Reklamı Kapat

Eygi’nin Milli Gazete ile bağı 1970’li yıllara dayanır

“Bugün gazetesindeki yazılarından dolayı Ağır Ceza ve Toplu Basın mahkemelerinde aleyhinde yüzlerce dava açılmış ve yekunü 500 seneyi geçen hapis cezası istenmişti.

Bütün Cumhuriyet tarihinde, hakkında bu kadar dosya açılan ve bu kadar yüklü hapis cezası istenen başka bir gazeteci bilinmemektedir.”

Ocak 1976’da yayın hayatına başlayan “Büyük Gazete”nin ilk ve örnek sayısında böyle anlatılır Mehmet Şevket Eygi.

1969 yılının Ocak ayında “Hac” yolculuğu için çıktığı yurtdışından, bu mahkemeleri dolayısıyla ancak 1974 sonbaharında dönmek nasip olur.

İlk hapsini 1962 Eylül’ünde, İsmet İnönü başbakan iken, neşrettiği “Yeni İstiklal” gazetesinin 19 Eylül 1962 tarihli nüshasına attığı “Zulümlerin en şenii ve alçakçası kanunların gölgesinde yapılandır.” Manşeti yüzünden 99 gün gazeteci ve fikir adamlarıyla doldurulmuş Sultanahmet Cezaevi’nde yaşayan Mehmet Şevket Eygi, “Büyük Gazete”nin o ilk nüshasında dönüşünün maddi muhasebesini de yapıyor.

“Müesseselerimin yıkılması ve batırılması sonunda milyonlarca liralık maddi zarara uğramış bulunuyorum. Türkiye’ye döndükten bu yana -tabir caizse- eski müsesseselerimin enkazını toplamakla meşgulüm. Kendilerine borçlu bulunduğum dost, kardeş ve hak sahiplerinin şuna inanmalarını isterim ki, borçlarımı, son kuruşuna kadar ödemek niyet ve azmindeyim.”

Yine o ilk sayının bir başka sahifesindeki şu “Arzıhal”de Mehmet Şevket Eygi’ye aittir.

“Altı sene gurbet ve hicret hayatı yaşadıktan sonra –ber-mucib-i kazay-ı Cenab-ı perverdigar- yine vatanıma döndüm.

Bundan sonra yazar mıyım, yazabilir miyim.. Yazmaz mıyım, yazamaz mıyım… Yazdırılmaz mıyım? Doğrusunu Hak Teala bilir. Fakat yazmak nasip olursa ahdim olsunki, Halik’in rızasından başka bir gayem olmasın. Bu uğurda icab ederse kullar ile bozuşmaktan da korkmayacağım. Dokuz köyden kovulmuşum şu ana kadar. Onuncusundan da kovulsam ne çıkar.”

Şevket ağabeyi ilk defa Hasan Fehmi Ulus’la ziyaret etmiştim. Yerebatan caddesindeki matbaasının kapısında karşılaşmıştık. Ayaküstü birşeyler konuştuğumuz o ilk görüşmemizde bana çok heybetli gelmişti. Başındaki kalpaktan mı, yoksa bizden bir basamak üstte durmasından mı bilmem, sonraları tanık olduğumuz İstanbul efendisi çelebi halinden ziyade boylu poslu ve kabadayı havasındaki bir Şevket ağabeyi nakşetmiştim hafızama.

Yazılarının çoğunu yazdığı ve arşivinden taşıdığı o “Büyük Gazete”de bir yapraklık “Mırnav” adını verdiği mizah gazetesi en çok baktığım sayfalardı.

MTTB’de “Çatı”yı neşrederken “Bizde mizah olmaz” genel kanısını “Çivi” adını koyduğumuz sayfamızla yıkma girişimlerimizi hikayeleştirmiştim ben de..

“Hiciv ve mizah zulme, sapıklığa ve kaba kuvvete karşı ne güzel ve tesirli birer silahtır” cümlesiyle o sayfanın başyazısına başlayan Şevket ağabeyin, “Birinci sınf, ehliyetli ve liyakatli elemanlardan bir kadro..” hayaline uygunluğumu az düşünmemiştim.

Ancak ilk hikayem bir yıl sonraki bir sayıda neşredildi. MTTB’den de ayrıldığım o süre içinde Eczacılık’ın zor derslerinin imtihanlarıyla boğuşuyor olmalıydım.

1977 yılının Ocak ayının ortalarıydı. Fatih Vakıflar yurdu’nda derslerden arta kalan zamanlarımda, özellikle akşamları yakınlardaki çay ocaklarında tek kanal TRT haberlerini ve varsa açık oturumları izlemem, içimdeki yazma arzumu fişekliyordu. Bir gün oturdum, bir kaç sayfa yazdım. Bir ikindi üzeri Yerebatan Caddesi No 62’ye vardığımda, yine dışarıya çıkmak üzereydi Şevket ağabey. Söylediği yere bıraktım yazımı.. Artık yapacağım şey beklemekti.

26 Ocak 1977 tarihli Büyük Gazete’nin 40. Sayısının 30. Sayfasındaydı yazım. Hem de tam sayfa “Mizah Tv’de açık oturum: Mebus maaşlarına zam. Düzenleyen: Tüm –zam- Der Yazan: Necati Güngörmez.” (Bu yazıma www.necatituncer.com. sitemizden ulaşabilir siniz)

Neden “Güngörmez” demiştim “Tuncer” yerine? Çok da sevimli bulmadığım ve bir daha kullanmayacağım “Güngörmez” ilk bakışta beni çağrıştırmasın istemişimdir herhalde.

Büyük Gazete’nin bir tam sayfasında, o günlerin aktüel bir konusundan üretilmiş hikayesi yayınlanan bir üniversiteli olarak giderken o hafta Şevket ağabey’in bürosuna, Çatı’yı yayınladığım günlerde Konya yurdunda rahmetli Mustafa Atasagun’un dillendirdiği “Bizim de bir Abdi İpekçi’miz olacak” hayalimi de yıllardır taşıdığım içimden çıkarmış, yanıma almıştım.

Konuştuk, konuştuk, çok şey konuştuk Şevket ağabeyle. Bizim yakadaki 1 numaralı gazetecinin kendisi olduğunu ve tahtını boşaltmak istemediğini anlamıştım sohbetinden. Kendimle ilgili olarak anladıklarımı ise Mahmut Toptaş Hoca’mız 17 Temmuz 2019 Çarşamba günkü yazısında anlatmış olsun.

“Siz, mücahitken müteahit olmak ve bozulmak isteyebilirsiniz ama sizi seven biri, sizin bozulmanızı istememiş olabilir.

Size bu kirli imkanı vermeyen Allah’a hamediniz, vesile kıldığı ve size bu imkanı vermeyen insana da teşekkür ediniz.”

Yıl 1977 idi. Diplomasına bir iki dersi kalmış Necati Tuncer’i baba evinde bekleyen bir kadın ve üç çocuk vardı. “İpekçi” gibi olmak hayalimi bir kenara koyup yurda dönerken, elim cebime dalıyor, Şevket ağabeyin “Telif ücreti” olarak verdiği parayı okşuyordu. Miktarını şimdi hatırlamamın hiç bir manasının olmayacağı o telif ücreti, bir aylık harçlığım olmuştu benim.

Sonraki görüşmelerimizde bana, bir türlü benimsemeyeceğim bir üslupla çok kısa yazılar tavsiye ederken, ben de Büyük Gazete’deki mizaha, özellikle Demirel ululamacısı bir çizerin çiziktirdiklerine itiraz ediyordum. Zira onun okuyucuları, aynı zamanda Milli Gazete okuyucularıydı.

Büyük Gazete’nin o örnek sayısında: “MSP’li kardeşlerime! MSP’nin kurucu ve idarecilerinin çoğu şahsi dostum ve kardeşimdir. MSP’yi tutanların tamamı da kardeşimdir.” Dedikten sonra 28 Nisan 1976 tarihli 1. Sayısında da kabul olduğuna inandığımız şu duayı etmişti Şevket ağabey.

“İslami bir gazete olan Milli Gazete ile şahsi bir itilafımız yoktur. Okunmasını tavsiye ederiz. Hatta arzu ederlerse, kalemimizin hürriyet ve istiklaline ilişilmemesi şartıyla o kardeş gazetede yazı bile yazabiliriz ve yazılarımızın karşılığında hiçbir ücret ve aferin de kabul etmeyiz. Kardeşlerimize durumu böylece arz ederiz.”

80’li yıllarda Milli Gazete’de yazarken, Mehmet Şevket Eygi ağabeyin ve bir başka büyüğümüzün davet edilip yazmalarının sağlanmasını istediğim ve seslendirdiğime yönetici arkadaşlarım çok tanık olmuşlardır. Bugün arşivimden bulup çıkardığım ve duasıydı dediğim arzusu o günlerde yerleşmiş olmalıydı bilinç altıma.

Tv7’de seyredince üzüldüğüm bir programdan da bahsetmesem olmaz. Yönetici arkadaşlarımdan ve MTTB Basın Yayındaki haleflerimden Ekrem Kızıltaş, başka tv kanallarında yayınlanan “İşte Hayatınız” benzeri bir programda Şevket ağabeyi tanıtmıştı seyircilere. Ne hazırlandığından haberliydim, ne de yayınlanacağından. Benim yanımda hiç kimse konu etmemişti. Belki de benim tanışıklığım, hakkındaki düşüncelerim ve ondan ilk telif ücretini almış olmam program yapımcıları ve seyirciler için önemli değildi. İstikbal vaad ettiğini sanarak Tarık Buğra ağabeyle görüşmemize götürdüğüm foto muhabiri gence, çektiğin onca resimde sadece Tarık Buğra ağabey var, neden diye sorduğumda, “Sen de mi çıkmak istiyordun” cevabını vermişti. Belki de böyle bir cevabı duymak istemediğimden, bu ana kadar hiç mevzuu etmedim. Bahsettiğim bu örneği ise, bir kitabımın önsözünde mutlaka yazacağım.

MTTB bünyesindeki üniversite ve lise gençliği Büyük Gazete’deki yazar kadrosunun çoğunun “Ehven-i Şer”ci olmasına rağmen Mehmet Şevket Eygi’yi seviyordu. Sebebi sorusuna verilecek çok cevabımız vardı ama, ben bir tanesini, onun bize nasıl baktığını ve nasıl gördüğünü anlattığı bir yazısını buraya alıntılayarak kayda aldırmış olalım. 16 Ağustos 1978. Sayı 111

“Evvelki salı günü akşam namazına Aksaray’daki Kazgani Sa’di camiine gittim. İftara birkaç dakika var. O akşam cemaat içinde üç liseli genç, üç de üniversiteli kardeş vardı. Ne kadar sevindirici bir hal.. Yaz mevsimine tesadüf eden bir ramazan günü akşam namazına camiye geldikleri için o genç müslümanları çok takdir ettim. Susuzluktan ve açlıktan benizleri solmuştu. Ama yine de peygamber sünnetini ihya için cemaate gelmişlerdi.

Mademki böyle müslümanlar var, o halde istikbale ümidle bakabiliriz.”

7 Şubat 1974 tarihinde güven oyu alan MSP-CHP koalisyonu 20 Mart’ta Haşhaş ekimi yasağını kaldırmış, 20 Temmuz’da Kıbrıs Barış Harekatın yapmıştı. O şanlı koalisyonun 14 Mayıs’ta çıkardığı genel affın muhtevasını AYM genişletmiş olsa da, o af iç barışı sağlama maksadına rağmen AP ve MHP taraftarlarınca “MSP’nin komünistleri affetmesi” şeklinde propaganda edilmişti. 1980’de MHP’lilerin aynı maddelerden mahkumiyetlerine itiraz güçlerinin olmaması şimdi konumuz değil.

1970-1980 arasında kurulmuş koalisyon hükumetlerinin en başarılı olanı, negativ bir propagandaya kurban edilirken, Erbakan Hoca’mızın bir parti toplantısında “Biz o afla Eygi kardeşimizin haklarını verdik, dönmesini sağladık. Buna değerdi” demesi efsane olmuştu.

15 Ağustos 1979 tarihli 124. Sayısında birinci sayfasında “Necmeddin beyle karşılaşmam” başlığı var. Kısaltarak alıyoruz buraya.

“2 Ağustos perşembe günü ikindiden sonra İskenderpaşa’da muhterem hocamız Mehmet Efendi hazretlerini ziyaret ediyoruz. Ben, matbaacı dostum Ahmet Kibritcioğlu ve liseli bir genç kardeşimiz..

Bize münebbihat ve şehrül kebair kitaplarından bazı şeyler okuyup öğüt veriyorlar. Birden kapı vuruluyor ve içeriye bir grup ziyaretçi daha geliyor. Oooo! Necmeddin Erbakan Hoca ve yanında bazı MSP’li parlamenterler. El sıkışıyoruz.. Erbakan Suudi Arabistan’a gidecekmiş. Hocaefendinin elini öpmeye gelmiş..

Kendisine hayırlı yolculuklar temenni ediyor Hocafendinin elini öpüyor ve izin alıp çıkıyoruz.

Hocaefendi’nin yanında Necmeddin bey ile karşılayıp musafaha etmemiz iyi bir tevafuk oldu. Bazıları bizi dargın zannediyorlardı. Değildi, sadece görüşmüyorduk. Ben politikacıların ayağına gitmiyordum, onun da bizi aramaya durumu müsait değildi.. Görüşemiyorduk.. Hocaefendi’nin orada birbirimize rast gelmemize sevindim.”

Erbakan Hoca’mızın daveti ile 1991 yılından beri Milli Gazete’de “Takvimden yapraklar” ser levhası altında yazılarını kaleme alan Şevket ağabeyin, adını, üçüncü sınıf bir ajan artığının yemlediği iktidarcı köşe katiplerinin, FETÖ’lerini şişirirken kullanmak istemelerine gösterdiği tepkisini ve hodri meydan çekmesini burada şimdi tekrarlamadan, bahis mevzuu edilen o olayı yorumlamamıza geldi sıra.

16 Şubat 1969 pazar günü Dolmabahçe’de yapılan 6.Filo protestolarını sağcıların provoke ettiği iddialarının günümüzde hala yazılıp durması..

9 Şubat’ta Medine-i münevvere’de, Mescid-i Nebevi’de yazdığı makalesini Cidde’ye giden bir taksi şoförüne verir Şevket ağabey. Zarf THY bürosuna teslim edilecektir. THY’nin Ankara ofisinden, Bugün’ün Ankara Bürosuna.. Oradan İstanbul idarehanesine..

“Tabi bütün bu işler olurken birkaç gün geçmiş yazı bir iki gün de gazetede bekletilmiş ve nihayet, 16 Şubat pazar günkü nüshada basılmış.

Benim henüz birşeyden haberim yok... Yazının yerine vardığından bile şüphe ediyorum.

Meğerse o 16 Şubat 1969 gününde İstanbul’da büyük bir hadise olacakmış...”

O günlerin Medine’sine doğru dürüst posta ve haberin gelmediğini TRT’nin dinlenemediğini 29 Aralık 1976 tarihli Büyük Gazete’nin 36. Sayısında vurgularken Şevket ağabey, bir arzusunu da ulaştırıyordu gelen zamanların müfteri iddiacılarına.

 “O tarihi gün hakkında müstakil eserler yazılmalı, yıl dönümlerinde ihtifaller yapılıp, konferanslar tertiplenmelidir.”

Aynı sayfada Bugün gazetesinden aynen alınarak neşredilen ünlü “Cihada hazır olunuz” başlıklı yazı baştan sona bir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni sahiplenen ve onun tespit ettiği “Komünizme karşı” eylemleri savunan bir anti komünizm manifestosudur.

Rusya yıkılana kadar komünist bir saldırıya karşı bir kolordumuzu sürekli teyakkuzda tuttuğumuzda hatırlansın bu arada.

“Bir buçuk asırdan beri İslam alemini içten ve dıştan fethetmek için faaliyet gösteren küfür kuvvetleri artık son ve büyük taarruza hazırlanmaktadırlar.

Bu sefer hedef Türkiye’dir. Gaye Türkiye’yi Komünizm denilen küfür nizami içine sokmak ve oradan bütün Alem-i İslamı istila etmektir.”

“Onlarda taş, sopa, demir, Molotof  kokteyli mi var? Bizde aynı siyahları kullanmaktan aciz değiliz.”

“Şimdiki – İslam’a nisbeten müsamahakar-rejimi yıkıp Sovyet hükümeti kurmak için kıyam ederlerse, kan ve ateş yağmuru altında imha edilsinler.

Müslümanlar, komünizmle çarpışan devlet kuvvetlerine yardımcı olsunlar.”

Ancak bir kaç paragrafını alarak özetlemeye çalıştığımız oldukça uzun sayılacak bu makalenin hedefindekilerin bugün ortalık komünizm açısından süt limanken, sadece 6. Filo’nun protesto edilmesi gösterilerine sığınmaları, onların kendilerini kahramanlaştırmalarından başka bir şey değildir.

ABD ve 6. Filosuna karşı olduğu iddiasındaki o “sol gençlik” bizzat İsmet Paşa’nın Stalin tehlikesine karşı davet ettiği “Missuri zırhlısı” ziyaretindeki alçaklığı yıllarca ve hala mevzuu etmemektedir.

1969 yılında ABD’ye karşı durduklarını iddia eden “sol’umuza operasyon yapmanın, devlet gücünün İsmet Paşa politikası uygulaması olduğu da artık bilinmelidir.

Neşrettiği “Büyük Gazete” sayfalarından seçtiklerimizle, tanıma ve faydalanma şerefiyle gönendiğimiz ağabeyimiz, yeri doldurulamayacak kültür abidesi insanımız Mehmet Şevket Eygi’ye has bir özet sunmaya çalıştık haddimiz olmayarak... Eksik ve hatalı bu çalışmamızı okuyucularımız bir helalleşme vesikası saysınlar.

Şevket ağabeyin cenaze namazından sonra, sohbete oturduğumuz haziruna, son görüşmelerimizden birinin Fatih Camii avlusunda olduğunu ve itirazını anlattığımda, İsmail Hakkı Biçer arkadaşım, “Bu bir Osmanlı tavrıdır. Anında müdahale.. Emr-i bil maruf ve nehy-i anil münker..” demişti. Önemsediğim o olayla noktalayalım yazımızı.

Fatih Camii avlusu. Musallada iki cenaze var. Cenaze namazını kıldıran ünlü imamımız, mevtanın nüfus kaydının olduğu Karadeniz kasabasından kutsal şehir diye bahsetmeye başlayınca, hemen önümde duran Şevket ağabey yanındaki gençlere “Beni götürün buradan!” demişti.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT konusunda ne düşünüyorsunuz?