AKP’nin kıskacında yoğurdu üfledik

NEDEN SAVCI?  iMAMA ÇOK MU AĞIR GELiRSiN?

“Benim 8 yıldır boğazımda bir düğüm var.”

17–25 Aralık tarihiyle ünlerine ün katılmış “AKP Dörtlüsü”nün en dertlisi Erdoğan Bayraktar’ın gündeme düşen son konuşmasının ilk cümlesidir bu.

“Erdoğan’ımız acaba daha nasıl oldu” merakındaki AKP’lileri aydınlatmak için söylendiğini sanmadığımız bu yakınmadan, acındırmadan neleri anlamalıyız?

Ne istedilerse verdiklerimiz, hükümetçilere kumpas kurdular, şeklinde tarihin yazıldığı günden sonra 8 yıl geçtiğini;

“Dosyamda ne varsa, hem tapeler doğrudur, hem de benim telefon konuşmalarım A’dan Z’ye kadar doğrudur” itirafına kadar, yaşanan 8 yılda, üstelik İçişleri Bakanı’nın, “Benden önceki İçişleri Bakanlarının oğluyla ilgili bir takım şeyler var, para sayma makineleri filan” diyerek tv kanallarında, abalı–sopalı çağrışımlar yaptırmasına rağmen, tıpkı masallarımızdaki gibi “Bir arpa boyu” yol almadan yaşadığımızı ve şarkılarımıza inat, öyle yaşamanın gücümüze gitmediğini...

Anladık, anlıyoruz, anlarız!

“Ne içersem içeyim bunu yutamıyorum, sindiremiyorum içime.”

Boğazı düğümle AKP’li eski bakan Erdoğan’ın şikayetleri bunlar. Ne zamandan beri çekiyor bu sıkıntıları? Görevi kötüye kullandım, dediği 17–25 Aralık’tan günümüze...

Dile kolay, 8 yıl.

Ne pazarlıklar yapılır, ne deliller karartılır, ne tanıklar susturulur, ne kötü kullanılmış görevler görev olmaktan çıkarılır.

8 yıl sonra?

“Tarafsız bir savcı çıksın bu dosyaları incelesin.”

Neden bir savcı değil de tarafsız vurgulu bir savcıdır istenen? Savcı kelimesi aynı zamanda tarafsızlığı da içermiyor mu artık?

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın kitap yazarak duyurduğu “Daha adil bir dünya mümkün” iddiasına inanmakta tereddütleri mi var yoksa?

8 yıl!

Görevi kötüye kullanmış bir insanın yargılanma aşkı, sekiz yılda mı zirve yapar içinde ve düğümler oluşur yutak borusunda?

Yahut elenecek un bitti, eleğimizi ancak asabildik yaşlarına mı erişildi?

Genel müdürlük, Meclis üyeliği, TOKİ Başkanlığı, milletvekilliği ve bakanlık makamlarını veren devleti, iki ayağı çukura girdiğinde seçmece şartını koyduğu savcılarıyla da meşgul etmek, yormak isteyenlerin, görevlerini kötüye kullananlar olarak anılmaları yetsin artık. Kim onlardan Ömer Halisdemir olmalarını bekliyordu ki?

GELİN DİYOR: YERİM DAR, BABA DİYOR: MANİ VAR; YA PAYLAŞIMLARI? MANİDAR

“Bütün siyasetçiler elbette dürüst, adaletli, demokrat olmalı, hakka ve hukuka riayet ederek halkımıza her zaman hesap verebilmelidir.”

‘’AKP’li vekilden manidar paylaşım’’ diye duyuruldu bu twit yazısı. Şaşırmamak elde değil. Ne zamandan beri dürüstlük, adalet, hak hukuk, demokrasi kavramlarına hasrettir medyamız? Bir milletvekilinden duyduklarında dahi gerçekleşmiş gibi seviniyorlar? Halbuki lafı yeni edildi; kitabı dahi yeni yazıldı Sayın Cumhurbaşkanı tarafından.

Partisi 20 yıldır iktidarda ise bir siyasetçinin, ömrünün yarısı Meclis’te geçmiştir notu yerinde oluyor. Twitin sahibi Sayın Fakıbaba gibi.

Kendini Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda görev alan Şeyh Edebali mi sandı acaba? Öğüt vermeye durmuş. Siyasetçiler dürüst, adaletli, ahlaklı filan olmalıymış.

20 yıldır olduklarını gördü isen, nerden çıktı bu şimdi?

Yok, adil ve demokrat değilseler, hakka ve hukuka riayet etmiyorlardı iseler, ne zaman senin dediğin gibi olacaklar? Yahut ne olacak da tarifine uyacaklar?

Yoksa, yoksa

“Bütün siyasetçiler” kapsamı ile sayın Fakıbaba, yakında bir seçim var da, yerlerine gelecekleri mi kastediyor? Belki de. Hem ‘’Bizim gibi’’ de dememiş. Tarafına umutsuzluğu var sayın Fakıbaba’nın.

Dahası, twitinin ikinci kısmında da bütün bürokratları söylediklerinin haritasına alıyor. Üstelik, siyasetçilerden esirgediği “Unutmama” tembihini vurgulayarak.

Çünkü ülkemizde siyasetçiler, unutsalar da dürüst olmadıklarını, 8 yıl sonra hatırlayıp, medyaya mevzu ediyorlar kendilerini. Sayın Fakıbaba’nın partilileri gibi.

Belki de eksik oldu, bizim Sayın Fakıbaba’nın twit öğütleriyle, itirafçı eski bakan AKP’li Erdoğan’ın hal ve gidişini paralel değerlendirmemiz. Başka gerekçesi de olabilir Sayın Fakıbaba’nın; partisinin en cesuru olmadığına göre, hem yeni kurulan partilere de aday lazım. Düğün değil, bayram değil; Fakıbaba niye twitledi peşindekileri diye sorarsak eğer, şöyle bir cevap da düşer önümüze.

AKP’nin ve dolayısıyla Sayın Fakıbaba’nın da genel başkanı olan Sayın Cumhurbaşkanı “Daha adil bir dünya mümkün” diyorken, Sayın Fakıbaba da yolunu gösteriyordur bu işin. Zira yaşı, TRT Halk Müziği korosundaki uzun havacılara yol gösteren bağlamacı Ahmet Gazi Ayhan’ı dinlemişliğe uygundur.

Kim takdir etmez, hakka hukuka uygun ve hesap veren siyasetçiler isteyen siyasetçiyi.

Bu kadar yetmez Fakıbaba,

Haydi biraz daha şakı baba!

ALLAH’A ISMARLADIK DEMESİNE HASRETİZ!

Bir haberi, üreten kişiye muhalif medya organlarında takip etmek, tarafgirlikten yahut biraz sempati duymaktan dolayı kaçırılma ihtimallerinin olduğu noktaları ilk anda görmeyi ve farketmeyi sağlar.

Abdullah Gül’ün, adına açılmış üniversitedeki mezuniyet töreninde yaptığı konuşmanın “Aklınızı kiraya vermeyin!” başlığıyla duyurulduğunu görünce muhalif medyada, metni okudum. Halbuki Sayın Abdullah Gül başka şeyler de söylemiş, önemli sayılması gereken.

Mesela YÖK’e ve Sayın Cumhurbaşkanı’na bir teşekkürü vardı; rektör seçiminde “Üniversitenin içinden ve geleneğini oluşturan birini tercih etmiş oldular” diyerek. 11 yıllık bir üniversitenin geleneği de önemlidir zira.

“Önce muhakkak iyi insan olun” da demiş konuşmasının bir yerinde Sayın Gül. “Karakterli, kişilikli, düzgün, güvenilir emin insan olun” da diyor devamında. Bunlar yabana atılacak öğüt mü? Adına açılmış üniversiteyi “Her şeyden önce dünyanın artık konuştuğu bir dil olan İngilizceyi hepinize mükemmel bir şekilde öğretti” reklamıyla öne almasının ne mahzuru olabilir?

“Hocaların iyi ise barakada bile verilen eğitim kaliteli oluyor. Sarayda eğitim yapılsa bile kaliteli öğretim üyeleri olmazsa iyi mezunlar çıkmaz.” Bu analiz de Sayın Gül’ün konuşmasından. Saraydaki eğitimden kastı, mutlaka Osmanlı Sarayıdır. Oradaki Enderun mektebinin eğitimidir. Muhalif dillere düşmemek için Osmanlı Sarayı dememesini, altı ayda bir değiştirilen genel müdürler sayısının fazlalığına dikkat çekmesine yormak, kimsenin düşünmeyeceği zayıf bir ihtimaldir.

“Sakın ha aklınızı ve fikrinizi kiraya vermeyin, emanet etmeyin.”

Sayın Abdullah Gül’ün haber başlığı yapılan bu öğüdü aslında bir AKP sloganıdır. Başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere çoğu AKP ünlüsü, konuşmalarında benzer cümleler kullanmışlardır. Belki de Sayın Gül özellikle bu cümleyi partisiyle bağlarının ve birlikteliğinin devamı için tercih etmiştir.

2014 yılında Esenler konuşmasında “Biz aklımızı kiraya vermedik” diyen Sayın Erdoğan, 2017’de İsviçre’de açılmış bir pankart dolayısıyla da “Ey aklını kiraya vermiş olanlar” demiştir.

Sayın Soylu da 2018’de “Ancak ne dediğimi aklını kiraya verenler anlamaz” beyanatıyla şifrenin çözümünü gösterirken, her yere aday kankacı Binali Yıldırım “Akıllarını 1 dolara kiraya verenler hak ettikleri dersi almışlardır” demecini 2019’da kayıtlara yazdırmıştır.

Dememiz o ki, Sayın Gül’ün özenle hazırlanmış kitabî ve edebî konuşmasında muhaliflerce malzeme yapılacak bir eksiklik yoktur.

Hatta konuşmasının sonuna doğru, “İyi bir şekilde başlamayı Cenab-ı Allah sizlere nasip etsin” de demiştir.

Bu da Cumhurbaşkanı iken, 2010 yılında Osmaniye Korkut Ata Üniversitesindeki konuşmasında hiç Allah demediğini mevzu yapanlara, Sayın Gül’ün de beğendiği Z kuşağı deyimiyle söylersek “Kapak” olsun.

Elbette çok önemsiyoruz, devletimize Cumhurbaşkanı olmuşların “Allah” demesini. 50’li yılları yaşayanlar bilirler. Konya meydanında seçim konuşması yapacak İnönü’ye il başkanı yalvarır: Ne olursun bir kere Allah de.

Miting bittiğinde, sitem eden il başkanını uyarır merhum İnönü. Söyledik ya. Duymadın mı? İnerken Allahaısmarladık dedim.

DANE DANE BENLERİ OLAN EY AKP’Lİ GÜLDÜRMEYE KAST’IN MI VAR?

İstanbul Büyükşehir olalı, birkaç büyük şehir birbirine ulalı.  İstanbul’un İstanbul olalı neler gördüğü mü önemli; yoksa bizim neler görüp duyduğumuz mu İstanbullu olalı?

Yahya Kemal’in Aziz İstanbul’undaki “Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer” mısrasını kayıtsız, şartsız kabul edenler olmalıyız ki, “Görmedim gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer” diyemiyoruz.

Bir dost yazmış sosyal medyasına. Oradan okudum ve önemine binaen özetleme ihtiyacı hissettim.

Yıllardır gitmediği, görmediği Maltepe sahiline düşürmüş yolunu. Dragos tepesinin Adalar’la selamlaştığını; sahilin uzunluğunu, bisiklet yolunu, doya doya yürüyen (ellerinde tavuk dürüm filan olmalı) insanları da görmüş.

Neler olmuş neler muhabbetindeyken ah çekmiş, peşinden ah gençlik demiş, telefondaki arkadaşı ile karşılıklı olarak.

‘’Milletin ızdırap, çile, hayat şartlarını konuştukça kast sisteminin demokrasi hak hukuk hikayesiyle nasıl uyutulduğumuzu hasbihal’’ de etmişler akabinde.

Dragos tepesi ve ihtişamlı villalar, çam ağaçları içinde meltemsi rüzgarlarla sallanan güller. Karşıda Adalar, sakin deniz... Yeşilçam filmi anlatır gibi bunları da yazmış dostumuz; bizim de romantizmimiz var delili sunar gibi.

“Kast sisteminin demokrasi hak hukuk hikayesi” tanımıydı dikkatimi çekip bana yazdıran sebep.

Sosyolojimiz mi değişecek? Afganistan göçmenleri arasına karışıp gelen Hindistanlılar mı var? Sorusu aklıma gelse de hemen toparladım kendimi. Zira sonraki kelimelerde demokrasi, hak, hukuk kavramlarının hikaye malzemesinde sayıldığı yazılmıştı.

Milletin ızdırap, çile, hayat şartlarını konuştukça AKP, Dragos tepesi ve Adalar arasında kalmış AKP’lilerden biri, üstelik gençliğinde “Hazreti Ömer’in Adaleti” piyesine bilet almışlığı da vardır; kast sisteminden böyle haberdar ediyor bizi.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?