Yüzyıllardır mazlum coğrafyaların yeraltı ve yerüstü kaynaklarını sömüren, halklarını köleleştiren Haçlı-Siyonist ittifakı, bununla yetinmeyip istikrarsız bir dünyayı yönetmenin daha kolay olduğu inancıyla zulüm, kan ve gözyaşının hiç dinmediği bir dünya inşa etti.

Sömürü ve hâkimiyet kurma hevesi, işin görünen kısmı. Görünmeyen ve gizlice ulaşmak istedikleri hedef, Allah-u Teâlâ’nın yarattığı arzda her türlü ahlaksızlığı yaymak ve bu arzın gerçek sahibinin kendileri olduğunu ilan etmek.

Şeytanın çocukları, Allah-u Teâlâ’nın yarattığı arzı fesada uğratmaya, arzda ameliyat yapmaya kararlı. Yeni dünya düzeniyle hedefledikleri tam olarak bu.

Önce zulüm, kan ve gözyaşını yaygınlaştırarak istikrarsız bir coğrafya, istikrarsız bir dünya oluşturmak; ardından istikrarsızlıkla birlikte göçleri hızlandırarak ülkelerdeki demografik yapıyı değiştirmek. Projenin ikinci kısmı özellikle Arz-ı Mev’ud sınırları içinde kalan bölgeyi boşaltıp buradaki göçü Türkiye’ye hapsederek bölgede BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), daha doğrusu Büyük İsrail Projesi’ni hayata geçirmek. Projenin üçüncü kısmı ise demografik yapı değişimlerini bütün dünyaya yayarak karma nüfuslu, sınırları hiçbir anlam ifade etmeyen ülkeler oluşturmak. Ardından demografik yapısı değişmiş ülkelerdeki sınırları kaldırarak “Tek Dünya Devleti”ni kurup; fıtratı ve ahlakı bozulmuş, bilinci elinden alınmış köleler haline getirdikleri insanlığın tamamına hâkim olmak.

Şeytanın çocukları, Allah-u Teâlâ’nın şerefli ve en güzel şekilde yarattığı insanı köleleştirmek ve iradesini batıldan yana kullanmasını sağlamak için planlı bir şekilde çalışmaktadır.

İnsan fıtratını bozmak için “içki, kumar, faiz, zina, adam öldürme, hırsızlık” gibi günahları yaygınlaştırmayı yeterli görmeyen şeytanın çocukları, bunlardan da öte insan fıtratına müdahaleyle her türlü ahlaksızlığı yaygınlaştırmayı hedeflemekte ve swinger, LGBT, pedofili, zoofili vb. akımlarla insan fıtratını bozmaya çalışmakta, akımları yaymak için her türlü argüman kullanılmaktadır. Bu cümleden olmak üzere TEDx’in Almanya’daki konferansında söz alan Mirjam Heine’nin “pedofili” yani çocuk istismarı gibi bir ahlaksızlığı savunmuştur.

Bir taraftan insan fıtratı bozulurken, diğer yandan insanın sağlığına yönelik operasyonlar devam etmektedir. Geleneksel ata tohumu yerine genetiğiyle oynanmış tohum, genetiği bozulmuş gıdalar, aşılar, ilaçlar ve yapay et dayatması yoluyla insanın DNA’sı bozulmaktadır.

Genetiği bozulmuş tohum ve gıdalar artık yaygınlaştı. Şimdi bütün güçleriyle “yapay et”i yaygınlaştırmayı hedefliyorlar. Türkiye’de televizyonlarda “yapay et”in ne kadar besleyici olduğunu anlatan haberleri sık görmeye başladık. Bu arada, Kanada Sağlık Bakanlığı, tüm doğal ürünlere yasak getireceğini açıkladı.

Şeytanın çocukları, bir taraftan zulüm, kan ve gözyaşıyla dolu bir dünya inşa etmekte, diğer yandan insan fıtratını ve insan genetiğini bozmaya çalışmaktadır. Hedef, insanı başkalaştırarak Allah-u Teâlâ’nın hâkimiyetine boyun eğmiş insan yerine, şeytanın kölesi olmuş, zombileşmiş bir insanlık. Bunun içinse insanın “fıtratını, sağlığını ve iradesini” elinden alınmak isteniyor.

Şeytanın çocukları bunları yaparken Müslümanlar ne yapıyor dersiniz. Şeytanın çocuklarının planlarını altüst etmek için mücadele etmek yerine, hâkimiyetlerini kabullenmiş, mağlubiyeti içselleştirmiş bir topluluk var karşımızda.

Dinlerarası diyalog, dinde reform, Peygambersiz İslam projelerine aldanmış, Allah-u Teâlâ’nın yeryüzündeki hükümranlığına kalpten inanmayan, İslâm devlet nosyondan habersiz; İslâm’ın kültürel, siyasal, ekonomi ve hukuk alanlarına ilişkin düzenlemeleri, sosyal yaşamın her alanını, her aşamasını kontrol altında tutan bir din olduğunu, İslâm’ın bu bütüncül yapısı, onun sadece bazı ritüellerden ibaret bir din olmadığı, hayatın her alanına müdahale ettiği, kültürel, siyasal ve toplumsal yaşantıyı düzenlediğini unutmuş; kınayanın kınamasından korkarak “İslam’ın hükümlerinin günümüzde uygulanamayacağı” algısına yenilmiş bir topluluk var karşımızda. Sırf bu yüzden İslam’ın güncellenmesi gerektiğine inanan, Batılı değerleri içselleştiren hatta İslâm hayata müdahale etmez anlayışının etkisiyle “insanın günah işleme özgürlüğü var” saçmalığına inanan bir kitle var karşımızda.

“Yapay et” projesiyle mücadele etmek yerine “kurban kesmeyip parası hayır olarak verilebilir” fetvasını uydurmaya çalışan ilahiyatçılar aslında İslam hükümlerinden bazılarının günümüzde uygulanamayacağına çoktan inanmış demektir.

Şeytanın çocukları, her türlü sapkınlığı en güzel ambalajla ve büyük bir keyifle sunarken, Müslüman kimliğini taşıyan bireylerin Allah-u Teâlâ’nın hükümlerinin zaman ve şartlarla mukayyed olmadığını, kıyamete kadar geçerli olduğunu savunmaktan acizse, üzerimize ölü toprağı serpilmiş demektir.

Allah-u Teâlâ’nın kötülükleri düzeltme misyonunu yüklemiş topluluğun, iyiliği emredip kötülükten alıkoyma vazifesini yapmak yerine; batıl ideolojilerin dayatmalarına teslim olmuş hatta içselleştirmiş bir topluluk varsa bayramlarımız, kurbanlarımız elbette buruk geçecek.

Bayramınız mübarek olsun.