Meydanlar için Arap gençler şarkılar yaptılar.

Özgürlükleri için bekleştikleri yerlere şiirler yazdılar.

Batı medyası  “Arap Baharı”dedi, tahminde yanılmadık, isim fazla romantikti, baharı yaşamalarına kim izin verirdi ki.

Şimdiyse ağıt yakmaktalar.

Meydanlara ateş yağıyor.

Filiz gibi gencecik gençler ölüme gidiyor.

Gülen ayva ağlayan nar da denemiyor.

Rabia ile Tahrir arasına koyu bir çizgi de çekilemiyor.

Darbe destekçilerinin doldurduğu Tahrir meydanındaki halkın fotoğrafına bakıyorum.

Ülkelerini halklarını seven bir kesim elbet.

Üstelik çoğu örtülü kadın ve namazlı erkekler de orada.

Katliamın liderini selamlamalarını ilençle izliyorum.

Rabia Meydanı’nda ise gönüldaşlarım var.

Hasan el Benna’ nın, Seyyid Kutub’ un çileli yolunun takipçileri var.

Binlerce şehide vermesine karşın şiddetten uzak duran ihvan asaleti var.

Direnç ve özgürlük, kardeşlik ritimleri var.

Ama meydanlara bile çıkamayan karanlık adamların saklandığı küflü odalarda kanlı planlar da var.

İslam ile demokrasinin uzlaşamayacağını iddia edenlerin zafer işaretleri de var.

Bu kaçıncı halkın birbirine kırdırılma sahnesi.

Sadece Mısır’ da değil, Türkiye’ de, Suriye’ de bütün İslam ülkelerinde laik, solcu, liberal hangi düşüncedense insanlar şapkalarını önlerine alıp iyice düşünmelidir.

Sen laik de olsan adın Müslüman.

Batılı beyaz adamın sana baktığı zaviye bu.

İstediğin kadar açıl saçıl yine Müslüman bir kadınsın.

Hatta dilini de değiştir.

Onlarla içki kardeşliği de yap.

Dahası domuz eti de ye.

Yine kara kaşından, alın kemiğinden, avurtlarından bilinir göçmen yazgın.

Bilinir de üzerin çizilir.

İslamla tek zerre ilişiğin kalmasa dahi, ismin yanına iri bir çentik atılır.

Bu kardeş kavgasının, iç savaşın, yüzyıllar sürecek kan davalarının kime zararı var.

Yine kendimize, ülkemize, halkımıza.

Mısır’da gençler futbol müsabakasına gider gibi coşku ile Rabia Meydanı’na akmakta.

İsimlerini, telefon numaralarını kollarına yazmakta.

Şehid olduklarında ailelerinin kendilerini bulmalarına yardımcı olmaya çalışmaktalar.

Bu çocuklar, yakılan cesetleri hiç hesaba katmamaktalar.

Gözü dönmüş katillerin kendi evlatlarını ateşe atıp yaralıyı taşıyanı, ambulansı kullananı bile yaşatmadığını bilmelerine rağmen.

Ne gençliklerine acımaktalar, ne ailelerini düşünmekteler.

Önce vatan demekteler.

Henüz on yedi yaşında ailesinin tek çocuğu Meryem yüzlü, melek kadar güzel Esmalar şehid düşerken.

Genç kız ve kadınlar, çocuklar sırtlarından vurulurken.

Şimdi durma zamanı değil diyen insanlar adeta deplasmana ölümle karşılaşmaya çıkmaktalar.

Bir halkın acısını, ölüsünü, ağıtını dinlemek de meydanlara düşmekte.

Kulakları yırtan çığlıkları, örtüsü kana bulanan kadınları, sırtından vurulan kızları uğurlamak da yine meydanlara kalmakta.

Geriye çok daha ağır bir fatura, kanlı bir hesap kalmakta.

Bunu yine kimler, bir ülkenin sağcısı solcusu, İslamcısı, laiği bizler hepimiz ödeyeceğiz.

Yüzyıllar sürecek kinler, nefretler, tiksintiler kalacak her birimize.

Şehid kızların kardeşleri de sarılacak silaha elbet.

Demokrasi paçavrası şiddet doğuracak.

Batılı irin beyazı adamın yüzü gülecek.

Muratlarına ermişlerdir, İslamla demokrasinin bağdaşamayacağı tezini ispat etmişlerdir.

Kardeş kardeşe silaha sarılmıştır.

Bu kan denizinde sarsılın artık ve kendinize gelin.

Hepimiz ölmekteyiz, ölenle.

Kalkın hep birlikte bir sömürge tekniği gibi kullandıkları demokrasi paçavrasını suratlarına çalın.

Aklınızı başınıza alın, silahları atın, kanı durdurun, şehidler kervanına koşan gençleri alınlarından öpün, evladlarınıza, geleceğinize, ülkenize sahip çıkın.

Kavganın kime faydası olmuş ki.