Enflasyonu olduğundan düşük göstermek adına gerek ulusal
gerekse küresel düzeydeki çaba, uzun vade açısından kıyamete davetiye çıkarmak
anlamındadır. Kesinlikle günü kurtarmaya yönelik masum bir davranış biçimi
değildir. Zira yanlış yapanları ödüllendirmek, doğru yapanları cezalandırmak
yolunda bir tercihtir. Zira geniş kitlelerin bilinçli ve rızaya dayalı
fedakarlığını almak yerine, onları aldatarak çaresizliğe mahkum eden ve
sorunları ağırlaştırarak kırılganlığı tırmandıran bir fiil söz konusudur. Bunu yapan
veya susarak destekleyenlerin halka ve Hak ka hizmet edebilmesi, yetim hakkına
tecavüz etmiyor olması mümkün değildir.
Bazı kesimler bu yoruma katılmayabilir. Olduğundan düşük
gösterilmediğini veya bu sayede faizlerin düştüğünü ve borçluların kısmen rahatlamasının
sağlandığını iddia edebilir. Şahsen olduğundan düşük gösterildiğini de, ortaya
çıkan faydadan çok daha büyük yan tesirlerinin olduğunu da çok iyi biliyorum.
Bu yüzden susmanın, haksızlığa uğrayanları uyarmaya çalışmamanın kendini inkar
anlamına geleceğinin farkında olduğum için, elimden geldiğince iyi ve doğru
olanı yapmaya çalışıyorum.
İşçinin, memurun, emeklinin gelirindeki rakamsal artış
büyük ölçede enflasyon oranına göre şekilleniyor, geniş kesimler içindeki
diğerlerini de aynı yönde etkiliyor. Ürün veya hizmeti bu kesimlere satan köylü
ve esnafın durumu da müşterilerininkine paralel bir seyir izliyor. Enflasyonun
olduğundan düşük gösterilmesi ile beraber kayıplar telafi edilemiyor ve satınalma gücü zaman içinde eriyor. Bu
aşamada sormak gerekiyor: Bu durumdan menfaat sağlayanlar haksızlık yapmış,
yetim hakkı yemiş sayılır mı .. Devam edelim, geniş kesimlerin ekonomik durumu
bozuldukça hem ekonomi hem de talep doğal olarak daralacak, işsizlik ve
çaresizlik artacak veya bunları geciktirmek için borçlanma teşvik edilecek ve
bu kesimlerin geleceğine ipotek konmuş olacak. Özetle söylemek gerekir ise
enflasyonu olduğundan düşük göstermek sorunları küçük iken kalıcı ve adil bir
şekilde çözmemek, günü kurtarmak adına felakete koşmaktır, tüm bu süreçte her
şeyin görüntüsü kendi gerçeğinden uzaklaşır, nefisler akıla hükmetmeye
başlar...
Bir ülkede enflasyon hesabında kullanılan tartılar ortaya
çıkan sonuçta büyük oranda belirleyici olur. Bilimsel gibi görünen bir
sahtekarlıkla tartılarla sistemli bir şekilde oynayabilir ve enflasyonu
olduğundan düşük gösterebilirsiniz. Son on yıla baktığımızda zorunlu ihtiyaç
maddesi fiyatlarında hatırı sayılır bir artış var ve geniş kesimlerin küçülen
bütçesi içinde vazgeçilemez nitelikteki bu malların payı kademeli olarak
artıyor. Gerçeği hesaplamak istiyorsanız zorunlu ihtiyaç maddesi tartılarını
kademeli yükselterek enflasyon hesaplarsınız; tam tersini yapmazsınız!..
Bugünün Türkiyesinde temel ihtiyaçlar içindeki gıda ve alkolsüz içeceklerin
payı geniş kesimler için artıyor ve yüzde 60 a yaklaşıyor. Türkiye İstatistik
Kurumu ise bu kalemin sepetteki payını her yıl biraz gerileterek yüzde 24 e
indirmiş bulunuyor. Bu yolla geniş kesimlerin geleceği çalınıyor, bu
adaletsizliği yapan veya susarak nemalananlarınki uzuyor. Mağdurlar önce
borçlanıyor, sadakaya muhtaç hale geliyor, bir kısmı kullaşıyor ve insanlıktan
uzaklaşıyor.
Herhangi bir ekonomide enflasyonun olduğundan düşük
gösterilmesi, diğer istatistik verilerin de gerçeği yansıtmadığı anlamındadır.
Bu yola bir kere girince piyasa mekanizmasını ve demokrasiyi iyi niyetle de
olsa katletme yolunda koşmaya başlarsınız. Sorunlar ağırlaştıkça
otoriterleşirsiniz... Bir süre sonra başka birileri sizin ülkenize demokrasi
getirme söylemi ile içerideki sıkıntıyı kaşımaya başlayabilir... Birileri kendi
krizini aşmak için başkalarının krizini kendi lehine bir fırsata dönüştürmeye
çalışabilir, geri dönüşü olmayan yolda sürekli daha fazla risk almak, güçlü
olduğu düşünülenlere yaranmak için çaba harcamak zorunda kalır. Ava çıkar ve
eninde sonunda av olur... Enflasyonu olduğundan düşük göstererek biraz
rahatlamak adına başlayan yeni süreç zaman içinde büyük bir felakete dönüşür.
Aklın nefse hükmedemediği yerde iyi niyetin bir anlamı yoktur, bir şekilde
herkes kendi çıkarını gözetmeye çalışır iken felaketi yaratanlardan olduğunu
göremez veya görmek istemez... Bir düşünün; arınmamız gereken çok yanlışımız
var mı Susmak da yanlış gidişatı onaylamak ve günahkar olmak anlamına gelmez
mi ...