Türkiye’de medya zihniyeti hep sorunlu, arızalı olmuş, mesleğin ahlak ilkeleri kağıt üzerinde kalmıştır. Medya çalışanları, “kalemini satma, gerekirse kır” anlayışını unutup, iktidar kaynaklarından beslenen patronlarının işlerini tahkim eden satılık kalemlere dönüşmüştür. Bir zamanların besleme medyası, bugün iktidara yamanan, yandaş medya kavramına evrildi. Muhalefete kibrit kutusu kadar yer vermeyen medya, iktidarın algı borazanlığını yapmaya başladı. “Türkiye’de iki buçuk medya bırakacağım” diyen Özal’ın arzuladığı medya düzlemi, bir buçuğa düştü: İktidardan beslenen yandaşlar, kendi yağıyla kavrulan azınlık. Bu düzlemde eleştiren, yanlışları söyleyen muhalif partiler kamuoyuyla buluşamıyor; iktidar, siyaset arenasında tek başına at oynatıyor. Menfaatperest medya,  iktidar söylemlerini kamuoyuna pompalayan aygıtlar olurken, mesleğin temel ilkelerinden kopup zihin dönüştüren, siyasi operasyon çeken troller gibi davranmaya başladı. İşsizlik- enflasyon tavanda, döviz fiyatları uçmuş, MB rezervleri ekside, arpalıklara liyakatsizler doldurulmuş, millet kör kuruşa muhtaç ama yandaşlar, bu hazin meseleler yerine Polyanna masalı anlatan iktidarı arkalayıp kamuoyunu uyutuyor. Kalemlerini iktidarın emrine amade kılan, bağımsızlığı, özgürlüğü yok olmuş çarpık medya anlayışı itibarsızlaşıyor, bir tornadan çıkan gazetelerin tirajları yerlerde sürünüyor. Oysa ruhunda muhalefet olan medyanın adaletsizlikleri, haksızlıkları, yanlışları görmesi, millet adına denetim yapması, dördüncü güç gerçeğiyle yolsuzluklardan hesap sorulmasını sağlaması gerekir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçtiğimizden beri bodoslama uçuruma gidiyoruz. Ama yandaşlar bu çarpıklığa sadece rıza üretiyor. Fikri menfaat bataklığına dönüşen, rant merkezleri olan medyanın mesleğin gerçek çizgisine dönmesi zor. Medyadaki kirliliğin temizleneceğine dair inanın umudum yok. Menfaat düzeninin ayrık otları mesleği tam anlamıyla çürüttü. Kara paracıya “10 milyon Euro gönder” diyeni var. KHK ile atılan FETÖ’cülere işe iade aracısı olanı var. (Gazeteci kılıklı, Soylu’ya dosyasını götürdüğü binlerce FETÖ’cünün işe iade edildiğini söylüyor. Suçlu aklama merkezi mübarek! Sormadılar mı? Sen kimsin? FETÖ’cülerin avukatı mısın? Bunlar eğer mağdursa aklanıp işe iadelerini sağlayacak yer mahkemeler değil mi?) Mafya lideriyle Soylu arasında aracılık yapanı var. Köfteciye “kıymanda domuz eti var diye yazarım! Para ver” şantajı yapanı var. Mesleği kirleten yüzkaraları, menfaatperest, madrabaz düzenbazlar. Vahametin boyutu Kaf dağını aştı! Tuz koktu, tuz!

İBB Başkanlığı döneminde  “İstanbul’a giriş vizeyle olmalı” diyen Erdoğan, iki şehir yapılacağını kaydettiği kapitalist yağmacı anlayışın ürünü Kanal İstanbul’un temelini attı. Neymiş? Kanal, İstanbul'un geleceğini kurtarma projesiymiş! Yapılacak iki şehre yerleşecek 5 milyon nüfus nasıl istihdam edilecek? Şehir bu nüfus yükünü kaldıracak mı? Kaos ve keşmekeşten bunalan İstanbul, projenin getirdiği trafik, altyapı yüküyle ne olacak? “Sormamız gerekenlere sorup yola çıktık” diyor. Projeye çevre-eko sistem felaketi olacağı gerçeğini haykıran bilim insanlarına sordunuz mu? Dalkavuklarınıza sorduysanız, “Yapılmalı” demişlerdir. Hani, patlıcanı önce öven, sonra yeren dalkavuğun “Sultanım ben patlıcanın değil sizin dalkavuğunuzum”  fıkrası gibi. Projeyi hangi dalkavuğa sorduysanız onlar elleri mecbur “yapılsın” demişlerdir. Öyle mi öyle? Erdoğan, “Devletlerde devamlılık esastır. Söke söke bu paraları uluslararası tahkim yoluyla sizden alırlar” diyor. Devletlerde elbette devamlılık esastır ama şehri mahvedecek, felakete ve faciaya sürükleyecek, sadece müteahhitlerin, rantiyecilerin cebini dolduracak projeye dur diyecek akıl izan sahipleri çıkar, çıkmalı! Kimse kimseden söke söke para alamaz! Bu ülke kabile devleti mi? Bu millet yolunacak kaz mı? Yargı-hukuk söke söke çalışmaz, kanunla –kitapla-vicdanla- adaletle çalışır!