MECLİS Başkanı Kahraman ın başlattığı yeni anayasada

laiklik olmamalı tartışmasına son noktayı Cumhurbaşkanı Erdoğan koydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Laiklik, devletin tüm inançlara eşit mesafede olması;

tüm inançların devletin güvencesi altında olmasıdır. İslam a özel vurgu

yapılması gereksiz sözleri ile bu konudaki düşüncesini açıkladı. Aslında uzun

yıllar boyu inanan insanlara karşı bir baskı ve zulüm aracı olarak kullanılan

laiklik ilkesine yöneltilen eleştirilere karşı belli çevreler ısrarlı bir

şekilde din ile devletin birbirinden ayrılması olarak tarif ederlerdi. Ama

uygulama sürekli olarak inançlı insanların aleyhine gelişirdi. Bunun sonucu

olarak inancı gereği başını örten kızlarımızın okuma imkânı ellerinden alındı,

devlet kapısı başı örtülü olanlara kapatıldı. Tüm bunlar laiklik adına yapıldı.

Dünkü yazımda da kısaca temas ettiğim gibi laiklik İslam dışı tüm inançlara ve

inançsızlara özgürlük alanını genişletirken inancını günlük hayatına yansıtmak

isteyenlerin aleyhine kullanıldı, inançlı insanların böyle bir hakkı olmadı.

Oldu diyenler ya bilerek yalan söylüyor ya da takiye yapıyorlar.

Devletin inanç grupları için güvence olması, her inanç

mensubunun inancını yaşamasını sağlaması için ille de anayasasında laiklik

ilkesinin yer alması gerekmez diye düşünüyorum. Çünkü bunu temin devletin asli

görevlerinden birisidir. Böyle olunca uygulayıcıların tavrı önemli oluyor.

Geçmişimizde, özellikle Osmanlı İmparatorluğunda farklı inanç grupları hep

güvence altında olmuş, her inanç mensubu inancını yaşamakta bir engelle

karşılaşmamıştır. Ne zaman Batılılaşma hastalığı insanımızı sardı ondan sonra

özenti sonucu laiklik kavramı anayasamıza girdi. Laiklik anayasada yerini aldı

ama aldığımız ülkelerde bile akla gelmeyen uygulamalara yol açtı. İnancını

inandığı gibi yaşamak isteyenler hedef haline getirildi, toplumdan dışlandılar.

Bu noktada hayatım boyunca unutamayacağım, televizyon ekranı karşısında gözyaşı

döktüğüm bir olayı aktarmak istiyorum. Bursa Uludağ Üniversitesi nde diploma

töreni vardı. Okulunu birinci olarak bitiren öğrenci ismi okunca sahneye geldi.

Başı örtülüydü. İnancı gereği başını örtmüş olması o kızımızın diplomasını

orada almasına engel oldu. Bu zulmü laiklik adına yapıyorlardı. O zaman laiklik

Sayın Cumhurbaşkanı nın söylediği gibi ülkemizde, İnanç grupları için güvence

olmadı. Güvence olmuş olsaydı yıllar yılı laiklik zulüm için vasıta olur muydu

Bu bakımdan laikliğin yarın iktidarda bir değişikliğin meydana gelmesi sonucu

bir takım kesimler tarafından din düşmanlığının gerekçesi olmaması için

yapılacak yeni anayasada en azından net bir tarifinin yapılması doğru olmaz mı

Bir kısım çevreler eğer laikliğin tarifinin yapılmasına

da karşı çıkıyorlarsa isteklerinin inanç özgürlüğü değil, kendileri gibi

inanmayanlar üzerinde baskı unsuru olarak kullanma imkânını kaybetmemek için

karşı çıkıyorlardır. Bunun aksi söz konusu ise olayın makul bir izahının

yapılması gerekir..

Sistemlerin kişisel kanaatlere göre uygulanmasını

engelleyecek düzenlemeye ihtiyaç var. Bunun yolu da yeni sivil bir anayasadan

geçiyor. Temel ölçü adalet olmaz ise kişisel yargıların hâkim olduğu

yönetimlerde ister istemez belli noktalarda bulunan asker-sivil bürokratlar

kendi anlayışlarını hak ve özgürlüklerin ölçüsü olarak kabul ediyor, o zaman da

sempati ve antipatiler hâkim oluyor. Bunun adı ne hukuk devleti, ne de adalet

olur. Keyfi yönetim olarak ortaya çıkar. Keyfi yönetim aslında gücü elinde

bulunduranların isteğinin olması anlamın geliyor. Bu bakımdan laiklik olmalı mı

olmamalı mı tartışmalarından çok sadece bugüne bakarak değil geleceği de

kucaklayan, adaleti esas alan yeni bir anayasaya ihtiyaç vardır. Bu

yapılabiliyorsa yapılmalı, yapılamıyorsa söylenen sözlerin fazla bir anlamı

olmayacak, sadece toplum bir süre daha esasla değil, detayla meşgul edilmiş

olacaktır.