Hayattaki önderimiz Peygamber Efendimizin (S.A.V.) dünyayı şereflendirmesinin yıl dönümünü kutluyoruz. Sözlerimiz Peygamberimizi anlatmada yetersiz kalır. İnsanlığı karanlıklardan sonsuz aydınlığa çıkaracak ilkeleri, kâmil ve şamil bir halde bizlere getirmekle görevlendirilen Peygamber Efendimiz (S.A.V.) kıyamete kadar gelecek insanlar için bir kurtuluşun müjdecisidir.
İnsanlık dünya imtihanını geçebilmek için Peygamber Efendimizin (S.A.V.) yol göstericiliğine muhtaçtır. Rabbimiz yarattığı kullarına rahmet ettiğinin nişanesi olarak Muhammed-ul Emin’i göndermiştir. İnsanoğlu, şeytanın iğvalarından kurtulmak, iki cihanda saadete erişebilmek için adımlarını Peygamber Efendimizin (S.A.V.) adımlarına uydurmak zorundadır.
Müslümanlar hayatların özel ve kamu her alanında Peygamber Efendimizi (S.A.V.) rehber kabul etmek zorundadır. Bir Müslüman bir mesele ile karşılaştığında o konu hakkında önce Kuran’daki hükmüne baktıktan sonra Peygamber Efendimizin uygulamalarına bakmakla yükümlüdür. İki cihanda saadete ermek için sünnetlerine sarılmak zorundadır. Bir Müslüman’ın bunlarla sıkıntısı yoktur.
İslam’ın getirdiğini ve Peygamberin öğütlediğini yerine getiren toplumda kötülüklerin, çirkinliklerin, yanlışların, faydasız olanları ve zulmün en asgari düzeyde olması gerekir. Diğer toplumlar Peygamberin öğütlerini tutan toplumlara özenmeli, onların yönetimi altında yaşayabilmek için arzu duymalıdır. Kurtuluş yolunun vaaz edenlerinin olduğu toplumda İslam’ın “anlatılır” değil “yaşanılır” olması gerekir. Gelin görün ki; günümüz dünyasında Müslümanların durumu ortada.
Oysa neredeyse her köşe başında İslamî hizmet eden sivil toplum kuruluşları mevcut, her mahallede imam hatipler, cami sayımız en yüksek oranda, televizyonu açtığımızda dini içerikli bir programdan diğerine geçiyoruz. Ama bir yirmi yıl önceki hassasiyete sahip bir toplum yok. Dinin bu kadar çok anlatıldığı, dini anlatmak için özel ve tüzel kişilerin sayısının bu kadar arttığı ortamda ne eksik ki, haksızlıklar git gide artıyor, insanlar dini yaşamdan uzaklaşıyor, deist ve ateist olduğunu ifade eden kullar çıkıyor, ihalelere fesat karıştırılıyor, hak sahipleri adaletin yoksunluğundan şikayet ediyor, toplumun güçsüz kesimi sahipsiz olduğundan şikayet ediyor? Yani yaşadığımız zamanları tanımlarsak “modern cahiliyye” diye kavramlaştırabiliriz.
Peygamber Efendimiz (S.A.V.), peygamberlik görevi gelmeden önce de “emin” olarak bilinirdi. Hatta müşrik Mekke döneminde insanların hakkı gasbedilmesi ve güçlülerin kendi kurallarının uygulamasına karşı kurulan Hilful Fudul cemiyetine katılmıştı. Hilful Fudul, yani zayıf olan halkın haklarının aranabilmesi için kurulmuş olan bir cemiyetti. Zaten bütün peygamberler müstekbirlerin hadlerini bildirmek, tek tanrı olarak Allah’ı birlemek -tevhid inancını- ikame etmek için gönderildi.
Şimdi düşünelim Müslümanlar “emin” mi? Ve hakları gasbedilmiş zayıf ve güçsüz insanların yanındalar mı yoksa kaba kuvvet sahibi güçlüler yanındalar mı? Müslümanların sofralarında devlet büyükleri, para sahipleri mi misafir yoksa toplumun zayıfları mı misafir? Etrafı duvarlarla çevrilmiş, kapısında güvenlik görevlisi olan sitedeki Müslümanların kapısını sokakta mağdur kalmış kim çalabilir? Kürsülerde fakirlerin cennete zenginlerden önce gireceğini anlatanların oturduğu koltuklar cennete erkenden girmeye talip olmadıklarını bas bas bağırırken kim inanır söylenenlere? Eline geçirdiği siyasi gücü tüm muhalifleri sindirmek için kullanan kişinin ağzından çıkan Peygambere övgüleri kim dikkate alır? Abdest alırken kuru yer kalmamasına dikkat ettiği kadar hakkı olmayan yetim malına el uzatmaktan imtina etmeyenlere ne demeli? Allah faizi kesin bir hükümle yasakladığı, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) “ayaklarımın altındadır” dediği halde kur korumalı mevduat çıktığında halaya duranları nereye koymalı? Kur korumalı mevduat çıktığında halaya duranlar “Biz ne güzel Allah’a ve Resulüne karşı savaş açtık” diye halaya durdular. Halaycılar bunu yaparken insanlara din vaaz edenler insanları uyarmadı ve “hibe” yalanını uydurdu. Bu tabloyu görse Peygamber Efendimiz (S.A.V.) bu toplumun kendini sevdiğine inanır mıydı?
Hem Peygamberin önderimiz olduğunu söyleyip hem de onun hayatından bu kadar uzaklaşmış olmamız tüm ümmet-i Muhammed’i bu dünyada zelil etmiş durumda. Bir de Peygamber Efendimizin sünnetini yemeğe başlarken tuzla başlamayı indirgemiş olmamız ve hele de Peygamber Efendimizin (S.A.V.) vefat ederken bile ümmete önder olduğu gerçeğini hiç gündemimize almamış olmamız bizi ahirette de zora sokacak hesaptır.
Hayata geçirmediğimiz konuları kürsülerde ve televizyon programlarında anlatırken hiç korkmuyor muyuz, “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” ayetine muhatap olmaktan?
Mevlid Kandili’nin, Amine’nin yetimini (S.A.V.) anlamamıza vesile olması duasıyla…
Mevlid-i Şerif’i İdrak Edebilmek
Elif Örs
Yorumlar (1)
En Çok Okunanlar
Emekli zammında kritik viraj: 5 aylık enflasyon farkı yarın belli oluyor! İşte masada kesinleşen ilk rakam...
Siyonizm'e uşaklığın faturası ağır oldu: Almanya ilk kez BMGK seçimlerinde kaybetti!
Hakan Safi anlaştığı dünya yıldızını açıkladı: Lewandowski beklenirken herkesi ters köşe yaptı
Mahkeme ikinci kez karar verdi! Yerebatan Sarnıcı İBB'de kaldı
Eşkıyalar neye uğradıklarını şaşırdı... Bize de bu klas hareketi tebrik etmek düşer... Avrupa’dan Bir Dik Duruş Hikayesi.. Slovenya’dan Takdirlik Eylem
Donald Trump’a kendi partisinden İran şoku: 'Savaş yetkileri' tasarısı kabul edildi
Saadet Partisi Mustafapaşa’da zafere odaklandı: Seçime iki gün kala Saadet Partisi'nde galibiyet inancı!
Yaz geceleri için formül: Sadece pencere önüne yerleştirmek yetiyor
İşte Dünya Kupası’nın en değerli 50 futbolcusu: Arda Güler ve Kenan Yıldız'ın sırası şaşırttı
Yeni bir hırsız türü ortaya çıktı! Bu hırsızı tahmin etmek neredeyse imkânsız! Dikkat: Her an kapınızı çalabilir