Değerli bir insanımız, Avrupa ya işçi olarak gider. Hemen Milli Görüş camilerinden birine katılır. Çocukları olur. Bulunduğu ülkenin en yüksek okullarından mezun eder. Çocuklar, okullarda okurken camiyi de bırakmazlar. Okullardan mezun olduktan, eline bol paralı işler de geçtikten sonra bazı yanlışları görür ve üzülmeye başlar.

Bir gün babasına "baba, ben Türklerin olmadığı bir köy veya şehir bulup orada yaşamaya devam edeceğim izin ver" der.

Babası "Oğlum, istediğin yere gidebilirsin. Ben sana güveniyorum, bozulmayacağına inanıyorum. Gördüğün yanlışların hepsinde sen haklısın. Ancak bizim insanlarımızın hatası amelde, bu ülkenin insanlarının hatası temelde. Bak, bizim köyden gelip de otuz yıl önce senin gibi düşünüp, Türklerin olmadığı bir şehirde iş bulup orada yaşayan filanı düşün" dediğimde cümlenin tamamlanmasını beklemeden "Tamam baba, ben bu milletten, bu camiden ve bu şehirden ayrılmayacağım" dedi.

O çok iyi biliyor ki, Türklerin olmadığı şehirde yaşayan köylümüz kendini korudu ama oğlu ve kızlarına sahip olamadı. Şimdi o köylümüz, insan içine çıkamaz oldu" demişti bana.

Her gün namazlarımızın ardından dua ederken "Allahümmahşürna fi zümratissalihıyn" Allahım, bizi Salih insanlar topluluğuyla bir araya getir" diye yalvarıyoruz.

Hz. Ali den rivayet edilen bir hadiste efendimizin uzun bir zikrinin sonunda Allahım, bizi La ilahe illallah diyenler zümresiyle haşret" diye dua etmiş. (Deylemi ve İnni Neccar dan naklen Kenz-ül ummal 15/1017, hadis 42591)

Yetkili bir emniyet müdürü anlatmıştı "Ünlülerin beş yıldızlı otelde uyuşturucu kullandıkları haberi gelince bir arkadaşımızı görevlendirdik. Zengin bir otel müşterisi olarak orada kalıyor. O da toplantılara katılır. Avrupa dan getirilen mangal üzerinde uyuşturucu yakılır salondakilerin hepsi duman altı olurmuş. İki ay devam eden bizim görevli de uyuşturucu mübtelası oldu ve tedavi ettirdik" der.

Fatih Sultan Mehmet in oğlu Cem, taht kavgası sonunda İstanbul u terk eder Karaman a gelir.

"Karamanoğlu Kasım bey ile Şehzade Cem Sultan, Bolkar dağlarının tepesinde Umran yaylasında iki yıl kalırlar.

Cem sultanın yanında Frenk Ali bey denilen bir Kethüdası var.

Cem sultan: "Ey Karamanoğlu, benim kethüdam Rodos tan gelmedir. Frenk oğludur. Bana der ki: "Gel, beni Rodos a gönder. Rodos beyi ile müşavere edeyim. Bizi Rumeli ne geçirsin Frenkten yardım alalım. Biz Rumeli nden, sen bu taraftan yürüyelim aradan Bâyezidi kaldıralım"

Karamanoğlu cevap verir: Biz, kâfir ile imtizac edemeyiz (kaynaşamayız) Gel sen sözümü tut, seni Mısıra sultan yapayım. Halep beyi ile müşaverem vardır.

Cem cevap verir: Kâfir taifesinin ahdi (sözü) dürüsttür, Arap taifesinin değildir.

Karamanoğlu: Ey Cem, gel, bir alay dinsiz kâfirin arasına varma. Bolkar dağında ölünceye kadar kal. Süleyman ın cinleri bile Bolkar dağına çıkamazlar. Gel vazgeç" dedi.

Cem sultan, Rodos beyinin gönderdiği gemiye bindi Rodos a geldiler, merasimle karşıladılar, sonra melunlar sözlerinden döndüler ve Cem i hapsettiler, başlarına çok felaketler geldi (Bak Şikâri, Karamanname, baskı 2005, Karaman valiliği ve Karaman Belediye başkanlığı yayını, varak 166b-167b, çeviri yazı sayfa 243)

Şikâri tarihi bu kadarını veriyor. Sonunda ne oldu

Cem sultanın beş çocuğundan sağ kalan Şehzade Murat, Rodos ta bir Hıristiyan kadınla evlenir. Sonra Hıristiyan olur, Pierre adını alır.

Efendimiz buyurur: "İslinin yanında oturanda is kokar, mislinin yanında oturanda mis kokar" atasözümüz bir hadisi şerifin Türkçe tercemesidir. (Buhari, Buyu 38, Müslim, Birr 146)

Parfümcü dükkânından alış veriş yapmasanız bile üzerinize güzel kokusu siner. Meyhanede içmeseniz bile kokusu bir müddet üzerinizde gezinir.

Rabbimiz "Furkan" suresinde peygamberlerin yolundan yürümemizi, dost olarak onları seçmemizi ister.(Ayet 27-28)

Cehennemin dehşetli alevlerini gördüğünde "Keşke filanı dost edinmeseydim" diyecek diye bize haber veriyor ve kötü insanlardan arkadaş edinmemizi yasaklıyor.

Peygamber efendimiz: "Kişi arkadaşının dini üzeredir. Sizden her biriniz kiminle arkadaşlık yaptığına dikkat etsin" buyurur.(Ebu Davud, Edeb Hadis 4833, Tirmizi zühd bab 35, hadis 2379)

Hiçbir dostunuzu kaybetmeyiniz. Bin dostumuz olsa azdır, bir düşmanımız olsa çoktur diyerek dostları çoğumsamayacağız. Düşmanları da azımsamayacağız.

Dinimin düşmanı  cami yapsa o "Mescidi dırar" dır. Şerbet verse şarap dır, panzehir verse zehirdir diyerek red edeceğiz.

Düşmanın iyiliği; kasabın koyununa ot vermesi gibidir. Koyunun boynunu sıvazlaması sevdiğinden değil keseceği yerin tespiti içindir. Balıkçının,  balığa oltada yem vermesi gibidir.