Celebe b. Sühaym’den (R.A.) rivayete göre, adamın biri, Abdullah b. Ömer’e (R.A.):
- Kurban hakkında vacib, farz mıdır diye sordu. Abdullah b. Ömer (R.A.):
- Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ve Müslümanlar kurban kestiler! dedi. Adam, aynı suali, Abdullah b. Ömer (R.A.) ya tekrar edince, Abdullah b. Ömer (R.A.) şöyle dedi:
- Ne dediğimi anlamıyor musun Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ve Müslümanlar kurban kestiler diyorum!
Cabir b. Abdullah (R.A.)den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: Veda haccında Cemre-i Akabe, büyük şeytanı taşladıktan sonra, kurban yerine giderek kendi eliyle altmış üç deve boğazladı. Sonra bıçağı Hz. Ali (R.A.)ya verdi. Geri kalanını da O boğazladı.
Cabir b. Abdullah (R.A.) den rivayete göre: Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Veda haccında kurban edilmek üzere 100 deve getirtmişti. 63 yaşında olduğu için her bir senesi için birer deve kurban olmak üzere bizzat kendisi kesmiş, geri kalanları da Hz. Ali (R.A.)ya kestirmiştir. Sonra her bir deveden bir parça alındı. Beraberce pişirildi. Sonra etinden yediler ve çorbasından içtiler.
Hz. Aişe (R.Anha) validemizden rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Kurban bayramında, ALLAH katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu şöyle ifade buyurmuştur:
“Adem oğlu, Kurban Bayramı günü ALLAH Teâlâ katında kurban kesmekten daha sevimli hiçbir amel yapmamıştır. Gerçekten o kurbanlık hayvan, kıyamet günü boynuzuyla, tırnaklarıyla ve kıllarıyla birlikte gelir. Kurbandan akan kan daha yere düşmeden ALLAH Teâlâ yanındaki yerini alır. O halde, kurbanın sevabı böyle olunca, kurban kesmekle kendinizi hoş ve müsterih tutun.”
Bu hadis-i şerif, kurban bayramı gününde yapılabilecek en kıymetli, en makbul ibadetin kurban kesmek olduğunu belirtmektedir. Ayrıca hadis-i şerifte, kurbanın boynuz, kıl, tırnak v.b. işe yaramaz gibi gözüken kısımlarının bile kıyamet günü ortaya çıkacağının zikredilmesi, kurbandan hâsıl olacak olan sevabın büyüklüğünü belirtmektedir.
Kesilen kurban eksiksiz olarak kıyamet günü geleceğine, yani her bir parçasından sevap hasıl olacağına göre, onun, imkân nisbetinde eksiksiz ve mükemmel olması ve gönül hoşluğu ile, sevinerek kesilmesi gerekir.
Kesilen kurbanın kanının daha yere düşmeden ALLAH Teâlâ katında bir mevkie ulaşması, ALLAH Teâlâ’nın kurban ibadetinden razı olacağını, kurbanın, ALLAH Teâlâ katında makbul bir ibadet olduğunu ifade eder.
Öyle ise kulun; böylesine kıymetli bir ibadeti istemeyerek, cimrice düşüncelerle değil, gönül hoşluğu ile, sevinçle yapması kurban emrini yerine getirmek hususunda iştiyak ve heyecan duyması, bayram yapması gerekir. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz işte bu noktaya irşad buyurmaktadır. Zeyd b. Erkam (R.A.) şöyle demiştir. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin ashâbı:
-Yâ Resûlellah! Şu udhiyyeler, yâni bayramda kesilen kurbanlar nedir dediler. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz:
“Babanız İbrahimin sünnetidir” diye cevab verdi. Sahâbîler:
- Peki, kurbanlarda bizim için ne sevab var Yâ ResûlELLAH! dediler. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz:
“Her kıla karşılık bir hasene var” buyurdu. Sahâbîler:
-Ya yün, yâni kesilen kurban koyun, kuzu olunca sevab nasıl dediler. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz:
“Yünden beher taneye karşılık bir hasene vardır” buyurdu.