Reklamı Kapat

Sabetay Sevi ve Sabetaycılar

1626’da İzmir’de doğmuş, 1675’te Ülgün’de vefat etmiş; Mesihlik iddiasıyla ortaya çıkmış “Sabetay Sevi” adlı bir hahama bağlı olan ve sahte olarak Türk ve Müslüman gibi görünen aslında Yahudilik ritüellerine bağlı bir cemaat olan Sabetaycılar/Dönmeler, değişik dönemlerde farklı isimlerle adlandırılmıştır.

Osmanlı, bu zümreye nezaketen “Avdeti” derken, Batılılar “Sabatayist” şeklinde tanımlamıştır. Yakın tarihimizde ise “Dönme”, “Yahudi Dönmesi” ve “Selanik Dönmesi” tabirleri sıkça kullanılmıştır. Hatta son zamanlarda “Yahudi Türkler” yahut “Beyaz Türkler” tabirleri de kullanılmaya başlanmıştır.

Sabetay Sevi’nin gayretleriyle vücut bulan Sabetaycılık, 17’inci asırda Yahudilerin bunalımlı yıllarında doğup gelişmiştir. 17’inci yüzyıl, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye’nin güçlü, Yahudilerin ise zelil olduğu zaman dilimidir. Yahudilerin, bugünkü gibi doğrudan ya da dolaylı olarak dünya siyasetini yönlendiremediği, devletlerinin olmadığı, manevi teselli aradığı hengâmda, Yahudi din adamlarının “Kabbala” ekolüne ilgisini artmıştı. Kabbalistler, Tevrat’taki metinler ve bazı rakamlardan “Mesih”in geliş tarihi dair öngörüler ortaya atıyordu. Bu hesaplamalar, 1648 tarihini gösteriyordu. Kısacası Yahudi toplumu bunalımlar içinde “Mesih” bekliyordu. Birisi çıkıp iyi bir hikâye uydursa, halkın sahip çıkması içten bile değildi. İşte tam bu ortamda zeki ve ihtiraslı bir adam ortaya çıktı. Bu adam Sabetay Sevi’den başkası değildi.

Sabetay Sevi, 1626 yılında İzmir’de doğmuştu. Mora’dan İzmir’e göç eden bir ailedendi. Babası Mordehay Sevi, tellâllık, simsarlık ve komisyonculuk yapardı. Sabetay Sevi’nin ticarete merakı yoktu. Çocukluğundan beri din kitaplarını okumaya merak sarmıştı. İsakAlba adlı bir hahamdan dersler aldı. Böylece Kabbala’ya ilgi duydu.

Gün gelip, tarihler 1648’i gösterdiğinde Sabetay Sevi Mesihliğini ilan etti. Çevresinden destek aldı, etkisi giderek artmaya başladı. Olay İzmir Yahudileri arasında duyulunca tepkiler başladı. Sabetay Sevi’ye en büyük itiraz kendi memleketi İzmir’den gelmişti. Hahambaşı Josef Eskapa ve bütün Musevi âlimleri bir araya gelerek Sabetay Sevi’nin ölümüne hükmetti. Ancak böyle bir hükmü uygulamak kolay değildi. Çünkü bu iş, Osmanlı Devleti’nden gizli yapılamazdı. Duyulması durumunda kendileri de bedelini ödeyebilirlerdi. Sabetay Sevi de hakkında alınan idam fermanının uygulanamayacağını bilmesine rağmen başka şehirlere seyahat etme kararı aldı. İzmir’de idama mahkûm edilen ve başarılı olamayacağını anlayan Sabetay Sevi, 1650’de İstanbul’a geldi. İstanbul’da Abraham Vaçini adında bir hahamdan yardım gördü. Burada da tutunamadı. Selanik’e gitti. Çünkü İzmir hahambaşısı İstanbul hahamlarına Sabetay’dan uzak durmalarını tavsiye etmişti. 

İstanbul’dan Selanik’e geçen Sabetay Sevi, orada iyi karşılansa da orada da duramadı. Atina’ya gitti. Takibe uğradığını hissettiği için tekrar İzmir’e ve yine İstanbul’a döndü. 1659’da İzmir’e babasının yanına geldi ve dikkat çekecek faaliyetlerde bulunmadı. 1663’de Kahire ve Kudüs’e gitti ancak ihtiyatlı davranarak “Mesihlik” davasını açmadı. 1648’de açıkladığı “Mesihlik” davası tepki almıştı. 1666 yılını beklemeye başladı.

Sabetay Sevi, Kudüs’e giderken Gazze’ye uğradı ve burada kendine bir yardımcı buldu: Abraham Nathan. “GazzeliNathan” adıyla anılan bu kişi, fakir bir aileye mensupken, bir zenginin tek gözlü kızı ile evlenerek servet sahibi olmuş genç ve ihtiraslıydı. Esrarengiz kitaplara meraklı Nathan, zengin olmasına rağmen meşhur olmak için çırpınıyordu. Sabetay’ın şöhretini ve Gazze’ye geleceğini duymuş ve bir rüya uydurmuştu. Rüyada, Sabetay’ın gerçek ve beklenen Mesih olduğu kendisine haber verilmişti. Beş asırlık olduğunu iddia ettiği bir vesikayı da Sabetay’a teslim etti. Buna mukabil kendisinin de Mesih’in peygamberi olarak tanınması şartını ileri sürdü. İnanışa göre Mesih gelmeden önce bir peygamber çıkacak ve onun dünyaya gelişini haber verecekti. İşte Nathan’da kendisinin mesihi müjdeleyen peygamber olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Sabetay teklifi hemen kabul etti ve Nathan’daSabetay’ın Mesih olduğunu yaymak için propagandaya başladı.

Sabetay Sevi, bu faaliyetlerini o kadar abartmış ki, bütün dünyayı ele geçireceğine inanarak, 38 parçaya bölmüş ve her birine kral tayin etmiştir. Bazı Musevi adetlerini değiştirmiş, “Tanrının tek ve ilk doğan oğlu Sabetay Sevi” imzasıyla beyannâmeler göndermiştir. Kendisini “Yahudiler’in kurtarıcısı” ve “Siyon Devletinin kurucusu” olarak görmüştür.

Bütün bunlar, Osmanlı hâkimiyetindeki müsamahakârlığı (toleransı) göstermesi açısından önemlidir. Osmanlı Devleti, maiyeti altındaki topluluklara asla baskı yapmamış, belli bir hareket alanı bırakmıştır. Faaliyetler, devleti çok zor duruma sokacak dereceye gelmedikçe müdahale etmemiştir. Sabetay Sevi olayı da böyledir. Bu olay iyice çığırından çıkınca, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyyemüdâhale ederek Sabetay Sevi’yi sigaya çekmiştir. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?