Suskunluğumuzun bedelini onlar ödedi

Çin’in baskı ve dayatmaları altında ağır imtihanlardan geçen Uygurlu kardeşlerimiz yalnızlığa ve çaresizliğe terk edildiler. Bölgede tam anlamıyla bir soykırım yaşanıyor ancak ne yazık ki hâlihazırda masum halkı destekleyen bir açıklama yapılmış değil. İnsan hak ve özgürlüklerinden dem vuran siyasiler yaşanan zulme adeta göz yumuyorlar. Bu durumu fırsat olarak gören Çin rejimi bölgedeki zulmünü artırarak kültürel bir dönüşümü hedefliyor.

Doğu Türkistan’da zulüm var… Masum insanlar zindanlara hapsediliyor, ağır işkencelere maruz kalıyor, çocuklarından eşlerinden koparılıyor… Siyasi hesaplar, ekonomik anlaşmalar yöneticilerin hakikati görmelerine ve duymalarına engel oluyor. Siyaset erkânı ve toplumda söz sahibi kişiler her ne kadar zulmün karşısındayız diye çığırtkanlık yapsalar da, kişisel, siyasi, politik, iktisadi çıkarlar söz konusu olunca sessizliğe gömülüyor, söylemlerini hemen değiştiriyorlar. Her şeyi göze alarak “bu zulümdür” diyebilen pek az kişi çıkıyor.

İslam zulüm nerede vuku bulursa bulsun ve zulme maruz kalan kişi ya da kişiler kim olursa olsun adaleti sağlamamız noktasında bizleri sorumlu tutuyor. Fakat ne yazık ki,  Müslümanlar sorumluluklarını unutup, masum halkları zulmün karanlığına terk ettiler. Ortalığı boş bulan şeytan ve yandaşları artık istedikleri şekilde at koşturabiliyor ve masumları katlederek naralar atmaya devam ediyorlar.

Çin bölgede zulmün her türlüsünü sergiliyor, Müslümanları kimliklerinden ve öz değerlerinden uzaklaştırmaya çalışıyor, asimilasyon çalışmaları yapıyor. Uygurlu Müslümanlar ise kendilerine uzanacak bir el, bir ses bekliyorlar. Fakat nafile!

Kutuplarda kanadı kırılan bir kuşun haberi birkaç dakikada bütün dünyaya ulaşırken bölgede soykırıma maruz kalan Uygurların durumu gündeme dahi gelmiyor. Uygurlar yalnızlığa ve Çin’in inisiyatifine terk edilmiş durumda. Bölgeyi kontrol altında tutmak isteyen Çin zihniyeti evlere baskın düzenliyor ve İslami simgeler taşıyan eşyaları suç aleti olarak değerlendirip Müslümanları ağır cezalara maruz bırakıyor. Toplu katliamlar yapıyor, gençleri çocukları kamplara kapatıp kültürel dönüşüme tabi tutuyor fakat dünya Müslümanları bu zulme dur diyemiyor.

İnsanın “vatanım” dediği topraklarla arasında gizil bir bağ vardır. Size göre görünen kuru bir toprak parçasıdır belki ama kendini oraya ait hisseden kişi için bu ıssız dağlar bir dost, bir sırdaş, bir yakın gibidir. Kültürel değerlerimizin, inanç ve kabullerimizin, hüzün ve neşelerimizin izleri vardır doğduğumuz topraklarda. Hiç selamlaşmadığımız insanların simaları ile dahi bir tanışıklığımız vardır burada. O yüzden insanlar yaşanan baskılar katlanılmaz boyutlara ulaşmamış olsaydı terk etmezlerdi vatanlarını.

Uygurlu Zinnetgül’ün acılarla dolu hikâyesini duymuşsunuzdur. Zinnetgül’de keyfi olarak terk etmemişti doğup büyüdüğü toprakları. Gurbet kokan o topraklar onun acılarını paylaştığı sırdaşı, dert ortağıydı. Genç kadın eşini kaybetmiş, iki çocuğu ile birlikte Çin zulmünden uzaklaşarak kardeş bildiği ülkemize Türkiye’ye sığınmıştı. Fakat ne acıdır ki, 27 Haziran’da Türkiye’den Tacikistan’a sınır dışı edildi ve buradan da Çin’e teslim edildi. Tıpkı memleketi Uygur gibi yalnızlığa ve zulme terk edilmiş bir kadın Zinnetgül. Eşini kaybedince bütün umutlarını evlatlarına bağlamış ve Türkiye kardeş ülkedir beni korurlar diye düşünüp çıkmıştı yola. Ama kardeşim dediği ülkede beklediği desteği göremedi ve düşmana teslim edildi. 

Aldığımız haberlere göre Zinnetgül Tursun’un iki çocuğu büyükannelerine bırakılmış kendisi ise Çin zindanlarına kapatılmış. Genç kadının akıbetini bilen yok. İsmini vermek istemeyen yetkili cumhurbaşkanı ve hükümet yetkililerinin haberi olmadan böyle bir olayın gerçekleştiğini söylemiş. Uygurlu aktivist Abdulgani Sabit ise, “Biz hiçbir suça karışmıyoruz, ancak bir suç işlemişsek gerekirse bizi Türkiye’de idam edin ama Çin’e vermeyin…” diyor ve sitemlerini dile getiriyor. Fakat bu saatten sonra yapılacak hiçbir şeyin faydası yok.    Zinnetgül artık kardeş ülke Türkiye’nin kanatları altında değil. Ülkemin cömert topraklarına herkes sığdı da bir kadın ve iki çocuğu sığmadı. Her şeye göz yumuldu da yavrularını kanatlarının altına alıp korumaya çalışan yürekli bir kadına müsamaha gösterilmedi. Ve şimdi hepinizin/hepimizin Zinnetgül’e bir özür borcumuz var… Ama bu onu geri getirmeyecek bunu biliyorum…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

01

Can - Milyonlarca Suriye korkak sığdı ülkeye çok şükür!

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 11 Ağustos 18:44

Şehir Markaları

1 yıllık yayın süresi ve makul bütçesi ile markanızı parlatın.

0 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket Meclis lokantasında yemek ücretlerinin artırılmasını doğru buluyor musunuz?