Milli Eğitim’de son beş yılda, üniversiteden dönem arkadaşlarım iş başındaydı. Siyaset bilimi doçenti, Müsteşar Yusuf Tekin’in misyonu; siyasetin eğitime bela ettiği 40 yıllık FETÖ enkazını “Temizleyip dağıtmaktı.” Vazife mühimdi ve zordu. Allah var, başardılar sayılır. FETÖ ayıklandı. Şimdi sıra belki daha zor olanda; mutlu, başarılı ve kaliteli insan yetiştirecek maarif sistemini kurmada.
MEB’e Süpermen mi, Seferberlik mi?
MİLLİ Eğitim’e, “Mizaca göre, sevgi temelli eğitim”, “Bilgiyi geleceğe dönük konuşup üretmekten yana”, “Öğretmenliği insan-ı kâmil yolculuğunda öğrenci ile birlikte öğrenilen bir süreç” diye tanımlayan Prof. Ziya Selçuk markası, 15 yıl sonra da olsa nihayet MEB bakanı olarak “seçildi”. Başkanlık sisteminin bu takdiri, 1 milyon öğretmenin, 24 milyon öğrencinin ve milyonlarca anne ve babanın yaşadığı Türkiye’mizde, bendeniz dahil bir heyecan dalgası oluşturdu, oluşturuyor. Peki neden?
Tabii ki başta “Değer görebilme beklentisinden”. Çünkü bu ülkede istisnalar hariç; çocuk ailede, kadın kocanın yanında “değersiz”. Öğrenci okulda, öğretmen müdürün gözünde, müdür genel müdür veya bakanın, bakan “başbakan” veya cumhurbaşkanının nezdinde “değersiz”. Polis, askerin; asker, siyasetin; vatandaş, devletin nezdinde… Sanki yaratılan, Yaradan’dan ötürü sadece Hz. Mevlana’nın sözlerinde “Sevgili”. Oysa eşref-i mahlukat değil miydik? Hoş hak, hukuk değil de; kuvvet, menfaat, imtiyaz ve çoğunluk üstün tutularsa ne beklenebilirdi ki…
“Değersizlik, Güvensizlik ve Yetersizlik”
BU ülkenin; aileden itibaren okulda, eğitimdeki üç büyük problemidir. Manevi otoritelerin, bilimsel mürşitlerin bu millete koyduğu teşhis de budur. Tedavi de buradadır.
İnsanımız önce “değerli” hissettirilecek. “Kendine güvendirilecek”, sonra da bu ülkeyi ve gönül coğrafyasını her alanda yeniden dünya birincisi yaptıracak “yeterli/yetkinlikte” yetiştirilecek. Sizce başkanlığa doğru değişen yeni sistemimiz ile Sayın Cumhurbaşkanı ve sayın taze bakanlarımızın… Meclis’imizin… Muhalefetimizin… Aydınlarımızın esas vazifesi bu konuda Milli Eğitim’e, maarif davamıza “yardımcı” olmak değil midir?
Her Bakanın Görevi: Maarife Altyapı Desteğidir!
Yok eğer; mühendisi, doktoru, sanatçıyı, siyasetçiyi, polisi, askeri, anneyi, babayı da sözde yetiştire/meye/n “Milli Eğitime” sıradan bir bakanlık gibi bakılırsa… Nice on yıllardır olduğu gibi; matbaası, kitabı, baskısı, projeleriyle devasa bir rant alanı diye görülürse…
Bugünkü Türkiye’de Milli Eğitim Bakanlığı’na getirilebilecek “En uygun isim” getirildiği halde… (Ki bu noktada Sayın Cumhurbaşkanı farklı toplumsal kesimlerden takdir aldığı gibi, biz de takdir ettik.)
Maarif Meselesine Süpermen Ne Yapar?
Eğer başta Milli Eğitim için öğretmenlerimizi gerektiği donanımdan uzak yetiştiren YÖK, kangren halindeki eğitim fakültelerinin müfredat ve yönetimi de Ziya Hoca’nın ekibine “bütünüyle” teslim edilmezse… Filanın referansı, eski/yeni bakanların, AK Parti/ MHP ve sendikaların ısrarı ile… Milli Eğitim’de ekibini kurmasına izin verilmezse…
***
İslam coğrafyasının ve milletimizin bilimdeki altın çağlarından, “1400-1500’lerden sonraki… Bilim ve eğitimde geri kalma, Batı’yı en üstün görme, eğitim/maarif davasının birkaç yılda çözülmesini beklemek ham hayalden ötedir. Çünkü bugün ülkede, bir okul müdürümüzün ifadesiyle; “Ne öğrenci memnun, ne öğretmen ne de veli. Mutsuz olan öğrenci başarılı olsa ne olur! Mesele asırlık, lakin hal çaresi imkânsız değildir.
Sefaletten Sanata Finlandiya Örneği
Eğitimde makus talihini yenmiş, Türkiye’ye örnek bir model var: Finlandiya!
Geçtiğimiz yüz yılda bataklık, ölüm vadisi, yoksulluk ve sefalet yuvası, yerkürenin kuzeyinde kışı en uzun, toprakları verimsiz çorak bir “Suomi” ülke iken… Başta öğretmenlerin, din adamlarının ve gönüllü doktorların gayret ve aydınlatmaları…. Kilise ve kışlaların birer halk eğitim merkezi haline getirilmesi ile topyekûn bir milletin kalkındığı… Bataklığı mutluluklar ve güzellikler ülkesi haline gelmiş bir ülke Finlandiya.
Peki beş buçuk milyon nüfusa rağmen bilimden sanata, spordan siyasete her alanda dünya çapında başarı gösteren, en az üç dil konuşan insanları nasıl yetiştiriyorlar? Rus gezgin ve yazar GrigoryPetkov, “Beyaz Zambaklar Ülkesi”nde bu seferberliği anlatır. Kitap, Cumhuriyetimizin kurucularını ve 1960 darbesini yapan Cemal Gürsel ve arkadaşlarını da çok etkilemiştir. İmdi…
Kıymetli Yönetici ve Değerli Muhaliflere Çağrı
KIYMETLİ yöneticiler, değerli muhalifler, saygıdeğer aydınlar, pek muhterem imam kardeşler… Var mısınız topyekûn Milli Eğitim seferberliğine… Bu milleti yeniden ayağa kaldırmaya. İnsan kalitemizi yükseltmeye… Böylece Fas’tan Endonezya’ya kelebek etkisi oluşturmaya. Böyle bir ümit var. Ve kimsenin bu ümidi baltalamaya hakkı yok.