İzin yapmak gibi bir adetim olmamasına rağmen 8 gün yazılarıma ara vermek zorunda kaldım. İzin yaptım göründüm ama yaptığım izin kullanmak, dinlenmek değil, bir yakınımın rahatsızlığı sebebiyle olayları izlemekte sıkıntı çekeceğim için yazı yazmaya kendimi zorlamak istemedim.. Sakin bir kafaya sahip olmadan da elbette yazı yazılabilir.. Ama, bu zorunlu bir yazı yazmak olurdu.. Bunu da siz okuyucularıma saygısızlık gibi algıladığım için Abdulkadir Türker kardeşimden, durumumu anlatıp izin istedim, o da uygun gördü ve sizlerden 8 gün ayrı kaldım.. Bu vesileyle bilinen bir gerçeği tekrar ifade edeyim ki hayatta en büyük zenginlik sağlık, sonra da ailede huzurdur.. Tüm okuyucularıma sağlıklı ve huzurlu bir ömür diliyorum.

*

Yazı yazmadığım 8 gün içinde ülkemiz açısından çok önemli olaylar yaşandı ve gelişmeler oldu.. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci ve üçüncü turları yapıldı ve Abdullah Gül Cumhurbaşkanı seçildi.. Aylardır devam eden bir kilit böylece açılmış oldu..

Peki gerçekten kilit açıldı, düğüm çözüldü mü Gelişmelere bakıldığında bunu söylemek pek mümkün değil.. Özellikle medya sanki çözümsüzlükten yanaymış gibi bir tavır sergiliyor.. Birtakım gelişlemeri biraz da abartarak tekrar tekrar halkın önüne sunuyor. Ardından yeni Bakanlar Kurulu ilan edildi.. Bu da seçimlerden sonra yapılması gereken ama eski Cumhurbaşkanının ister jesti ister resti deyin sebebiyle gecikmeli olarak yerine getirilebildi.

Kısacası dün olduğu gibi bugün de olaylar normal seyri içinde gelişmiyor.. Ya gecikmeye uğruyor ya da engelleniyor.. Bu engelleme ve geciktirme, bu da olmazsa karşı tavır sergileme halkın yüzde 47 oyuna rağmen işlerliğini sürdürüyor. Bu bakımdan gelişmelerin bana göre tadı yok. İnsana sıkıntı veriyor ve geleceğe ümitle bakmamı engelliyor. Bazıları elbette Cumhurbaşkanı seçiminin 4 ay gecikmesi, Bakanlar Kurulunun açıklanmasının 15 gün ertelenmesi karşısında haz duyabilirler. Hatta bu geciktirme ve engellemede görev bile üstlenmiş olabilirler. Bu onların bileceği iştir. Ancak, bu memleketteki sistemin adına demokrasi demeye devam edeceksek ortada zevk alınacak bir durumun olmadığını düşünüyorum.

Millet adına egemenliği kullanacakları millet belirleyecek, bu da seçimler yoluyla olacaksa sandıktan çıkan durum içimize sinmese de saygı duymak gerekmmez mi

Bu memlekette demokrasiye sadece belli bir grubun ihtiyacı var da bir başka kesimin yok mu Onların demokrasisi farklı mı Bir başka ifade ile demokrasinin kuralları onların işlerine yarıyor, onların arzusuna uygun sonuç veriyorsa iyidir de bunun aksi olursa demokrasinin rafa kaldırılması mı gerekiyor Gelişmeleri tatsız kılan olayları tek tek sıralamak istemiyorum. Ama, belli ki yeni Cumhurbaşkanının seçilmiş olması ve yeni Hükumetin oluşturulması belli çevreleri memnun etmiyor..

Kendi kendime bu çevreleri memnun etmek için ne yapılabilir diye düşünüyorum makul bir cevap bulamıyorum.. Bulduğum cevap ise Cumhurbaşkanı seçilirken, hükumet kurulurken halkın ne istediğinden çok, sanıyorum bu çevrelerin ne istediğine dikkat etmek gerekiyor. İyi de bunun adı demokrasi olmaz ki..

Son zamanlarda sanki AKPyi destekler gibi yazılar yazdığımın farkındayım.. Bu köşenin sürekli okuyucuları bilirler ki maksadım AKPyi desteklemek ve alkışlamak değildir. Maksadım bu sistem devam edecekse herkesin millet iradesine saygı duyması gerektiğini tekrar tekrar dile getirmektir. Halkın iradesine herkes saygı duysun, halkın desteğini alanlar istedikleri gibi davranabilsinler ki bize de onların yanlışlarını dile getirme fırsatı doğsun...