AK Parti’nin anayasa değişikliğinde milletvekili olma yaşının 18’e düşürülmesi sıcak gündem arasında tartışılamadı, arada kaynadı gitti. Başkanlık sistemi için yapılan düzenlemeye karga tulumba bir şekilde, tartışmalı konuların yeterince işlenmeden geçirilmeye çalışılması siyasi aculculuk ve fırsatçılık örneğidir. 

Günümüzde devlet yönetme eskisi gibi değil, ciddi uzmanlık ve uzun süreli tecrübe isteyen bir iş. Ayrıca devlet yönetiminde risk alarak ilerleme lüksümüz yok şu dünya ortamında.

Eskiden kılıç kullanmasını bilen ordu komutanı olurken, şimdi ordu sevk ve idare edebilmek her mekanizması için ayrı bir uzmanlar heyetinin yapacağı iş haline gelmiştir. Bizim devlet gibi önemli bir kurumda tecrübeli insanlara ihtiyacımız var.

Kızınızı 18 yaşında liseyi yeni bitirmiş, bir mesleği olmayan, baba harçlığıyla yaşayan, eğitimsiz birisine verir misiniz? Peki devlet yönetimi daha mı basit iş? Zengin çocuklarının egolarının tatmin edildiği yer mi burası? Herhangi bir işi, mesleği olmayan çocukları dolduracağımız bir yap-boz yeri mi burası?

Bu konu yeterince tartışılmadığından, biz gündeme getirmeye çalışalım. Öncelikle milletvekili olma yaşının 18’e düşürülmesine biz karşıyız ve neden karşı olduğumuzu şu şekilde maddeleştirebiliriz:

1. Bu yaştaki gençler, yeterince olgunlaşmamış hatta çocukluk ve ergen dönemini aşmamışlardır. 

2. Devlet yönetimi ciddiyet ister ve bu nedenle yönetimde söz sahibi olacak kişilerin bilgili, birikimli olmaları gerekir. Çünkü Meclis, bir istişare kuruludur. Bir şûra merkezidir. Buraya eskilerin tabiriyle ehl-i hal ve’l-akd dediğimiz toplumda temsil kabiliyeti olan, aklı başında olgun insanların bulunması gerekir ki, Meclis halk üzerinde güven teşkil etsin.

3. Toplumda henüz bu yaştaki gençlerimiz toplumca çocuk kabul etmektedir. 

4. Ekonomik bağımsızlıklarını kazanmamış, hâlâ babasından harçlık alan gençlerle tabii ki memleket idare edilmez.

5. Devlet yönetimi liyakat, tecrübe ve olgunluk ister. 

Bizim bu yasaya karşı çıkmamız tek başına yaştan kaynaklanmamaktadır. Günümüz Türkiye’sinde 18 yaşın bir olgunluk yaşı olmadığını düşündüğümüzden dolayıdır. Ayrıca; ülkemizdeki gelenek ve eğitim sistemi nedeniyle 18 yaş hâlâ bir çocukluk dönemidir. 

Biz 18 yaşın yeterli olmadığını anlattığımızda bize yönelen temel eleştiri ise Peygamberimiz’in (sav) gençlere görev verdiği örnekleriyle anlatılmaktadır. Onların gözden kaçırdığı nokta ise o dönemdeki gençlerin artık bir birey olduklarıydı. Onlar erken olgunlaşmışlardır. 18 yaşındaki gençler, çoluk çocuk sahibi olduğu gibi, her birisinin işi gücü bulunmakta, toplumda belli bir itibar ve konumda olmaktaydı. Yapılan yanlışlıklar için Peygamberimiz dönemini örnek göstermeyin? O gençler, şuurlu insanlardı. Dünyalık istemiyorlardı. Onların muallimi bizzat Resulûllah (sav) idi. 

Fakat ülkemizdeki gençler henüz bu şekilde bir olgun dönemine girmiş değillerdir. Demek ki bizim eleştirimizin ana teması genç nüfusumuzun böyle bir sorumluluğu kaldıracak durumda olmadığıydı. Yoksa 18 yaş meselesi değildir. Nice 30 yaşındaki insanlar bir gencin olgunluğuna sahip olmayabiliyor.

Eğer amacımız genç nüfusu etkin ve sorumluluk sahibi kılmaksa, kararları popülist politikalar ekseninde değil, uzun vadeli programlar ekseninde almaya çalışmalıyız. Yani önce gençlerimizin erken olgunlaşması ve üstlendikleri sorumlulukları yerine getirebilecek donanıma sahip kılmamız gerekir. Bunun için de yapılacaklar listesini şöyle sıralayabiliriz: 

1. Lise öğrenimini kaldırıp ortaokuldan sonra hemen gençlerimizi üniversiteye alalım. Eğer lise ismi olmasını istiyorsak, 4 yıllık ortaokulun 2 yılını ortaokul, 2 yılını lise olarak düzenleyelim. 

2. Liselerin kaldırılıp ortaokuldan sonra gençlerimize üniversite kapısını açtığımızda 18-20 yaşında mühendisimiz, avukatımız, öğretmenimiz olur. Bir üniversite bitirmiş kişi hem meslek sahibi olur hem de özgüven sahibi artık. Ayrıca bu süreç onu erken olgunlaştırır. Çocukluk devresinden çıkardır. Ona bir hedef tayin eder. 

3. Üniversiteyi erken bitiren bir genç, iş hayatına atılacak ve hatta erken bir çağda evlenerek hayata erken başlayacaktır. 

Yani aslında gençlerin olgunlaşmasını engelleyen biziz. Bu temel eğitim sürecini uzatmanın bize ve ülkemize ne katkısı var? Ayrıca liselerin ekonomiye olan yüküyle her yıl birkaç fabrika kurabiliriz.

Görüldüğü gibi, gençlerimizden yararlanmak istiyorsak önce eğitimi ve müfredatımızı değiştirmemiz gerekir.