Dini, kültürü, gelenekleri, inançları, idealleri bir olan ve bir millet olan İslâm milleti iki yüz yılı aşkın bir zamandır parçalara bölünüyor. Bir büyük medeniyet sahibi olan büyük milletin bütünlüğünü bölen giderek daha küçük parçalara ayıran ırkçı emperyalizm, hedeflerinden sapmaksızın yolunu sürdürüyor.
Sadece Türkiye yi değil bütün İslam coğrafyasını saran ve bir karabasana dönen bölmenin sınırları ve sonu yoktur. Bunun en çarpıcı örneği Osmanlı Devleti nin geldiği durumdur. Belki bu tarihin bir arka sayfasında kaldığı için anımsanmayabilir. Daha yakın bir zamana çekersek bunun en somut örneği Afganistan dır. Afganistan Rus emperyalizminden kurtulduğunda bir İslâm devletinin sevinci yaşanmadı değil. Fakat Afganistan da bırakın Afganları, Urduları, Özbekleri, Peştuları vs.yi. Kendi içinde anlaşılmaz bir durum yaşandı. Gulbeddin Hikmetyar ile Burhanettin Rabbani nin bile bir araya gelemediği, parçalara bölündüğü süreci anımsamalıyız. Irkçı emperyalizm yerinde durmadı, onları daha küçük parçalara bölerek birbirine düşürdü. Afganistan bugün fiilen işgal altındadır.
Kürt halkı İslâm a sıkı bağlı, hayatının bir gerçeği olarak yaşadı yüzyıllar boyunca. Bu konuları çok irdelediğimiz için üzerinde durmayacağız. Şu son birkaç ay içinde yaşananlar, uçurumu derinleştirmekten başka bir işe yarmıyor. Çözümsüzlük giderek kökleşiyor.
Türkiye yi kavmi bir bakıştan kurtarmadıkça, büyük medeniyet düşüncesi doğrultusunda bakmadıkça bu sorunlar çözülmeyecek. Yakın zamanda Türkiye bu şansı kaçırdı. Ya da emperyalizm bunun farkına vardığı için engelledi ve tavsattı. 1974 ten itibaren sanayileşme hareketinde en büyük payı Doğu ve Güneydoğu aldı. Erbakan Hoca nın başlattığı sanayileşme hareketini sağlıklı bir biçimde sürdürülebilinseydi Türkiye Dünyanın sayılı ülkeleri arasına girecekti. Yakın zamanda gittiğim Erzurum da, öğrencilik yıllarımızda temeli atılan, çok kısa zamanda biten, üretime geçen Zirai Aletler Fabrikası şimdi toptancıların deposu olarak kullanılıyor. Bunun o bölgede onlarca örneği vardır. Bölgenin hemen her ilinde bu gibi durumlarla karşılaşılır. Bölgede sanayileşme sürse, oralar boşalmayacak, büyük kentlere yığılma olmayacak, göç tersine dönecekti. Ne yazık ki, bugün Türkiye genelinde olduğu gibi orada daha büyük bir işsizlik sorunu var.
Daha da önemlisi yakın zamanda bölgenin verdiği refleks büyük anlamlar içeriyor. Ne yazık ki bu fırsat da kaçıyor. Uçurumun kapanma şansı varken giderek açmaza sürükleniliyor. Maneviyatı yüksek olan, inançlarına bağlı Kürt halkını kavmiyetçilik uçurumuna sürüklememek gerekir. Kavmi ve merkezi bakışlarla hiçbir yere varılamaz. İnsanları öldürerek de. Bu milletin buluşacağı önemli noktaları var. "Ya sev ya terk" gibi korkunç bir ifadenin ve kavramın sonuçlarını iyi tartmak gerekiyor. Bu ırkçı emperyalizmin bir oyunudur. Yahudilerin Filistin i işgal ettikten sonra oradaki masumları topraklarından atmaya benzer.
Diyelim ki Kürtleri bu topraklardan attık, terk ettirdik, öyle bir şey söz konusu olamaz. Artık Türklerle Kürtler et ve kemik gibidirler. Aynı ruhu kuşanmışlardır. Diyelim ki Kürtleri Kuzey Irak a hapsettik. Türkiye nin bakışı açısından söylüyorum bunu. Ne Kürtlerin ne de Türklerin sorunları biter. Afganistan da olduğu gibi yeni bir parçalama süreci başlar. Türkiye nin başında çok bela var. Sunni Alevi, laik anti laik, Laz, Çerkez daha nice parçalayıcı unsurlar devreye girer. Güleceksiniz ama neden bulmak çok kolay. Hiçbir şey bulmasalar Fenerbahçe Galatasaray ayrışması bile bir neden olabilir. Burası Türkiye.
Aslında bu sorun bir kimlik sorunu da değil. Kürtler kimliklerini 22 temmuz seçimlerinde, Cumhurbaşkanlık referandumunda ortaya koydu. Cumhurbaşkanlık seçimi ile ilgili referandum bir başörtüsü referandumuydu aslında. Bir Cumhurbaşkanının eşi başörtülü olabilir mi olamaz mı Doğu ve Güneydoğu buna çok olumlu bir tepki verdi. Ya da 22 Temmuz seçimleri öncesinde Cumhuriyet mitingleri büyük ayrışma mitingleriydi. Fakat milletin büyük ekseriyeti tavrını manevi değerlerden yana koydu.
Ne yazık ki Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan da bir tuzağa düştü. Oradaki ayrışma ve derinleşme Cehepe ile olan ayrışmaya benzemez. Pompalıyı savunmak, "ya sev ya terk" demek statükonun işidir. Irkçı emperyalizmin bir oyunudur. Bu milleti bütünleştirmekten ve ortak noktalarda buluşturmaktan başka bir seçeneğimiz yoktur.