Cömert olmak için, mal zenginliğine sahip olmak gerekmez.
Dünyada bir tek somun ekmeğiniz varsa, onu bölüşmek cömertliktir.
Cimrilik, bir hastalıktır.
Cimrilik, hırsı azdırır.
Kötü hırstan da haset, kin, kızgınlık doğar.
Ve sahibini kahreder.
Deryayı bardağa doldurmaya çalışır ve kendini yorar, ahirette de yakar.
Hırsın iyisi de vardır.
Tatlı su denizinin suyunu, bütün dünyadaki susuzlara dağıtma hırsı iyidir.
Uhud Dağı kadar altın kazanıp onu dağıtmak iyidir.
Çalıştırdığı insanlara, Sevgili Peygamberimiz’in hadisine uyarak kendi yediğinden yedirmek, kendi giydiğinden giydirmek, kendi barındığından barındırmak, kendi bindiği araba gibisini işçisine de aldırmak hırsı da iyidir.
Dünya bir ev gibidir; dağıtmakla dünya tükenmez, cimrilikle dünya da çoğalmaz.
Aynı evde yaşayan beş kişilik ailenin yüz lirası olsa; her birine yirmişer lira düşer.
Biri, diğerine yirmi lirasını verse yüz lira artmaz da, eksilmez de.
Ülkeler de böyle.
Ülkenin toplam parasından birileri milyarlarcasını çalsa, yurt dışına kaçırmadığı sürece ülke açısından kaybı olmaz.
Çalan da rahat rahat onu yiyemez.
Komşunun gerdanlığını çalan, gece takınır, kimseye gösterip hava atamaz.
Rabbimiz, her insana hırs vermiştir.
Yaratılan her şeyin hayırlı ve şer tarafı vardır.
Biz, yaratılan her şeyin iyi ve hayırlı tarafını kullanacağız, kötü ve şer tarafından Allah’a sığınacağız ve “Min şerri ma halak” diyeceğiz.
Hırs da bize Rabbimiz tarafından verildiğine göre, onun da hayırlı tarafını hayırlı işlerde kullanacağız.
Birkaç ayrı sahabe tarafından rivayet edilen hadise göre ümmeti hakkında en hırslı olan Sevgili Peygamberimiz (Tevbe Süresi ayet 9/128) bir gece namaz kılarken kıyamı çok uzun tutmuş ve hem ağlamış hem İbrahim aleyhisselamın ve Hazreti İsa aleyhisselamın kendi kavmi için yapığı duayı tekrarlamış. İbrahim aleyhisselamın duası:
"Rabbim, onlar, insanlardan birçoğunu sapıttılar. Kim bana uyarsa bendendir. Kim de bana isyan ederse, şüphesiz Sen bağışlayansın, esirgeyensin." (İbrahim Süresi ayet 14/36)
İsa aleyhisselamın duası:
“Eğer Sen onlara azap edersen, şüphesiz onlar, Senin kulların. Eğer onları afvedersen, şüphesiz Sen azizsin, hakimsin.” (Maide Süresi ayet 5/118)
Abdullah bin Amr bin As’ın rivayetinde bu ayetleri okuduktan sonra ellerini kaldırıp “Allah’ım, ümmetim, ümmetim” der.
(Müslim Sahih, K. İman bab, 89 Duaü’n-Nebi, li ümmetihi, Nesai, Süneni Kübra, K. Tefsir, bab İbrahim Süresi)
O rahmet peygamberi, “Ümmetim, ümmetim” demiş de “Kavmim, milletim, kavmim” dememiş.
İslam dinine giren yüzü kapkara Bilal Habeşiler, İranlı Selman, Suheyb-i Rumi ve bugün dünyanın her yerinde ayrı ırk ve renklere mensup Müslümanların hepsi O’nun duası içine girer.
Bugünkü rezaletlerle başa çıkmak için yeniden kanun yapılsa, Avrupa kriterlerine aykırı çıkılamayacağına göre sonuç aynı olur.
İslam’ın yasakladığı her şeyi kanunla koruyanların yanında olduğumuz müddetçe kanunlarla hiçbir şey başarılamaz.
Önce insan, İslam’la düzelecek.
Herkesin evinde küplerle içki olduğu, namazın sarhoşken kılındığı bir anda içkiyi yasaklayan ayet inince, bütün küpler tepetaklak olmuş ve Medine sokakları içki kokusundan geçilmez olmuştu.
Emir ve yasaklar şeytanlaşmış insanlardan değil de, her şeyi yaratandan gelirse herkesin ten ve canına uygun olur.
Değerli dostum Nazım Tektaş’ın “Sadrazamlar” isimli kitabında okumuştum. Bende kalan bilgiye göre bir suçundan dolayı idam edilen sadrazamın idam merasimine bütün devlet erkânı/bütün bakanlar katılırlar.
Sadrazam asılmış, ayakları çırpınırken, bakanın biri, hatırlı birine, “Padişaha söyle de beni sadrazam yapsın” diyormuş.
Allah celle celalüh, makamın, servetin, şöhretin şehvetinden korusun. Yoksa her şeyi yaptırır.