Aslında Ermeni mallarının tartışılmasını da Murat Bardakçı’nın yazdığı bir yazı başlatmıştı. Murat Bardakçı, Ermeniler tarafından şehit edilen kişilerin ailelerine Atatürk tarafından Ermeni mallarının verildiğinin belgelerini ortaya döktü. Böylece bir anlamda Ermeni malları gündeme geldiği gibi, geri kalan Ermeni mallarına ne oldu sorusu da tabiî ki zihinlere takılı kaldı.

Ermeni malları konusunun gündeme gelmemesi için  Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğüne (TKGM) bir gizli yazı gönderdi. Osmanlı tapu kayıtlarının Türkçeleştirilerek bilgisayar ortamına aktarılmasına karşı çıktı (Hürriyet, 19.09.2006). MGK Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Elmas imzalı ve 26 Ağustos 2005 tarihli yazının temel öğeleri şöyle: “Bu bilgiler etnik ve siyasi (asılsız soykırım, vs.) istismara malzeme olabilir” demiştir.

Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, arşivinde bulunan Osmanlı dönemine ait, tapu kayıt belgelerini Türkçeleştirerek, bilgisayar ortamına aktarmak ve Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’ne devretmek için devletin önemli kurulunda görüş sordu. Kısaca TARBİS (Tapu Arşiv Otomasyonu) denilen proje ile belgelerin en son teknoloji kullanılarak görüntülenmesi, sağlıklı bir dizin oluşturulması, arşiv bilgi ve belgelerine yetki verilmiş kişilerin güvenlik çerçevesinde kolayca ulaşmasının sağlanması amaçlanıyordu. Çalışmaya konu olan arşiv belgeleri ise şunları içeriyordu; Zabıt-Kayıt Defterleri (Yurtiçi ve yurtdışı); İstanbul TKBM Arşivindeki defterler; Köy ve Yayla Sınır Kayıtları ile Mer’a Tahsis Kararları; Hasılat Kayıtları ve Tapu Tahrir Defterleri.

Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü projeyle ilgili olarak çeşitli görüş sorduğu kuruluşların başında tabiî ki MGK geliyor. MGK kısaca projenin “etnik ve siyasi istismara malzeme” olabileceğini belirtip “Tapu Kadastro’da muhafaza edin ve kullanıma sınırlı açın” görüşü bildirdiği ortaya çıktı.

Tapu Kadastro Genel Müdür Yardımcısı Nihat Şahin imzasını soran görüş yazısı 17 Ağustos 2005 tarihini taşıyor. MGK ise cevabını 26 Ağustos 2005 tarihinde “gizli” ibareli olarak gönderdi. Altında MGK Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Elmas’ın imzasının bulunduğu cevap metninde şöyle denildi:

“Osmanlı Devleti dönemine ait söz konusu defterlerin içerdiği bilgilerin etnik ve siyasi (asılsız soykırım, Osmanlı Vakıfları mülkiyet iddiaları ve benzeri) istismara malzeme olabileceği ve ülkemizin içinde bulunduğu koşullar dikkate alındığında, kısmen ya da tamamen çoğaltılarak dağıtılmamalarının, genel arşiv çalışması yapılan merkezlere devredilmemelerinin, dolayısıyla bulundukları Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nde muhafaza edilmelerinin ve kullanılmasının ülke menfaatleri açısından sınırlı tutulmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.”

Prof. Baskın Oral ise Ermeni malları ile ilgili olarak bir anısını anlatır: “Mülkiye’ye 1964’te başladım. Sınıfımızda, aileden çok zengin olduğu söylenen Adanalı bir arkadaş vardı. 17 Eylül 2006 tarihli Milliyet’ten, onun zenginliğinin (Orhan Kemal’in kâtiplik yaptığı Milli Mensucat Fabrikası) “aileden” değil, gayrimüslim azınlıklardan geldiğini öğrendim. Tesis 1907’de “Simyonoğlu Fabrikası” adıyla Aristidi Kozma tarafından kurulmuş. Kendisinin “şehri terk etmek zorunda kalması” üzerine Hazine’ye geçerek “Milli Fabrika” adını almış. 1927’de bizim arkadaşın dedesi dahil dört milli müteşebbise satılmış. Biriken borçları nedeniyle 1978’de yeniden Hazine’ye geçmiş (aşina geldi mi ).

Ermeniler, birçok işletmelere, arazilere sahipti. Onlar bu ülkeyi terk ettiklerinde bu işletmeler ve konaklar onların yanında çalışanlara, köyleri de bölgedeki güçlü kişi/ailelere geçti. Geçmeyenler, siyasi kadrolaşma dönemlerinde birilerine verildi. Ya da kamulaştırılarak el konuldu. Bu konuda “Emvalı Metruke” diye bir kanun çıkartılarak belli bir sürede sahibi çıkmayan mallara el konuldu. Aslında gasp edilen ve peşkeş çekilen sadece Ermeni malları da değildi. Birçok hayırlı hizmetlerin yürütüldüğü vakıf malları da yağmadan payını aldı.

Birinci Dünya Savaşında Ermeniler

Sorunun nasıl başladığını anlamak için birazda Ermeni sorunun aslına dönelim. 1916 yılında Ermeni kuvvetleri Rus ordusuyla birlikte Erzincan’a kadar geldiler. Bu durum, Ermenilerin Rusları destekledikleri ve lojistik destek sağladıklarını göstermektedir. Türk milletinin de zaten Ruslardan çok Ermenilere tepkileri vardır. Çünkü kardeş bildikleri bir ulus onlara ihanet etmiştir. İhanete uğramanın verdiği bir hırs vardı. Ayrıca, Ermeniler, Ruslardan daha çok zulm ediyordu. 1919’da Ermeni kuvvetler Kars’a kadar olan yerleri işgal ediyorlardı. İtilaf devletlerinin aldıkları yerlerde Ermenileri vali yapmaları doğuda milli mücadele ruhunu ateşlemişti. Bu durumu İngiltere Yüksek Komiseri Calthorpe’un 29 Temmuz 1919’da Londra’ya gönderdiği bir raporda General Milne bu direnişi şöyle yorumluyordu: “Büyük Ermenistan sözü, milli hareket ateşini alevlendiriyor… Kürtleri tekrar sırt sırta Türklerle bir hizaya getiriyor…”

Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa, 15 Haziran 1919 tarihinde Sadrazam’a yazdığı raporda Ermeni mallarının akıbeti hakkında bizlere bilgi vermektedir: “Beyazıt’ta baş göstermeye başlayan Ermeni sızıntısı, az bir zamanda Van’dan Hopa’ya kadar bütün sınır üzerinde genişleyecek bir niteliktedir. Buna engel olmak resmi kuvvetlerimizin her türlü girişimlerine karşı koymasıyla mümkündür… Ancak, bu bölgeye bir de Ermeni göçmenlerin dönmesi sorununu da çözümlemek gereklidir. Osmanlı Ordusu, Erzurum ve bölgesini geri alırken çekilen Ermeniler, Müslüman köylerini tüm yakıp yıkmışlar idi. Buralar geri alındıktan sonra yerlerine dönen Müslüman halkın çoğu, kendi köylerini yıkılmış görünce, zorunlu olarak boş ve yıkılmaktan kurtulmuş bulunan Ermeni köylerine yerleşmişlerdir. Bugün Ermeni göçmenleri geri dönecek olurlarsa, Müslümanlar tüm açıkta kalacaklardır. Bir de bu bölgeye Ermeni nüfusu eklenirse, bu durum şiddetlenecektir… İşte bu gibi zorunluluklar, Ermenilerin bu yıl için Osmanlı memleketlerine alınmamalarını, kesinlikle gerektirmektedir.” (Türkiye’nin Düzeni, Doğan Avcıoğlu)

Bütün bu olaylardan sonra Talat Paşa başkanlığındaki ittihat ve Terakki Hükümeti Ermenileri bölgeden sürdü. “Tehcir Kanunu” olarak bilinen ve fakat Türk ordusu savaş alanında olduğu için cephe gerisinde oluşan isyan ve ayaklanmaları önleme gayesi güden “Savaş zamanında hükümet uygulamalarına karşı gelenler için asker tarafından uygulanacak önlemler hakkına geçici kanun” 27 Mayıs 1915 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun, 1 Haziran 1915 günü dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekayi’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 10 Haziran 1915 tarihinde yayımlanan bir emir yazısı ile de, göçe tabi tutulan Ermenilerin malları koruma altına alınmıştır. Bir başkan ile biri idari diğeri de maliyeci olmak üzere iki üyeden oluşan “Terkedilmiş Mallar Komisyonu” kurulmuştur. Bu komisyonlar, boşaltılan köy ve kasabalardaki Ermenilere ait malları tespit edecek, ayrıntılı defterlerini tutacaktır. Defterlerden biri bölgesel kiliselerde korunacak, biri bölge yönetimine verilecek, biri de komisyonda kalacaktır. Bozulabilir eşya ile hayvanlar açık arttırma ile satılacak ve parası korunacaktır. Komisyon gönderilmeyen yerlerde, bildiri hükümlerini bölgelerdeki görevliler yerine getirecektir. Bu malların Ermeniler dönünceye kadar korunmasından hem komisyon, hem de bölge yöneticileri sorumlu olacaktır.