Ülkemizde eğitim denilince aklımıza daha çok seküler eğitim veren kurumlar gelir. Bu kurumların tarihimiz ve kültürümüzle -çok fazla değer atfeden- bir silsileden geldiğini söyleyemeyiz. Bir reddi miras kültürünün ürünü olan bu kurumlarda maalesef geçmişin izleri silinmeye çalışılmıştır. Köklü bir medrese geleneği olan Osmanlı nın tersine, tam manasıyla köksüzlük üzerinden yükselen bu yeni kurumlarda, mezar kazıcılığı yapılmıştır. Bu mezar kazıcılığın başında Osmanlı eğitim sistemi vardır.Cumhuriyetle birlikte yok edilen medrese geleneği, başta İslami düşünce tarzının yok edilmesini ön görüyordu. Buradaki amaç medreselerle birlikte buradan yetişecek olan ulemanın önünü kapatmaktı. Medreseler sadece ulema yetiştirmiyordu. Buralarda kalifiye eğitim alan talebeler devlet yönetimine de katılıyorlardı. Özellikle 1800 lerden sonra medreseler siyasetin içine müdahil olmaya başlamıştı. Bu içinde negatif değil pozitif değerleri barındıran bir durumdu. Medresede yetişen talebelerin arasında Jön Türkler hareketine katılanlar dahi vardı. Çünkü Medreselerde sadece din eğitimi de verilmiyordu. Din eğitiminin yanı sıra, Fen Bilimleri, Astronomi gibi ilimlerde medreselerde okutuluyordu. Fakat Cumhuriyetle birlikte medreselerin lağvedilme sürecinin sonuna gelinmişti.

Daha acı olanı ise bir çok medresenin yol yapımı sırasında bizzat devlet eliyle yıkılmış olmasıdır. Korunup restore edilmesi ve hatta yeniden hayata kazandırılması gereken bu eğitim kurumlarının bizzat devlet tarafından bilinçli bir şekilde ortadan kaldırılması, bugün iflas eden eğitim sisteminin en önemli sebeplerinden biridir.

II. Mahmud döneminde başlayan batılılaşma faaliyetleriyle oluşturulan mekteplerle yeni bir eğitim faaliyetinin adımları atılmıştı. Medreselerin dışında batılı eğitimi örnek alan bu kurumlar uzunca bir süre medreseye rakip olamadı. Çünkü Şeyhülislamların denetiminde olan medreseler bir yönüyle batı tarzı eğitimin verildiği mekteplere de öncülük etmişti. Medreselerde öğretilen dersler üzerlerinde yapılan ufak değişikliklerle mekteplerde okutulmuştur. Osmanlının gerileme döneminde başlatılan karalama kampanyalarından medreselerde nasibini almış, bu asırlık kurumlar bir bir ölüme terk edilmiştir.

Medreseler hakkında yapılan karalamaların büyük bir kısmı yalan ve yanlışlarla doludur. Osmanlının gerilemesinin sebeplerinden biri olarak gösterilen ulemanın tavrı batı karşıtlığından çok zamanın gereklerini idrak etmekle mevzu bahistir. Medreselerde yetişen ulema yaşadığı dünyadan kopuk değildi. Matbaa nın Osmanlıyı gelişi ve bu hususta Şeyhülislamın takındığı tavır çok sık anlatılır ve matbaanın Osmanlıya geç gelmesine sebep olarak ekseriyetle ulema gösterilir. Ama bu iddiaların gerçekle bir ilgisi yoktur. Örneğin Şeyhülislam Abdullah Efendi, matbaanın kurulmasına olumlu yanıt vermiş ve bunun hemen akabinde, ilk matbaa 1727 yılında kurulmuştur.

Yıllardır anlatılan bu yalan insanların beyinlerine öyle bir işlemiştir ki, medrese ve Şeyhülislam denilince insanlar irkilmektedir. Daha da çarpıcı olanı ise, Abdullah Efendi nin matbaada basılmak üzere kitap tavsiye etmesidir. Matbaa kurulunca buna en fazla ulema sahip çıkmıştır. Matbaanın tashih işlerini yapmak için 4 ulemaya görev verilmişti. Yaygın kanıya göre bu ulemalardan biri Mevlevi şeyhidir.

Bu bahiste, Prof. Dr. Niyazi Berkes, anlatılanların tersine bakın Abdullah efendi nin tavrını Türkiye de Çağdaşlaşma kitabında nasıl anlatıyor. Şeyhülislam Abdullah Efendi fetvayı hemen vermiş, ulemadan 11 kişi ilk kitabın girişine takrizler yazmışlardır. Bunlarda kitap basmanın şeriata aykırılığından hiç söz edilmemiştir. Gerçekler gün yüzüne çıksa da atılan çamurun izi kolay kolay silinemiyor.

Osmanlının, kurulup gelişmesinde, dünya devleti olmasında medreselerin katkısı çok görmezden gelinemez. Nice önemli isimleri yetiştiren, ahlak ve maneviyatla bilimin harç edildiği bu kurumların yerinde artık yeller esiyor. Yerlerine ikame edilen kurumların hali ise ortada. Gerek akademik düzeyde gerekse özel olarak medreselere ilişkin derinlemesine bir çalışma yapılmıyor. Tarih denilince nedense akıllara hep savaşlar, zaferler, yenilgiler geliyor. Osmanlı tarihi bir savaş tarihi değildir. Aynı zamanda, bilim, kültür ve eğitim tarihidir. Eğitimin her gün biraz daha düzeysizleştiği Türkiye de, medreselerin içeriği ve amacını incelediğimiz zaman bugünkü eğitim sisteminin içinde bulunduğu, kısır döngüyü daha iyi kavrayabiliriz.