Haberlerde sık sık duyarız, Falan şehrin kurtuluş günü

kutlandı diye. Gerçekte Kurtuluş Günü olmayan ilimiz, ilçemiz yok gibidir.

Okullarımızda da pek okutulmaz, ancak dün gibi gelen bir zaman diliminde

üzerinde yaşadığımız bu şühedâ yurdu bu cennet vatan düşmanların işgâline

uğramıştı. 30 Ekim 1918 de imzalanan Montros Mütarekesi nin ardından, Haçlı

sürüleri kudurmuşçasına Anadolu ya dalmışlardı. İstanbul a İngilizler,

Fransızlar, İtalyanlar girmiş; İzmir e ve Marmara bölgesine Yunanlılar gelmiş,

Akdeniz Bölgesi İtalyanlar tarafından işgâl edilmiş, Güneydoğu nun mühim

merkezleri önce İngilizler, sonra Fransızlar tarafından istilâ edilmişti. Doğu

Anadolu ve Karadeniz bölgesinin bir kısmı 1877 / 1878 Osmanlı-Rus Harbinin

ardından imzalanan Ayastafanos Andlaşması ve arkasından güya bu anlaşmanın

tashihi mahiyetindeki Berlin Andlaşması ile Rus işgâline bırakılmıştı. Bazı

bölgeler de Birinci Dünya Savaşı esnasında yine Ruslar tarafından işgâl

edilmişti.

İşgâl yıllarında Müslüman ahâlinin can, mal, namus emniyeti

kaybolmuş; istiklâlin sembolü olan ay yıldızlı bayrak dalgalanmaz ve asırlardır

bu topraklarda hükümfermâ olan Şer î hükümler uygulanmaz olmuştu.

O günler, tarihimizin en kara günleriydi. Güya bir devlet

vardı. Ama o da insanlar gibi esirdi. Eli kolu bağlıydı. İnsan o günleri

hatırlayınca, İslâm da devletin en birinci esas olmasının sırrını daha iyi

anlıyor.

O meş um günlerde binlerce masum hunharca katledilmiş,

namuslar payimal edilmiş, bebeler annelerin karnı yarılarak parçalanmıştı. Biz

o günleri kısmen hatırlamak için iki tabloyu nazarlara sunmak istiyoruz:

Birinci tablo Maraş tan: 30 Ekim 1919 günü, Fransız ve

Ermeni devriyeleri, Uzunoluk semtindeki Müslüman hanımının çarşafına ve

peçesine el uzatır. Çarşaf ve peçe, asırlardır Anadolu da Müslüman hanımların

giydiği dış örtüdür ve iffetin sembolüdür. Müslüman hanımlara kem gözle bakan,

kendi eliyle mezarını kazmış demektir. Gerçi onlar bu saldırı esnasında;

Burası artık bizim! İstediğimizi yaparız! demişlerdir, ama çok geçmeden o

sözleri söylediklerine ve bu vatana ayak attıklarına bin pişman olacaklardır.

Hanımların feryadı üzerine yardıma koşan Çakmakçı Said isimli genç, düşman

askerlerinin açtığı ateşle ağır şekilde yaralanır. Bu menfur hâdiseye şâhid

olan Sütçü İmam, nicedir diş bilediği keferelere hadlerini bildirmek için

tabancasını çeker ve kefereleri haklar. Bu hâdise Maraş ta kurtuluş savaşının

fitilini ateşler.

İkinci tablo Antep ten: 21 Ocak 1920 de, bu defa Antep te

Maraş takine benzer hâdise cereyan eder. Küçük Kâmil annesiyle birlikte yolda

giderken, Fransız askerlerinin annesinin çarşafına ve peçesine el uzattığını

görünce, yerden kaptığı taşı Fransız keferesinin başına indirir. Diğer Fransız,

süngüsünü Küçük Kâmil in göğsüne saplar ve Kâmilcik oracıkta şehit olur.

Hâdiseyi gören esnaf sopalarla, baltalarla Fransız keferelerinin üzerine hücum

eder, onlar da kaçarak yakınlardaki Fransızların işlettiği fırına saklanırlar.

Bu hâdise üzerine bütün şehir ahâlisi namusa uzanan bu eli kırmak ve bir an

evvel düşmanı yurtlarından defetmek için and içerler. Antep te yaklaşık 11 ay

devam edecek şanlı bir direniş başlar.

İşgâl altındaki her şehrimizde, her ilçemizde, her

kasabamızda buna benzer nice hâdiseler yaşanmıştır. Şimdi Kurtuluş Günlerini

kutluyoruz. Ancak düşmanlardan kurtulmak öyle kolay olmadı. Binlerce şehid

verildi. Bu vatanın her karışı şehid kanlarıyla sulandı. Bu vatanın kıymetini

bilmek için işte o karanlık günleri her zaman göz önünde bulundurmak lazım.

Unutalım gitsin! demek, hem bu vatana ihânet, hem de ahmaklıktır. Hem o

yapılanların hesabı sorulmazsa, o günlerin şehidleri ve gâzileri bizlerden

dâvâcı olur. İnşallah bu dünyânın eceli gelmeden, Rabbim o günlerde âh

çekenlerin âhını yerde komaz.