Köylerimizin yanlış politikalardan dolayı boşaltılması, yabancıların işgaline uğramasının çeyrek asırlık geçmişi var. Ancak köylü ve köylülükle alakalı sorunlu bakış açısının geçmişi çok daha eskidir.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan köylü kesimin sosyal yaşamdaki konumunu küçük gören tepeden bakan anlayış, köylünün sosyal yaşamdaki statüsünün olması gereken yerde olmaması ve ekonomik olarak sürekli gerilemesi bu kesimin şehirlere göçünü hızlandırmış; tarım ve hayvancılık da buna bağlantılı olarak gerilemiştir.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan, milletin efendisi, üreticisi, helal yoldan rızkını kazanan köylüler, yıllarca film ve dizilerde geri kalmışlığın sembolü gibi lanse edilmiş, babasının çiftçilik ve hayvancılık mesleğini açıklamaktan utanan köylü çocuklar; şehirlerdeki haramilerin iş yerlerinde karın tokluğuna çalışmayı, köyde helal yoldan tarım ve hayvancılıkla kazanılan rızka tercih etmiş, buna yönlendirilmiştir. Bu bilinçli köylü düşmanlığı, bir millete yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Bugün Anadolu’nun birçok köyünden şehirlere göç hızlanmış, tarım arazileri boş bırakılmış, dağlar ve meralar hayvansız kalmıştır. Bütün bunlar, köylülüğe karşı bilinçli bir propagandanın yapılması, tarım ve hayvancılıkla geçim şartlarının her geçen gün zorlaşması, köylere yeterli hizmetlerin götürülememesi, köy evlerinin modernleştirilememesi gibi birçok sebeple ilişkilendirilebilir.

TARIM ARAZİLERİ İMARA AÇILDI

Köylere ve köylülere yapılan en büyük kötülük “tarım arazilerinin imara açılması”dır. Özellikle, şehirlere yakın, göl ve deniz kenarında, doğal güzelliği ile ön plana çıkmış köyler, yerli zenginler ile dünyanın 183 ülkesinden yabancıların istilasına uğramış durumda. Katma değer üretmeden köylere musallat olan bu insanlar, buraların sosyal dokusunu bozmakta, ahlaksızlığı köylere kadar ulaştırmaktadır.

Köylerdeki tarım arazilerinin imara açılmasıyla gariban köylünün elindeki araziler, tarımsal üretime katma değer katmak yerine yerli zenginler ile yabancıların villalarının istilasına uğramaktadır. Bunda en büyük vebal devlet idarecilerindedir.

Tarım arazisinin imara açılması gariban ya da tamahkâr köylülerin buraları elden çıkarmasına, tarım arazilerinin yok olmasına, tarım ve hayvancılığın iflasına, köylerin şehirleşmesine ve doğallığını kaybetmesine sebep olmaktadır.

17 Ağustos 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile İmar Kanununun 27. maddesi değiştirilerek “Köy yerleşik alan sınırı içerisinde 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümleri uygulanmaz” hükmü getirilmiştir. Bu değişiklikle köy sınırları içerisindeki alanlara konut ve turistik tesislerin kurulmasına izin verilmiştir.

Aynı Kararname ile İmar Kanununa “Ek Madde” eklenmiştir. Buna göre “Mera, yaylak ve kışlakların geleneksel kullanım amacıyla geçici yerleşme yeri olarak uygun görülen kısımlarından kamu hizmetleri için gerekli olanların dışındakiler, talep sahiplerine bedeli karşılığında 29 yıla kadar tahsis edilebilecektir. Mera, yaylak ve kışlakların turizm merkezleri ile kültür ve turizm gelişim bölgeleri kapsamında kalan kısımları, 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu çerçevesinde kullanılmak ve değerlendirilmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığına tahsis edilebilecektir” hükmü getirilmiştir. Bu alanların şahıslara 29 sene gibi uzun bir süre tahsis edilmesinin ve turizm adı altında yapılaşmasının önü açılmıştır.

Gerek Köy Kanunu’nda yapılan değişiklik gerekse İmar Kanunu’ndaki değişiklikle köyler, yerli zenginler ile dünyanın 183 ülkesinden yabancıların işgaline maruz kalmıştır. İşgal diyoruz. Çünkü tarım arazilerinin imara açılarak yerli zenginler ile yabancıların konut yapmasına müsaade edilmesi köyün geçim kaynağı tarımı ve hayvancılığı olumsuz yönde etkilemiştir. Bir taraftan tarım etkilenirken diğer yandan hayvancılık faaliyetleri de sekteye uğramıştır.

Ülkedeki tarımsal üretimin sekteye uğraması, köylülerin geçim kaygısıyla şehirlere göçünü hızlandırmış; tarımsal üretim azaldığından ülke dışa bağımlı hale gelmiştir.

Bir ülke düşünün, kendi vatandaşının köyünü terk etmesi için her türlü yolu denemekte, köylerin meralarını yabancılara kiralamakta, tarım arazilerini yabancılara satmakta, köylerin tarımsal üretim yapmasını zımnen engellemektedir. Diğer yandan da Venezuella ve Sudan’da tarımsal faaliyet yaptığı propagandasını yapmaktadır. Propagandanın görünmeyen yanı ise Sırbistan’dan buğday ve et; savaşın ortasındaki Suriye’den patates ithal eder bir ülke olduğumuzdur.

(devam edecek)