüyü, teşekkürü hak eden bir duruştur.
Kongre ye tek genel başkan adayı olarak tavsiye edilen Prof. Dr. Numan Kurtulmuş un tavrı, üzerinde durulacak, aynı değerde dikkat çekici bir diğer örnektir. Yıllardan beri, kendisine tevdi edilen görevleri canla başla yerine getirmeye çalışan sayın Kurtulmuş, tul-û emel, basit ifadesiyle mevki-makam peşinde olmadığını somut bir tarzda sergilemiş, ortaya koymuştur.
Bir diğer üzerinde durulacak husus, meşveret ya da Şûra ilkesinin özenli bir şekilde uygulanmış olmasıdır. Bu siyasetin özünde içkin olan erdemin hayata geçirilmesidir. Bir başka ifadeyle, siyasetin bir benlik yarışması gösterisi olmadığı, aksine bir yönüyle nefislerin terbiye edilme süreci olduğu gerçeğini hatırlatmadır. Eğer siyaset iyi, doğru ve güzelin tecelli ettirileceği bir alan ise, bir takım değerlerin ve erdemlerin mutlaka gözetilmesini, bunlara bağlı kalınmayı şart sayar. İlkeli siyaset nedir ki! İşte istişare ilkesinin hatırlanıp hayata geçirilmesiyle, demokrasinin de temelleri üzerinde yükselebilme imkânı böylece sağlanabilecektir. Bir kaç gün önce Almanya da benzer bir olay gerçekleştirildi. Başbakanlık görevini üstlenecek kişi parti tarafından şimdiden belirlendi.
Prof. Dr. Numan Kurtulmuş u da şimdiden tebrik edebiliriz. Üstleneceği genel başkanlık görev ve sorumluluğunu yerine getirmede Millî Görüş tabanının yardım ve desteği, daha bir coşkuyla, sorumluluk bilinciyle mutlaka yanında olacaktır.
Asıl ve unutulmaması gereken ise sayın Prof. Dr.Necmettin Erbakan hocamızın "direnen adam" olarak durmasıdır ki, en içten şükran duygularının muhatabıdır.