Mekke’nİn Fethi, dünya tarihinin en mühîm hâdiselerinden biridir. Bu fetih; harp hazırlığı, harekât safhası, şehrin neredeyse bütünüyle kan dökülmeden alınışı ve fetihten sonraki gelişmeler itibariyle, bütün ordu mensuplarının, bütün devlet adamlarının, bütün sosyologların alacağı pek çok dersle doludur.

Sevgili Peygamberimiz (asm), fetih seferi için emir buyurmuş, bütün Müslüman kabilelere haber salarak Medine’de toplanmaların istemişti. Ama hedefi belirtmemişti. Zaten bütün gazâlarında bu usulü tatbik eder, hedefi bildirmez, hedef şaşırtmak için de çoğu defa aksi yöne doğru hareket eder, geceleyin âniden yön değiştirerek yıldırım gibi ana hedefe yönelirdi. “El-harbu hud’atun” buyurmuştu. Yani “savaş, hile demekti.” Bunu da dünyada en mükemmel uygulayan, Kâinatın Efendisi (asm) idi. Ne var ki bu defaki “gizliliğin” bir benzeri yoktu. En yakınına bile bildirmemişti. Medine’den kuş uçurtmuyordu. (Mekke’ye gönderilen mektup yerine ulaşmadan ele geçirilecekti. Bu da ayrı bir hâdisedir. Yerimiz müsait olmadığı için teferruata girmeyeceğiz.)

Muhteşem fetih ordusu yola koyulmuştu. Yolda iştirak edenlerle birlikte sayı 10 bini bulmuştu. Fetih ordusu Mekke’nin kapılarına dayanıncaya kadar hiç kimsenin haberi olmamıştı. Bu muazzam bir “sevkü’l ceyş hâdisesi” idi. Ne zaman ki Peygamberimizin emri ile on bin ateş yakılınca Mekkeli müşrikler afallamış ve reisleri Ebû Süfyan’ı araştırmakla görevlendirmişlerdi. İslâm ordusunun muhafızları Ebû Süfyan’ı yakalamış, Peygamberimizin (asm) huzuruna getirmiş, Ebu Süfyan da oracıkta Müslüman olmuştu. Peygamber Efendimiz (asm) doğup büyüdüğü şehrin, bu kutlu beldenin kan dökülmeden fethedilmesini arzu ediyordu. Bu bakımdan yine tarihe geçecek bir taktik uyguladı. Ebû Süfyan’a muhteşem İslâm ordusunu seyrettirdi. Ensar, muhacir, diğer kabileler, Peygamberimizin (asm) husûsî muhafız alayı, sancaktarlarıyla birlikte geçti. Peygamberimiz Ebu Süfyan’a gidip Mekkelilere haber vermesini, mukavemet etmemelerini, Ebu Süfyan’ın evine girenlerin, Kâbe’ye sığınanların, evine girip kapısını kapayanların emin olacağını ferman buyurdu.

Neticede Hz. Halid b.Velid’in kumanda ettiği birliğe yapılan saldırının dışında saldırı olmadı ve muhteşem İslâm ordusu Mekke’ye girdi. Peygamber Efendimiz (asm) büyük bir tevazu ile başını devesinin boynuna doğru eğmiş, Cenab-ı Hakkı tesbih, tahmid ve tekbir ile yol alıyordu. Sevgili Peygamberimiz (asm) Kâbe’nin putlardan ve resimlerden  temizlenmesini emir buyurdu. Efendimiz (asm) bir yandan, meâlen, “Hak geldi, batıl helak oldu” âyetini okuyor, bir yandan da elindeki âsa ile putlara dokunuyordu. Asanın isabet ettiği, yerlerine kurşunla perçinlenmiş putlar, ya sırt üstü, ya yüzüstü devriliyordu.

Bütün Peygamberler, hem insanlara Cenab-ı Hakkı esma, sıfat, ef’al ve şuûnatıyla tanıtmış, hem Allah’ın hükümlerini tebliğ etmiş, hem de İslâm devletinin reisi olarak bu hükümleri uygulatmışlardı. Peygamber Efendimizin (asm) kurduğu İslâm devleti ise bütün yeryüzüne hükmedecekti. Peygamberimiz (asm) bu muhteşem devletin müessisi, İslam ordularının başkumandanı ve ilk devlet reisi idi. Kurulan devletin ne kadar adâletli ve huzur verici olduğunu göstermiş ve kendilerine dehşetli şekilde zulmedenleri affetmiş, hicretten sonra satılan baba mirası evi ve Hz. Hatice (ra) validemizin evini bile talep etmemiş, şehrin kenarına kurulan çadırında kalmıştı. Böyle bir hareketin de dünyada benzeri yoktu…

Bu mübarek bayram günü bu kutlu hâdiseyi niçin hatırlattık Yaklaşık bir asırdır İslâm yurtlarına akbabalar, çakallar, itler musallat oldu. Oluk oluk Müslüman kanı döküldü. Son çeyrek asırda bütün leş kargaları birlik halinde saldırıya geçti. Âlem-i İslâma, zındıka komitesinin de propagandalarıyla bir yeis havası çöküverdi. İşte bu zulumat bulutlarını dağıtıvermek, yaralı gönülleri teselli etmek ve Allah’ın izniyle İslâmiyetin bütün yeryüzüne hâkim olacağını müjdelemek için bu kutlu fethi yazdık. Bayramınız mübarek olsun…