Reklamı Kapat

FAİZ ile geçen nice yıllar, 10 yıllar ve gelecek – 4

“2019 da bitti, hayırlısıyla 2020 başladı” demiştim önceki bir yazımın en sonunda; bir de geçmiş 10-20 yıl var, gelecek 10 yıllar var; ayrıca geçen 100 yıl - gelecek 100 yıl var!

Şahsen yani kişi olarak, ülke olarak ve insanlık olarak muhasebeler yapmalıyız…

“Hâsibû enfüseküm kable en tuhâsebû / hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz” hadisini hatırlayasım ve hatırlatasım geldi; geçen yıl ve geçen nice 10 yıllar için… Bu konuda nice yazılar yazdım; dünya ve ahiret hayatımıza faydalı olsun diye…

Bugünkü yazı başlığı ile birlikte, yazının bu bölümünü ve bunda sonra yazacaklarımı -daha doğrusu hatırlatacaklarımı- Recep Tayyip Erdoğan okursa; çok şey hatırlayacaktır…

‘Başlayalım’ deyip başladık; daha çok ‘tedavi reçetelerini’ hatırlattık. Türkiye için “ADİL DÜZEN, ADİL EKONOMİK DÜZEN”, dünya için “ADİL ORTAKLIK DÜNYA DÜZENİ, ADİL DÜZEN’E GÖRE İNSANLIK ANAYASASI” tedavi reçetelerini hatırlattık.

Bugün de ‘teşhislerle’ devam edelim ve hatırlanması gereken kadarını hatırlayalım…

İbrahim Kahveci, geçen günkü (8 Ocak 2020) “Kim faizci?” başlıklı yazısının başında sorular sorup cevaplar verdi. Okuyalım… “Önce şu temel soruyu soralım: Faiz haram mı? O zaman neden bütün ekonomik çözümlerimiz kredi-faiz ekseninde yürüyor? 2002 yılında GSYH’nın sadece yüzde 12’lerinde olan kredi-borç oranı, şimdilerde GSYH’nın yüzde 70’lerine niye dayandı? Kim bu kadar faizci-kredici oldu? Şimdi sorumuzu biraz daha açalım: Faizin haramlığı, yani günah oranı faizin oranına mı bağlı? Bu nedenle mi sürekli faiz düşsün baskısı yapıyoruz? Biliyoruz ki, ucuzlayan mal yaygınlaşır. Yani faizin oranını düşürünce her yer faiz, her yer kredi-borç ilişkisine giriyor. Nitekim yukarıda örneği GSYH oranları üzerinden verdik. Biz faize mi karşı çıkıyoruz, yoksa yüksek faize mi? Düşük faiz daha mı az günah? Ya da TV5’te defalarca sorduğum soru: O zaman negatif faiz haram olmaktan mı çıkıyor?”

Yazının ikinci bölümündeki detaylar da önemli: “Ali Babacan yüksek faiz-düşük faiz meselesinde sadece rakamları vererek durumu izah etti: “Merkezi yönetim bütçesinden 2017 yılında 57 milyar lira faiz ödemesi yapılırken, bu tutar 2020 bütçesinde 139 milyar liraya çıkıyor. Faize ödenen para artışı 3 yılda yüzde 144 artıyor.”

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerinden aktaralım: Merkezi Yönetim Bütçe Harcamaları içinde FAİZ giderleri (Milyon TL): 2008’de 50.661; 2009’da 53.201; 2010’da 48.299; 2011’de 42.232; 2012’de 48.416; 2013’de 49.986; 2014’de 49.913; 2015’de 53.004 milyon TL yani 53 milyar Türk Lirası FAİZ!

Sanırım Türk halkının vergilerinden faizcilere ödenen para 2008-2015 arası 7 yılda 50,7 milyar liradan 53,0 milyar liraya yükselirken, acayip bir faiz lobiciliği yapılmış. 7 yılda devletin ödediği faiz giderini yüzde 4,4 artıranlar faiz lobicisi, ama sadece 3 yılda faiz giderini yüzde 144 artıranlar YERLİ ve MİLLİ.”

Üçüncü bölüm: “Bir anekdot hatırlar mısınız? TL tahvil faizlerinin yüzde 7,5 olduğu dönemde Erdoğan danışmanları ile ülkenin Merkez Bankası Başkanı ve Hazine ile o dönemde ayrı olan Maliye Bakanlarını yüksek faizle sorguluyordu. Geldiğimiz nokta ne mi oldu? Türkiye Cumhuriyeti Devleti geçen yıl dış borçlanmada ABD dolarına yüzde 7,75 faiz verdi. Burada iki nokta önemli: Borç alan devletti, yani riskli sayılabilecek özel bir şirket değildi. Kocaman bir ülke, ekonomisi uçuyor denilen Türkiye... İkinci nokta ise dış alemde faizler bırakın reeli, negatifte seyrediyordu. Hatta Avrupa’da eksi faiz vardı. İşte bu ortamda kocaman ve kıskanılan Türkiye Cumhuriyeti Devleti ABD dolarına yüzde 7,75 faiz vererek dış borçlanmaya gitti. TL faizinin yüzde 7,50’sine faiz lobisi deyip, ABD dolarına yüzde 7,75 faiz vermek galiba çok yerli ve Milli bir davranış olsa gerek. Tıpkı ülkemizdeki bir elin parmakları ile sayılı şirketlere yaptırılan paralı yolların, paralı köprülerin, paralı hastanelerin, paralı ve HAZİNE GARANTİLİ KÖİ mega projelerinin tahkiminin LONDRA’ya bağlanması gibi. Tahkimi Ankara yerine LONDRA yapanlar yerli ve Milli olarak gayet iyi savunabiliyorlar tabii.”

“Millî Gazete ile geçen yıllar ve gelecek…” başlıklı yazımız ile devam edeceğiz; 12 Ocak 1973 yani Millî Gazete’nin 48’inci kuruluş yıldönümü vesilesiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reşat Nuri Erol - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Covid-19 aşısı bulunursa yaptırır mısınız?