Geçtiğimiz haftalarda UTESAV ın bir toplantısına katıldık. Toplantının iki ana başlığı vardı. İkincisi, bizi daha yakından ilgilendiren bir konuydu: Medyadaki magazin. Bu konuda arkadaşlarımızın ifade ettiği fikirleri UTESAV bir sonuç bildirisiyle kamuoyuna duyurdu. Önemine binaen ve farklı bir parantez açarak magazinin geldiği boyutu anlatmak istiyoruz. Magazinin televizyon ekranlarını bir virüs gibi kuşatması ve oluşturduğu karanlık sarmal, özel televizyonların "magazinin reyting sihrini" keşfetmesiyle başlıyor. Örneğin, Reha Muhtar tarzı habercilikten önce, televizyon ekranlarında "Dedikodu ve maraz meraklara servis" magazin tarzı kullanılmıyordu. Üç beş soytarı, üç beş manken, üç beş sanatçı müsveddesinin eğlence görüntüleri ana haber bültenlerine bile konulunca, diğer televizyon kanalları da bu tarzı farklı şekillerde kullandılar. Kimin eli kimin cebinde belli olmayan yaşantılar, gayri meşru ilişkiler, su gibi para harcayan tipler, kısacası renkli hayatlar "magazin kılıfıyla" hayatımıza sokuldu.

İlginç, garip, insana zerre kadar faydası olmayan haberler derlenip, toparlanıp magazin programlarına dönüştürüldü. Yetmedi, bu haberlerin prim yapmasıyla bitleri kanlanan magazin muhabirleri, farklı polemikler oluşturarak her hafta şöhreti kendinden menkul bazı sanatçıları da birbirine sataştırmaya başladılar

Yetmedi, bu garip işler öylesine büyüdü ki, neyi tartıştığını bilemediğimiz tipler kendi kendilerine magazin mahkemeleri kurup, hafta boyunca gelişen olayları yorumladılar, hüküm verdiler, haklıyı haksızı ayırmaya kalkıştılar.

Bir iletişim profesörü magazin eksenli röportajımızda bize, "Magazin virüs gibidir. Maraz meraklara servisin ucunu bir kere kaçırırsanız, bir daha toparlamanız mümkün olmaz" demişti. Renkli hayatları izlemek, akşam evine bir ekmek parası bile götüremeyen insan için cazip bir şeydir. Çünkü, bir öykünme, imrenme ve empati arzusu vardır bu cazibenin içinde. Belli bir kültürü almamış, yetişmemiş, ahlak eşiği oluşmamış insanlar, dedikodu ve mahrem konuların konuşulmasından sadistçe bir zevk alabilirler. Örneğin, öğleden sonraları planlanan kadın kuşakları, mahremiyet kurcalamak üzerine kurulan bir reyting deposudur.

Gerçek hayat bu tür magazin kılıfıyla ve bu arızalı biçimde ekrana taşınırken, diğer boyut ise daha da vahimdir. Ekranı kuşatan dizilerimiz de, arızalı yaşamları özendiren, gayri meşru ilişkileri içselleştiren, su gibi içki içilen, nerde akşam orda sabah yaşantı tarzlarının dayatıldığı bir görüntü sergilemektedir. İşin tuhaf boyutu, tüm bunlara gerekçe olarak bulunan kılıf ise "reyting"dir

İnsanlar seyrediyor, insanlar bunu istiyor, talep ediyor, biz ne yapalım Önce kalitesizliği sunup, insanların eşiklerini sıfırın altına düşürüp, sonra da "Böyle istiyorlar" zihniyetiyle kötülükleri sıradanlaştırma operasyonu  

Ayıp! Günah! Yazık!