Siyasal hadiselerde objektiflik, ibret almaya vesile

olur. Böylece tarihin tekerrürüne geçmişte yapılan hataların tekrarlanmasına

mani olunur. Onun için, siyasi hadise ve çalkantılara, ideolojik bir anlayışla

yaklaşmamak, sadece doğru olanları ifade etmek gerekir. Yoksa hissî yaklaşımlar

gerçeğin ortadan kalkmasına sebebiyet verir.

Şimdi geçmişte yaşadığımız olayları bu gözle inceleyelim.

Cumhuriyet Başsavcılığı, 5 Mart 1971 de, Milli Görüş ün

ilk Partisi olan MNP hakkında laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü ve İslamcı

bir kimlik taşıdığı iddiasıyla dava açmıştır. Anayasa Mahkemesi, 20 Mayıs

1971 de, partinin laik devlet niteliğinin ve Atatürk devrimciliğinin korunması

prensiplerine aykırı olduğu yani İslami bir görüntü sergilediği gerekçesiyle

kapatılmasına karar vermiştir.

Milli Görüş bir başka ifadeyle Adil Düzen taraftarları,

bilahare 11 Ekim 1972 de Milli Selamet Partisi ni kurdular. 1973 Milletvekili

Seçimlerinde 48 milletvekili ve 3 senatör ile TBMM ye girildi.

Milli Görüş, her hükümet ortağı olduğu dönemde Adil

Düzen in gerçekleşmesi için açık ve net tekliflerde bulunmuş, ayrıca ülkede

manevi yapılanmanın temini için de Önce ahlak ve maneviyat sloganını bayrak

yapmıştır. Milletin sosyal refahını artırmak için sanayi hamlesini başlatmış,

Kıbrıs ta soydaş ve dindaşlarımıza karşı yapılan Rum katliamları sonrası 20

Temmuz 1974 Barış Harekâtı nı gerçekleştirmiştir.

Ayrıca, 1976 yılından önce İslam Ülkeleri Konferansı nda

gözlemci seviyesinde temsil edilen Türkiye nin konumu Başbakan Yardımcısı

Erbakan ve arkadaşlarının gayreti ile değiştirilerek, en üst dereceden temsil

edilmesi sağlanmış ve ilk olarak İslam Ülkeleri Dışişleri Bakanları İstanbul

Topkapı Sarayı nda toplantıya davet edilmiştir.

Milli Selamet Partisi 1980 ihtilali sonrası, diğer

partilerle birlikte 1981 yılında kapatılmıştır. Başta muhterem Prof. Dr.

Necmettin Erbakan olmak üzere parti yetkilileri gözaltına alınmıştır.

Parti kurmanın serbest bırakıldığı dönemde, 19 Temmuz

1983 tarihinde Refah Partisi kurulmuştur. Refah Partisi nin söylemi ile daha

önce kurulan Milli Nizam Partisi ve Milli Selamet Partisi nin söylemleri

arasında hiçbir fark yoktur. Yani hepsi Milli Görüş ve Adil Düzen partileridir.

Milli Görüş ün Refah Partisi nin ahlakî ve manevi

değerlere sahip çıkmasının toplumumuzu olumlu etkilemesi üzerine, aleyhine

kampanyalar başlatılmıştır. Nitekim 6.12.1991 tarihinde, 500. Yıl Vakfı nın

başkanı olan Jack Kamhi, İsrail Haber Gazetesine verdiği demeçte 500. Yıl

Vakfının asıl amacı Erbakan ve arkadaşlarının etkilerini azaltmaktır demiş ve

böylece Siyonist kuruluşlara merak etmeyin aynı şeyleri düşünüyoruz mesajını

vermiştir.

28 Haziran 1996 tarihinde kurulan Refah-Yol hükümetinden

önce kurulan diğer hükümetler ile İsrail arasında 12 ye varan anlaşmalar

imzalanmıştır. Bu anlaşmalardan en dikkat çekeni 23 Şubat 1996 tarihli

Türkiye-İsrail Askeri Eğitim ve İşbirliği Anlaşması dır. Bu anlaşma ile Türkiye

Ortadoğu da artık ABD ve İsrail in uygun göreceği bir rol oynamayı kabul etmiş,

daha önce İsrail le Mısır a ve İran a karşı eşit uzaklıkta bulunurken bu

anlaşmayla İsrail devletine yandaş, sayılan diğer devletlere ise karşı

olmuştur. Bu anlaşma ile Türkiye nin Ortadoğu daki kısmi de olsa olumlu etkisi

ortadan kaldırılırken, İran a karşı da bir karşı tavır konulmuştur. Zira bu

anlaşma ile İsrail, İran sınırına dayanmıştır. Ayrıca, bu anlaşma ile İsrail,

İran ın askeri alt yapılarına, cephaneliklerine, Türkiye den saldırma hakkını

elde etmiştir. İran-İsrail çatışması halinde, İsrail yakıt ikmalini Türkiye den

yapabilme ve hava sahalarında eğitim hakkını elde etmiştir. Nitekim Başbakan

Davos ta siz öldürmeyi iyi bilirsiniz sözünü söylediğinde İsrail askeri

uçakları Konya dan İran sınırına kadar eğitim uçuşu yapmaktaydı. İsrail le

yapılan bu askeri anlaşma Tansu Çiller in başbakanlığı döneminde Genelkurmay 2.

başkanı Çevik Bir tarafından imzalanmıştır. Ancak, Refah-Yol hükümetinde

başbakan olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, İsrail in yayılmacı politikalarını

bildiği için, bu anlaşmaların tamamının iptal edildiğini açıklamıştır.

Milli Görüş ün hükümet olması ihtimalinden endişelenen

ABD Başkanı Bill Clinton ve dış basın, böyle bir hükümetin kurulmasını

istemiyor, bunun içinde gerekli tedbirlerin alınmasını istiyordu. Batılıların

da baskısıyla işbirlikçi güçlere böyle bir hükümetin kurulması halinde askeri

darbe yerine, bir sivil darbe yapmak için hazırlıklı olmaları talimatı

veriliyordu. Diğer taraftan, 11 Haziran 1996 tarihinde II. HABİTAT toplantısı

münasebetiyle Türkiye ye gelen İsrail Cumhurbaşkanı Ezer Weizman Atatürk

Havaalanı nda yaptığı açıklamada, Refah Partili bir hükümetin kurulmamasını

istiyordu.

Sanki bu talimatlar gereği 1995 genel seçimlerinde %

21.38 oyla 158 milletvekili çıkaran Refah Partisi ne hükümet kurdurmamak için

ikinci ve üçüncü derecede oy alan partilere hükümet çalışmaları yaptırılmış,

kısa ömürlü hükümetler kurulmuşsa da, başarılı olamamış, böylece 28 Haziran

1996 da Refah-Yol hükümeti kurulmuştur.

Bu hükümetin kuruluşundan ABD, İsrail, batı medyası asla

memnun olmamıştır. Nitekim yaptıkları tüm açıklamalarda Türk Silahlı

Kuvvetlerini tahrik etmişlerdir. Amerika Dışişleri Bakanı Peter Tornof, ayrıca

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nıcolas Burns, daha sonra yine ABD Dışişleri

Bakanlığı sözcüsü Strobe Talbot Türkiye ye gönderilmiş ve hükümet başkanı

Necmettin Erbakan dan Türkiye üzerinde bulunan Amerikan ve NATO üslerinin

statüsünde değişiklik yapmamak, BM in terörist kabul ettiği ülkelerle 40 milyon

dolardan fazla ticari anlaşma yapmamak, Çekiç Güç e dokunmamak, Kuzey Irak ta

kurulmakta olan Yahudi-Kürt devletine mani olmamak, IMF ve Dünya Bankası ile

mutabık bütçeler hazırlamak, İslam eksenli kuruluş çalışmalarından uzak durmak

şartı ile 54. hükümetle çalışılabileceği vurgulanmıştır.

Bu taleplere evet demeyen ve tam aksine hareket eden

Necmettin Erbakan, önce ilgili birimlere, Çekiç Güç ün faaliyetlerini tahdit

eden 11 maddelik bir tamim göndermiş, daha sonra terörist ilan edilen İran la

2002 yılına kadar tamamlanmak üzere 23 milyar dolar tutarında, 10 milyon

metreküp doğalgaz boru hattı anlaşmasını imzalamıştır. Bu anlaşma ABD nde derin

endişe uyandırmıştır. Adeta ABD nin can damarına dokunmuştur. Zira enerji

kaynakları, enerji taşıma ağları ABD nin can damarıdır.

Bundan dolayı Necmettin Erbakan hükümetine karşı kayıtsız

kalınmamış ve Erbakan hükümetinin yok edilmesi için çalışmalara başlanmıştır.

Bu anlaşma dolayısıyla 21.8.1996 tarihinde The New York Times gazetesinde

Yahudi olan Thomas Fridman Türkiye yi kim kaybetti cümlesi ile endişesini

dillendirmiş ve Bu anlaşma Amerikalılar için uyarı çanlarının çalması anlamına

gelmelidir demiştir.

Öte taraftan IMF ve Dünya Bankası ile mutabık bütçe

hazırlama tekliflerini de kabul etmeyen Erbakan, ilk defa Türkiye de denk bütçe

yaparak, dışa bağımlılığın önüne geçmiştir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan dan

önce hükümet olan tüm başbakanlar stand-by anlaşmalarını imzaladıkları halde,

Necmettin Erbakan imzalamamıştır. Zira Clinton un danışmanı olan Dick Moris in

IMF bizim için Türkiye yi satın alacak sözünü hiç aklından çıkarmamıştır.

İslam eksenli kuruluş çalışmalarından uzak durma talebine

gelince, başbakan Erbakan ın, siyasete girdiği andan itibaren kapitalist eksen

ve sosyalist eksen karşısında, Müslüman ülkelerin bir eksen oluşturması için

devamlı, bıkmadan çalışmalarda bulunduğu herkesçe bilinmektedir. Erbakan, İslam

Ülkeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatının kurulmasını, AB ne karşı bir İslam

Ülkeleri Ortak Pazarı kurulmasını, ayrıca G-7 ler karşısında D-8 lerin

kurulmasını teklif etmiş ve D-8 lerin kurulmasını sağlamıştır.     

Necmettin Erbakan; amacı büyük bir ekonomik potansiyeli,

çeşitli kaynakları, geniş bir nüfus ve coğrafi alanı temsil eden 8 ülke

arasında ticaret ilişkilerinde yeni fırsatlar oluşturmak ve çeşitlendirmek,

uluslararası düzeyde karar alma sürecine katılımı artırmak, daha iyi hayat

şartları sağlamak, somut ortak projeler etrafında ekonomik işbirliğini

geliştirmek ve gelişmekte olan ülkelerin dünya ekonomisindeki durumlarını

güçlendirmek olan D-8 lerin (Gelişmekte Olan 8 Ülke) 15.6.1997 tarihinde

kurulmasını sağlamıştır. Türkiye, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya,

Endonezya, Mısır ve Nijerya nın devlet başkanları ve başbakanları ile birlikte

İstanbul Çırağan Sarayı nda D-8 lerin kuruluşunu resmen ilan etmiştir.

D-8 lerde yer alan 6 yıldız, D-8 lerin 6 hedefini

belirlemektedir:

Materyalizm değil Maneviyatçılık

Çatışma değil Diyalog

Çifte Standart değil Adalet

Tekebbür değil Eşitlik

Sömürü değil İşbirliği

Baskı ve Faşizm değil İnsan Hakları, Özgürlük ve

Demokrasi

Bütün bunlardan rahatsız olan iç ve dış mihraklar, ABD ve

İsrail, Refah Partisi nin kapatılması ve hükümetinin de yıkılması için

çalışmalara başlamıştır. Nitekim, Washington un etkili isimlerinden Jim Hoaglan

Ankara ya geldikten sonra hazırladığı raporda İslami düşünceye sahip bir

hükümetin mutlaka yok olması gerekir. Onun için ABD daha aktif olmalıdır.

Washington yönetimi sayın Erbakan ın başarısız olmasını beklememeli, aksine

içte ve dışta başlayan baskıları desteklemeli, askeri ve ekonomik yardımları

mutlaka kesmelidir demiştir. Bunun üzerine ABD hibe, kredi ve ekonomik yardım

paketlerini hemen hemen sıfıra indirmiştir.

Refah-Yol hükümeti İsrail i de çok rahatsız etmiştir.

Zira, 19 dile çevrilmiş 18 kitabın yazarı, Washington Post, New York Times,

Wall Street Journal gazetelerinin köşe yazarı Yahudi asıllı Dr. Daniel Pipes,

Necmettin Erbakan ın başbakan oluşunu hazmedememiş ve makalesinde Her şey

yolunda giderken Temmuz 1996 da Türkiye-İsrail ilişkileri ölümcül bir darbe

yedi. İsrail e bakış açısı İran lideri ile hemen hemen aynı olan bir kökten

dinci Müslüman Necmettin Erbakan Türkiye nin başbakanı oldu. Necmettin Erbakan

İsrail den söz ederken, Arap ve Müslüman dünyanın ebedi düşmanı, Arap ve

Müslüman dünyanın kalbindeki kanser gibi tanımlamalar yapmaktadır. Ona göre

İsrail, İslam inancını yıkma ve Müslümanlığı yok etmek istiyor. Büyük İsrail

idealine göre Nil nehrinden Fırat nehrine kadar olan toprakların İsrail in

olduğu hatırlatılıp, ilgilileri uyandırmaktadır. Türkiye nin ekonomik

sorunlarının nedeni olarak Siyonist komplosu olduğunu söylüyor. Türkiye nin

İsrail le olan ilişkilerini aşağılıyor, bunları sona erdireceğini söylüyor

demiştir.

Ayrıca bir başka Yahudi olan Thomas Friedmen 21.8.1996

tarihinde The New York Times gazetesinde yazdığı makalede Türkiye hâlâ lâik

ve batı yanlısı demokratik bir devlettir. Ancak bir İslamcının şimdiye kadar

görülmemiş bir biçimde iktidara tırmanabilmiş olması Amerikalılar için uyarı

çanlarının çalması anlamına gelmelidir demiştir.

Bir başka Yahudi olan Alan Makovsky, Mart 1997 tarihinde,

The Middle East Guarterly gazetesinde yazdığı makalede Erbakan ve onun Refah

Partisi iktidar olmuşlardır. Ama Türkiye nin dışişlerini ve güvenlik

politikalarını belirleyen odaklar onlardan yana değildir. Batı yanlısıdırlar

Tek İslamcı Erbakan dır demek suretiyle Refah Partisi ni ve Erbakan ı hedef

göstermiştir.

Bütün bu yazılanların sebebi Erbakan ın izlemiş olduğu

dış politikadır. Nitekim Makovsky e göre Erbakan ve partisi ABD ni emperyalist

olarak görüyor ve eleştiriyor, NATO yu Türkiye yi sömürmekle suçluyor, AB ile

bütünleşmek isteyenleri kınıyor, yeriyor, Siyonizm i ve Yahudileri devamlı

lânetleyici konuşmalar yapıyor, İslamcı Dünya ile bütünleşmek için İslamcı

NATO, İslamcı BM, İslamcı Ortak Pazar kurmak için çalışıyor. İlk dış gezisini

de İslam ülkelerine yapmıştır. İran la 23 milyar dolarlık Boru Hattı

anlaşmasını imzalamıştır. Aralık 1996 tarihinde İrlanda nın başkenti Dublin de

AB liderleri için verilen yemeğe katılmamıştır. G-7 lere karşı D-8 leri

kurmuştur. ABD tarafından terörist ilan edilen Libya ya gitmiş ve asıl

teröristin ABD olduğunu söylemiştir. Kürt devletinin kurulmasına karşı

çıkmıştır. İsrail i devamlı ırkçı ve emperyalist olarak göstermiştir.

Yine Makovsky, Erbakan la nasıl mücadele edileceğini

şöyle açıklamaktadır: Erbakan ı iç ve dış politikada yalnız bırakmak,

Erbakan ın söylemlerini sert bir dille yanıtlamak, ekonomik ve siyaset

açısından ince ayar (fine-tuning) yapmak yani askeri darbe yerine sivil darbe,

balans ayarı gibi. ABD, Türkiye deki yandaşlarını destekleyerek, Erbakan ı

yalnızlığa itelemek, askeri işler dâhil Amerikan ilişkilerinden haberdar

etmemek, laiklik yandaşlarını desteklemek, Erbakan dan uzak durmak ve kendisine

soğuk protokol kuralları uygulamak, Washington a davet etmemek, aleyhindeki

menfi propagandaları desteklemek gibi uygulamaları teklif etmiştir. Bu

uygulamalar sonucunda da, bazı askeri kişilerin iştiraki ve 28 Şubat 1997 post

modern darbesi ile önce hükümet düşürülmüş, daha sonra da 16 Ocak 1998 yılında

Refah Partisi kapatılmıştır.

28 Şubat 1997 post modern darbesi ile hükümetin

düşürülmesinden sonra, partinin kapatılması sürecinde dışta ve içte Milli

Görüş ün gücünün kırılması ile ilgili toplantıların yapıldığı ve bazı

talimatların verildiği bilinmektedir. Bunlardan ilki, 27 Ocak 1997 tarihinde

Fransa Yüce Konseyi, aldığı kararları, Türkiye Büyük Mason Locası üstadı Necip

Arıduru ya gönderdiği mektupta belirtmiş, Refah Partisi yönetimindeki hükümetin

cemiyetlerine karşı bir tavır koyduğunu ifade ile; cemiyetin aşağıdaki

kararları aldığını bildirmiştir: Refah Partisi nin tutumu kâfi derecede

açıktır, Fransa Yüce Konseyi ılımlı bir hükümetin teşkil edilmesinin elzem

olduğuna hükmetmektedir. Bunun için Fransa Yüce Konseyi nin kardeşlere

tavsiyesi şunlardır: Türk basınındaki ve ilgili kuruluşlardaki biraderleri

örgütleyiniz ve Refah Partisi ni iktidarı bırakmaya mecbur etmek için gerekli

diğer bütün tedbirleri alınız. Refah Partisi nin itibarının tamamen yok olması

ve seçmenlerinin ümidini kaybetmesiyle neticelenecek bir toplu durum

(konjonktür) oluşturunuz. Refah Partisi ne mensup İslamcı basını ekonomik,

siyasi ve adli baskı yoluyla görevini yapamaz hale getiriniz.

Bu talimatların ürünü olarak, Talat Halman 30 Nisan 1997

tarihli bir makale kaleme almıştır: Hükümetin akıbeti ne olursa olsun, RP nin

bir parti olarak bölünmesi, daha iyisi parçalanması, ülkemizin siyasal geleceği

için hayırlı uğurlu olacak Aleviler ve Fethullahçılar RP yi tutmadı ama

değişik müminler kendileri için tek seçenek olarak RP yi gördüler Din

partilerinde de görüş farkları yüzünden bölünmeler olması doğaldır. RP de yakın

gelecekte çatlamalar, kopmalar olması beklenebilir. Ya da yepyeni bir parti

kurulursa Milletçe okuyalım, üfleyelim de birleşik din cephesi delinsin,

bölünsün, parçalansın. Demokrasi denememizin hayırlı bir gelişme göstermesi,

Refah ın zayıflamasıyla din partisine giden oyların bölünmesiyle olacaktır.

Burada dikkate şayan bir hususu zikretmek istiyoruz ki, o da, Refah Partisi nin

parçalanması mimarlarından Talat Halman ın, Abdullah Gül ün Cumhurbaşkanı

sıfatıyla Çankaya Köşkü nde ağırladığı ilk konuk olmasıdır.

Bir diğeri de, 9 Kasım 1997 tarihli Londra nın

Güneybatısındaki Surrey kentinde yapılan toplantıdır. Bu toplantıya aşağıdaki

kişiler katılmıştır. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman, Ankara eski

büyükelçilerinden Morton Abromowitz ve G. Craig, P. Carley, ABD nin Ankara

büyükelçisi Mark Paris, Türkiye nin Londra büyükelçisi Özden Sanberk, Dışişleri

Bakanlığı ndan bir heyet, Gazeteci Sedat Ergin, bunların yanı sıra

Cumhurbaşkanlığı Askeri Danışmanı, MGK Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Nezihi

Çakar ile MGK Genel Sekreteri Orgeneral Ergin Celasın, DYP milletvekili Ayfer

Yılmaz, ANAP milletvekili İlhan Kesici ve Refah Partisi nin o andaki

milletvekili Abdullah Gül. Bu toplantıya iştirak edenlerin Abdullah Gül ve

İlhan Kesici hariç çoğu Yahudi ve Sabataist tir. Bu toplantıdan sonra, 1998

yılında kurulan Fazilet Partisi nin 14 Mayıs 2000 tarihindeki Büyük

Kongresinde, Abdullah Gül ün Genel Başkanlık yarışına girmesi ile Milli

Görüş teki kırılmanın başlaması dikkat çekicidir.

Daha sonra, 22 Mayıs 2000 tarihinde Rav Angel raporu

devreye girmiştir. Bu raporu hazırlayan bir Yahudi hahamıdır. Raporun

hazırlandığı yer New York tur. Bu raporda; Türkiye de 28 Şubat modeline benzer

bir çalışma ile ittihat-terakki benzeri bir partinin kurulması için

çalışmaların yapılması istenmektedir. Bir nevi AKP işaret edilmektedir.

Tüm bunların sonucu olarak, 22 Haziran 2001 tarihinde

Fazilet Partisi de kapatılmış, Milli Görüş ün temsilcisi olarak Saadet Partisi

kurulmuştur. Ancak bu durumdan istifâde ile ayrıca amaçlarına hizmet edecek AKP

kurdurularak, Milli Görüş ün bölünmesi sağlanmıştır.

Nitekim AKP nin kuruluşunda ABD ile İsrail in katkısı

olduğunu Prof. Yalçın Küçük 17 Ocak 2003 tarihinde Gerçek Hayat dergisine

yaptığı açıklamalarda belirtmiş, 28 Şubat 1997 askeri harekâtını yaptıran

Amerika dır. ABD açısından Erbakan ciddi bir tehlike olduğu için Erbakan ın

tasfiyesi gerekmiş, yerine de AKP getirilmiştir. İslamcı politika AKP ile büyük

darbe yemiştir. İktidarda kaldıkları müddetçe bunların misyonu İslamcı

politikayı bitirmektir demiştir.

Prof. Mahir Kaynak 24 Ocak 2003 tarihinde Gerçek Hayat

mecmuasına yaptığı açıklamada 28 Şubat a götüren yolda Avrupa yı görmüyorum.

Temelde ABD-İsrail ittifakı vardır Bu kabil görevlere sâdece Türkiye nin

iradesiyle hiç kimse gelemiyor Bu görevlere gelmek için mutlaka içeride de

uzantısı olan bir takım grupların adamı olmak konumundasınız Türkiye ye

dayanan, Türkiye den yana olan birinin gelmesi ihtimali yoktur Yâni Türkiye de

Amerika ile ittifak yapmadan kimse iktidara gelemedi veyahut en azından uzun

süreli kalamadı ABD açısından Erbakan kanadı ciddi bir tehlikedir. Çünkü

Erbakan aslında uluslararası planda anti amerikancıdır. Bunları tasfiye etmek

gerekiyordu. Bu grubu tasfiye için de Tayyip Erdoğan beyi seçtiler Erdoğan ve

partisinin ABD nden destek gördüğünü söyleyebiliriz Yine AKP ye dönmek

istiyorum. Yalçın Küçük AKP için kuran kurduran ABD ve İsrail dir demiştir.

Yalçın Küçük ün analizine aynen katılıyorum görüşünü ifade etmiştir.

14 Eylül 2003 tarihinde İsrail Başkonsolosu Amira Arnon

Milliyet gazetesine verdiği demeçte dış politikada yer yer anti-semit renkler

taşıyan İsrail karşıtı bir söylem benimseyen Milli Görüş hareketinden kopan

AKP nin iktidara gelişi İsrail için sevindiricidir demiştir Alon Liel beyanı

28 Şubat post modern darbesi sonrası, Milli Görüş ün kırılmasından sonra

kurulan İttihat Terakki misali bir parti olan AKP nin misyonunu, Milli Görüşçü

olmadığını, bizzat parti genel başkanı Tayyip Erdoğan beyanlarıyla açıkça

ortaya koymuştur. Nitekim AKP hükümetinin başbakanı da olan Tayyip Erdoğan,

Arap sermayesinin buluştuğu Suudi Arabistan daki Cidde Ekonomik Formu nda İslam

Ortak Pazarı anlayışına karşı olduğunu açıklamıştır. Birlikteliklerin etnik,

dini köken ve de coğrafyaya bağlı olmaması gerektiğinin altını çizen Erdoğan, böyle

bir oluşum kamplaşmaları başlatır demiştir. Ayrıca Erdoğan, Erbakan ın İslam

Ülkeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı nın kurulması isteğine mukabil, İslam

Dünyası, din temelli örgütlenmelerden uzak durmalıdır açıklamalarında

bulunmuştur. Yine 7.3.2007 tarihli bir açıklamasında da, AB ile Ortadoğu ya

köprü olacağız. İslam Ortak Pazarı doğru değil demiştir. 17.05.2003 tarihinde

de Hürriyet gazetesinde yer alan Olmazsa olmaz üç kırmızı çizgimiz olan

dincilik, ırkçılık ve bölgecilik çizgilerinin dışına çıkanlar için gereğini

yaparız, bu böyle biline demek suretiyle, Türkiye deki İslami hassasiyeti olan

insanların yanında Müslüman ülkelerin idarecilerine de bir nevi gözdağı

vermiştir.

İslam Ülkeleri Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve İslam

Ülkeleri Ortak Pazarı nın kuruluşlarına karşı çıkan Erdoğan, AB ne girmek için

AB ye dâhil devletlerin kapılarını aşındırmaktan vazgeçmemiştir.

Sonuç olarak; Milli Görüş temeline dayalı partiler,

politikalarını İslam ve Adil Düzen eksenli yaparak, İslam ülkeleri ile kucaklaşmıştır.

AKP hükümetleri politikalarını batıya göre yapmışlar, ABD ile İsrail i

stratejik ortak kabul etmişlerdir. Başbakan Erdoğan Ortadoğu yu sömürme

anlamına gelen Büyük Ortadoğu Projesinin eşgüdüm başkanlığına getirilmiş, ABD

ile stratejik ortağı kabul etmiş, ABD ve yandaşlarının milyonlara varan,

Afganlı Müslümanlara, Iraklı Müslümanlara, Libyalı Müslümanlara karşı giriştiği

katliamları görmezlikten gelmenin ötesinde bu katliamlara stratejik ortaklık

gereği destek olmuştur.

AKP nin İsrail ile görüntüde kavgalı ama gerçekte ortak

bir dış politika takip ettiği dünya kamuoyu özellikle İsrail ve ABD tarafından

bilinmektedir. Milli Görüş partilerinin hiç birinde AKP nin uyguladığı

politikalar uygulanmamış, dış ve iç politikada daima milli olunmuş ve manevi bağlarla

bağlı olduğumuz İslam ülkelerine yönelik politikalara öncelik verilmiştir.

Saadet Partisi nin AKP den farkı yukarıda anlatılan

olaylar karşısında farklı yerlerde durmasından dolayıdır. Saadet Partililer

kendi medeniyet değerlerine bağlıdır. O değerleri savunmaktalar. AKP liler ise

batı medeniyetinin değerlerini benimsemiştir o değerlere sadıkane hizmet

etmekteler. Birlikte olamayız. Ancak tebliğ görevimizi yapmaktan da geri

durmayız.