Ya da namaz; hayat Medine de.

Mekke, tavaf şehri.

Medine, namaz şehri.

Medine de vakit sadece namaz.

Mekke, Allah ın şehri.

Medine, peygamberin şehri.

Ezan bir şelale gibi bulutlardan ritimlerle dökülmekte.

Gökyüzünü çınlatan Allahu Ekber nidaları sanki bulutlara

sağanak sağanak su taşımakta.

Aslında şefkatin şehri daha uygun olurdu.

Bir şehir bu kadar mı hoşgörülü, yumuşak huylu olabilir.

Bu kadar mı kendisine koşan insanlara yüreğini açar.

Baş tacı eder.

En sevgilisini insanlarla bu kadar mı içten paylaşır.

Tıpkı geçmişte Ensar kardeşlerini bağrına bastığı gibi,

her gün artan Müslüman kardeşlerinin hiçbirini ötelemeden kanatlarının altına

almakta.

Annelik, koruyuculuk, şefkat özelliğini asırlardır

kaybetmemiş Medine.

Eylül de Yesrib bir başka güzel.

Sanki çevresindeki dağlarda melekler kaydırak

oynamaktalar.

Zira işleri yok.

Medine de aykırı, yabanıl, şehevi, inkârcı duygular yok.

Herkes tek yürek.

Fazla da teknolojiye yenik düşmemiş gibi.

Geçmişi yaşatmaya öylesine yeminli.

Hurma bahçeleri yerli yerinde.

Resülûllah ın kendi elleri ile diktiği Acve, hâlâ

dallarında sere serpe.

Mescid-i Nebevi, ışıklar içinde bir saray.

Manevi bir baloya davetlisiniz.

Herkes bu sarayın prensesi.

Hatta taşlar üzerinde yatan, Resülûllah sevdası ile

geceyi sokaklarda geçiren bir kuru ekmeği ancak alabilen o çok yoksul

Habibullah âşıkları belki de o sarayın efendisi.

En zengin görünenin muhtemelen o sarayın uşağı bile

olamayacağı çok aşikâr.

Bu öte balosunda insanlar rengârenk giysileri, pelerinleri

içerisindeler ama aslında kefenleri içerisinde hissetmekteler kendilerini.

Her an Sevgiliye kavuşmaya hazırlar.

Bunun şuurunda olarak mahşeri, ruhlarında prova etmek

için toplanmışlar.

Her vakit namazın peşi sıra kılınan cenaze namazları, bu

kavuşmaları müjdeleyen bir şiir gibi imamın dilinden dökülmekte.

Medine de ölüm ne kadar güzel.

Albenili bir ülkeye geçiş gibi latif, sevimli.

Mahşerin renkleri, sesleri kulaklarınızda.

İnsan bir deniz burada.

Her damlası farklı renkte.

Kahvenin yüzlerce tonunu taşıyan yüzlerde sımsıcak

gözyaşları içerisinde ağlayan kara gözler.

Çul çaputa dolanmış, kemik kalmış yoksul bedenler.

Çiçekli pijamalık kumaşı bedenine çarşaf diye geçirmiş

Afrikalı.

Çocuklar, gençler, yaşlılar, kadınlar, erkekler,

zenginler, yoksullar, eğitimliler, cahiller, medeniler, kırlılar, dağlılar.

Peygamber sevgisi ile koşup gelmiş ümmetin güzide

evlatları.

Ravza nın kapısında ağlayan âşıklar.

Herkesi aynı anda bağrına basan anne şehir.