Hukukun evrensel ilkelerinden birisi, kanun ile düzenlenmesine ihtiyaç duyulan her kurum, kuruluş, belli, daha doğrusu tanımlanmış bir amacı gerçekleştirmek üzere; ihdas edilir. Siyasi bir parti siyasi iktidara gelmek amacıyla siyasi faaliyette bulunur. Yüksek öğrenime devam eden öğrenciye burs vermek maksadıyla tesis edilmiş bir vakıf bu yönde çalışır. Hayvan haklarını koruma derneği hayvan haklarını güvence altına alan mevzuat (Uluslararası bildirgeler, Anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik gibi) dairesinde koruma görev ve yükümlülüğünü yerine getirir. Maden işkolunda örgütlenmiş bir sendika bu işkolunda çalışan emekçilerin işçilerin (beden gücüyle çalışanından muhasebeci ya da maden mühendisine kadar) ekonomik, sosyal, kültürel, sağlık ve güvenlik hak ve görevlerini iş sözleşmesi (bireysel veya toplu) çerçevesinde belirler, korumaya çalışır vb.

"Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu", kamuda hizmet görenlerin haklarının belirlenmesinden, gerçekleşme ve korunmasına kadar bir takım yükümlülükleri yapmak üzere çıkartılmıştı. "Sendika" (Syndicat: Birlik, demektir) hukuk tarafından tecviz edilmiş bir kuruluş olarak "emek"in "sermaye"ye karşı belli araçlarla tanınması ve korunması amacıyla ortaya çıkmıştır. Belirgin amacı, emek ile sermaye arasında hakkaniyete, bir başka ifadeyle adalete dayalı dengeyi sağlamaktır. Bunu çalışma barışı, daha genel anlamda toplumsal barış olarak nitelendirmek yerinde olur. Emek ve sermaye, mahiyetleri, nitelikleri, etki ve şartları bakımından karşıt olgulardır, ama sırf böyle oldukları için düşman olarak nitelendirilmeleri doğru olmaz. Kaldı ki, adalet denilen değer de (hem hukuki, hem ahlâki yönden) karşıt nitelikleri içerir. Tıpkı savcı ve avukatın simgelediği karşıtlığın hakimin kararında dengesini bulduğu gibi.

Oysa "Kamu Çalışanları Sendikaları Kanunu", yasa yama tekniğine uygun olarak düzenlenmesine rağmen "sendika" kavram ve kurumunun varlık şartı olan kurucu unsurunu yanlış bir esasa dayandırmıştır. Sözkonusu kurucu unsur "toplu sözleşme" ve onu tamamlayan "grev"dir ve buna kanunda yer verilmemiştir. "Toplu sözleşme" (yani akit) yerine "toplu görüşme" gibi maksattan uzak bir tabir konulmuştur. Sonuç olarak, memurları temsil eden sendikalar, sırf kanunun bir an evvel çıkartılması isteğiyle "toplu görüşme" tabirini mazur görmüşlerdir. Siyasi iktidarların, aslında "iğva" olan vaatlerine, biraz da idare-i maslahatçılık eğilimiyle, tam anlamıyla kanmışlardır. Bu ruh halinin ve anlayışın özünde, sendikaların bile "sendika" kavram ve kurumuna gereken anlam ve önem vermedikleri yatmaktadır, denilse yeridir. Devletin kökleştirdiği sinik "memur psikolojisi" de bunda baskın olmalıdır.

"Kamu Çalışanları Sendikaları Kanunu" hükümlerine göre, memur sendikalarıyla hükümet temsilcisi her yıl belirlenen tarihlerde bir araya gelmekte, geçen yıllarda kaydedilmiş birtakım maddeler ile birlikte yeni bütçe yılında verilecek "maaş zammı tek ve asıl madde olarak, güya toplu görüşmenin ağırlıklı ana konusunu oluşturmaktadır. Ama sonuçta hükümet farazi, hatta hayali bir enflasyon rakamı belirleyerek, sözümona onun üzerinde bir zam vermeyi taahhüt etmektedir. Elbette sendikaların yöneticileri iyiniyetle, canla başla zam oranını bir miktarcık da olsa yükseltmeye çalışmaktadırlar.

Dilim varmasa da yazmak sorumluluğu duyuyorum: Bu bir oyundur. Ütülenileceği mukadder olan bir oyun. İktidarlar kendi sorumluluklarını sendikalar üzerinden atmaktadırlar.

Eğer sendika kavram ve kurumu varsa, toplu sözleşme ve grev hakkı bunun ayrılmaz parçasıdır. Sendikalar bu şart yerine getirilmeden hükümetle masaya oturmayacaklarını tek madde olarak ortaya koymalıdırlar. En alt kademesinden en üst makamına kadar memur devletin görevlisidir ve onun temsilcisidir. Amiyane deyişle memur hancıdır, bütün iktidarlar yolcu.