Son seçimler öncesinde, milletvekili adayı olan bir akrabamız beni telefonla aramış ve, “Ne tavsiye edersiniz?” demişti. Ben de kendisine, “Seçilirsen, şımarma! Mağrur olma! Böyle kal!” dedim.

Osmanlı devrinde padişahların cuma selamlığına gidişinde, orada toplanan ahali; “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!” diye haykırırmış.

Tevazu güzel bir huy iken, onun tam zıddı olan gurur ve kibir kötü huydur. Allahu Azimüşşan’ın sevmediği bir haslettir. Bakınız Kur’an-ı Kerim’de meâlen ne buyruluyor:

“Hiç şüphesiz Allah, onların gizleyeceklerini de açıklayacaklarını da bilir. O, büyüklük taslayanları aslâ sevmez.” (Nahl Sûresi / 23)

“Kârun, Musa’nın kavminden idi de, onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki: ‘Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.” (Kasas Sûresi / 76)

“Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övüngen kimseleri asla sevmez.” (Lokman Sûresi / 18)

Mütevazı olanı Allah yüceltir, kibirli olanı da Allah alçaltır. Bu temel düsturu Sevgili Peygamberimiz (asm) beyan buyurmuştur. Ebu Hüreyre’nin (ra) bildirdiğine göre Resulullah (sav); “Kim övünüp büyüklenirse Allah onu alçaltır. Kim de Allah korkusundan dolayı mütevazı olursa Allah onu yüceltir” buyurmuştur.

Peygamber Efendimizin (asm) bu konudaki bir başka hadis-i şerifi de şöyledir: “Allah bana, mütevazı olup birbirinize karşı övünmemenizi ve birbirinize karşı haddi aşan davranışlarda bulunmamanızı vahyetti.”

Tevazu, büyüklüğün şanındandır. İster devlet idarecisi olsun, ister ilim ehli, ister sanatçı, ister sporcu, şayet tevazudan nasibi yoksa, o kimse uluk meyve ve sebzeye benzer. İnsanlar onlardan yüz çevirirler ve onları gördüklerinde yüzlerini ekşitirler. Mütevazı olanları ise muhabbetle kucaklarlar ve o mütevazı kimselerin namları yıllar boyu devam eder ve hep hayırla yâd edilirler.

İnsanlar ve bilhassa sahnenin önünde olanlar bu temel kaideyi unutmamalıdırlar. Henüz dumanı üstünde bir seçim devresi yaşadık. Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimi oldu. Cumhurbaşkanı ikinci turda seçildi. Milletvekillerinden bir kısmı tekrar seçilirken, bir kısmı ilk defa Meclis’e girdi. Bütün bu “vekillere” asil olarak söyleyeceğimiz ilk söz işte bu yazının konusu olan sözlerdir. Yani; “Mütevazı olun, şımarmayın, gururlanmayın, halka tepeden bakmayın!”

Seçim devresinde gördük; milletvekilleri adayları köy köy dolaştılar, esnafları, sanayicileri, işçileri, her kesimden vatandaşları ziyaret ettiler. Onlarla hasbihal ettiler. Temennimiz, bu ilgi ve alakalarının bundan böyle devam etmesi, halk ile hemhal olmalarıdır.

Tarihe baktığımızda, başarılı idarecilerin, kumandanların, ilim adamlarının tevazu sahibi olduklarını görürüz. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferinde; Suriye, Filistin, Mısır, Ürdün, Suûdî Arabistan gibi İslam beldelerini Osmanlı Devleti sınırlarına dâhil etmiş, öte yandan hilâfet müessesesini de devletin uhdesine almıştı. Bu değerli idareci; “Milletimde ihtilâf u tefrika endişesi / Kûşe-i kabrimde hatta bî karar eyler beni / İttihad oldu hücum-ı hasmı def’e çâremiz / İttihad olmazsa daim dağdar eyler beni” demişti ve İttihad-ı İslamı büyük ölçüde sağlamıştı. İşte bu başarılardan sonra Cuma hutbesini dinlerken, imam efendi hutbeden kendisine dua ederken ve kendisinden bahsederken “Hâkimü’l Haremeyn-i Şerifeyn” deyince şöyle seslenmişti; “Hâdimü’l Haremeyn-i Şerifeyn” yani Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere’nin hizmetkârı…

Sevgili Peygamberimiz (asm); “Bir kavmin efendisi, o kavme hizmet edendir” buyurmaktadır. Dolayısıyla aslolan bu millete hizmet etmektir. Bütün idarecilere, milletvekillerimize hatırlatırız. Cenab-ı Hak, hayırlı hizmetlerinde muvaffak eylesin.