Kimi kavimler vardır ki yeryüzünde yalnızdırlar. Bir başınadırlar. Çaresizdirler. Ortadoğu coğrafyasında oldukları için somut bir örnektirler.
Kürtler yakın zamana kadar mazlum bir millet. Mazlumluk zulme uğramışlık anlamında değildir. Geçmiş zamanda silik bir dönemleri vardır. Peygamberlerin yaşadığı bölgede olduklarından [Mezopotamya dan Anadolu nun içlerine kadar olan bölgede] bir ara topluluk gibidirler. İslâm ile buluşmaları onları İslâm milletinin bütünlüğü içine dahil etmiştir. Millet olmuşlardır. Pagan dönemleri tamamen silik ve sıradandır. İslâm ile buluşmalarından sonra kişilik kazanmışlardır. Büyük âlimler, şairler, kumandanlar yetiştirmişlerdir. Tarihte Kürtlerin övünebilecekleri büyüklerin tamamı İslâm dönemine aittir. Selahaddin Eyyubi, İdrisi Bitlisi, Ahmede Hane gibi nice isimler örnek verilebilir. Bunlar tarihin birer yüz akıdırlar. İslâm milletinin birer yüz akıdırlar. Kavi Müslüman dırlar.
Türkler ile Kürtlerin buluşması kaderin bir güzelliğidir. Bir güç ve kader birliğidir. Anadolu nun Müslümanlaşmasının kaderinde ortaklıkları vardır. Sultan Alparslan ın en zor zamanında büyük ve kurtarıcı bir güç olarak yanında yer alırlar. Sultan Alparslan on beş bin asker ile Malazgirt e gelip tam da çekilmeye doğru giderken on bin Kürt asker ona katılır ve güç verir. Anadolu ya yerleşme birlikte olur.
Bugün söz konusu coğrafyada bir kültür tarihi vardır ve bu ortaktır. Selçuklu döneminin ve sonrası dönemin eserlerinde aynı eller vardır. Bu bir ruh yoğrulmasıdır. Kürtler İslâm ile buluşunca bir millet oluyorlar. Kavim olarak da varlık kazanıyorlar. Bölgede tarihin birçok döneminde çeşitli kavimler bulunmuştur. Fakat bunların çoğu yitip gitmişlerdir. İslâm ın onlara verdiği imkânı hakkıyla kullanmışlar ve korunmuşlardır. Bugün bir Kürt dilinden, folklorundan söz edilebiliyorsa bunun tek nedeni İslâm ın koruyuculuğu ve özgürlüğünün sonsuzluğudur.
Millet özelliğini kazanmamış, Afrika içlerinde yaşayan kimi kavimler sıradan olarak yaşamışlardır. Onların yaşayıp yaşamaması dünya kültür tarihi için çok da önemli olmamıştır.
Kürtler bugün kendilerini İslâm milletinden ayırıp başlı başına olmaya yönelme sevdasındadırlar. Bunu geçmişte Türkler yaptı. İslâm dünyasından koptu ve yalnızlaştı, küçüldü, gücünü yitirdi. Şimdi yalnızlığını gidermek için arayışlarda. Batıya sığındı. Batıda bir sığıntı konumunda. AB sürecinde gördüğü muamele bunu gösteriyor. İslâm dünyasıyla olan bağlarını kopardığı ve düşmanlık boyutunda keskin ayrışması zor günler geçirmesine neden oluyor. Lider konumundayken AB de, Abede de bir kuyruk konumunda. Kendi olamıyor. Onlara sığınarak kendisine meşruiyet arıyor.
Kürtler bu toprağın bir parçasıdır. Onlar da bugün ırkçı emperyalizmin bir oyuncağı konumundadırlar. Zaman içinde onlar da hiçbir zaman kendi olamayacaklardır.
Konuyla ilgili bir önceki yazımdan sonra bir Kürt kardeşim beni aradı. Kürtlerin asimilasyonundan söz etti. Doğrudur. Kavim ruhlu oluşların en temel sorunu budur. Osmanlı dan Cumhuriyete geçişte, kavmiyetçilik olan günümüz algılanışıyla milliyetçilik yaklaşımı yüzünden ırk merkezli oluşlara yönelindi. Böyle olunca da bir kavmin dili, kültürü öne çıkarıldı, diğeri yadsındı. Oysa Osmanlılar hiçbir zaman kavimlerin dillerine, folklörlerine müdahalede bulunmamıştır. Kürtler Kürtçe konuşmuş, düşünmüş, yazmışlardır. Ortak alfabe Osmanlıcadır. Cumhuriyetle birlikte, Latin alfabesiyle geçmişin bütününe çizgi çekilmiş. Bunu da salt Türkçe merkezli yapmıştır. Bu ayrıcı tutum ipin ucunun kaçmasına neden olmuştur. Müslüman Kürtler bugün bunun ötesinde bir başka arayışa doğru götürülüyor. Buna katkıda bulunan da ırkçı emperyalizmin bölme ve parçalama düşüncesidir. Bunda da başarılı olunmuştur.
Bölgeden ırkçı emperyalizm elini çekse, bölge insanları İslâm ruhu ve kardeşliği etrafında buluşsa sorunlar bir anda bitecek. Ne yazık ki uçurum çok derinleşmiştir, kavmiyetçilik sekularizm ile en tepe noktasını yaşamaktadır. Hiçbir kesim bu sevdasından vazgeçer gibi görünmemektedir. Sorun giderek bir kangerene dönüşmektedir.