Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, İslam’ı bir hayat nizam olarak gönderen, hesap gününün hâkimi, Allah (c.c)’a hamd ederim. Salât ve selâm, peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya, âline ve sahabelerine olsun.

Siyaset ve eğitim, insanı doğrudan etkileyen, ona doğrudan şekil veren iki şeydir. Bunların ikisi ıslahta ittifak ederse insan salih, mümin ve Müslüman olur. Bu ikisi ifsatta ittifak ederse o zaman insan, müfsit, inkârcı, müşrik, münafık, fasık ve facir olur.

Bizleri yaratan, yaşatan, yöneten, terbiye eden, dünya ve ahiret saadetinin esaslarını koyan tek bir Allah vardır. Başka ilah yoktur. Allah’ın dışında tapılan her şey batıldır. Allah ikisi olmayan tektir. Rabbimiz buyuruyor: “Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilahlar bulunsaydı, yer ve gök, (bunların nizamı) kesinlikle bozulup gitmişti. Demek ki Arş’ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdıkları (batıl) sıfatlardan münezzehtir.”(Enbiya: 22) Ne var ki insanlardan bazıları tevhidi inkâr ederek başka ilahlara tapınmaktadırlar. Allah’ın gösterdiği İslam yolundan değil, kendini ilah yerine koyan batılıların, ırkçı emperyalizmin yolundan yürümekte, hayat düzenlerini onların arzularına göre kurmaktadırlar. Rabbimiz buyuruyor: “İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk tanrılar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah’a olan sevgileri ise (onlarınkinden) çok daha fazladır. Keşke zalimler azabı gördükleri zaman (anlayacakları gibi) bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.” (Bakara: 165)

Kuvvet demek bir yerde iktidar sahibi olmak demektir. İktidar olmak, kanun ve kural koyma hakkına sahip olmaktır. Allah, kanun yapan ve kural koyandır. Biz buna tevhit kelimesi ile iman ediyor ve ilan ediyoruz. “LAİLAHE İLLALLAH MÜHAMMEDÜN RESULÜLLAH” dedikten sonra, Allah’ın ahkâmına ve koyduğu kural ve esaslara göre düzenimizi kurmaya çalışıyoruz.

İnsan ve toplumların dünya hayatını düzenleyen dört düzen vardır. Bunlar; 1- Din ve Ahlak düzeni, 2- İlim, Talim ve Terbiye düzeni, 3- İktisat, Ekonomi ve Ticaret düzeni, 4- Siyaset, İdare ve Hukuk düzenidir. Bu dört düzen tekbir düzendir. Hepsinin tek bir kaynaktan alınması zorunludur. Bunların bir kısmını bir yerden, diğer bir kısmını başka bir yerden almak imkânı yoktur. Müslüman bu dört düzeni Kur’an ve Sünnetten alan kimsedir. Bu, tevhide inanmanın ve bağlanmanın gereğidir. Bir insanın Müslüman olması için şahadet kelimesini getirmesi, tevhid kelimesini “LAİLAHE İLLALLAH MÜHAMMEDÜN RESULÜLLAH” sözünü bilerek ve inanarak söylemesi ve tasdik etmesi gerekir. İLAH kelimesinin ifade ettiği dört ana mana vardır. Bu manalar: 1- Kendisine kulluk yapılacak şey, 2- Kendisinden yardım istenilen şey, 3- Rızası gözetilecek şey, 4- Hak ve Adaleti tanzim edici kanun koyucu manalarıdır. Bir insan, tevhit kelimesini söylediği zaman: “Ben inanıyorum ki, Allah’tan başka kulluk yapılacak, kendisinden yardım istenecek, rızası gözetilecek başka bir ilah yoktur. Hak ve Adaleti Allah tayin eder, ben ise Allah’ın yarattığı bir kulu olarak, O’nun bildirdiği Hak ve Adalet ölçülerinin yeryüzünde hâkim olması için bütün gücümle çalışan birisi olacağım” demiş olur. Bu hak ve adalet ölçüleri nerededir Kur’an’da mı, muharref Tevrat ve İncil’de mi yoksa inkârcı filozofların zanlarında veya kâhinlerin kehanetlerinde mi Tevhit kelimesi aynı zaman da bu sorunun cevabıdır. Bu hak ve adalet ölçüleri “MÜHAMMEDÜN RESULÜLLAH”tadır. Allah, hak ve adalet ölçülerini Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v)’ya indirdiği Kur’an-ı Kerim ile bizlere bildirmiştir. Bu kitabı bize, Peygamberimiz tebliğ etmiştir. Peygamberimizin bize tebliğ ettiği Kur’an, beşerin değil, Allah’ın kitabıdır. Bu kitapta bize bildirilen Hak ve Adalet ölçüleri insanlığın saadetinin temel esaslarıdır. Ve insan bu Hak ve Adalet esaslarının hâkim olması için çalışmak ve cihat etmekle mükelleftir. Bu zorunluluk Müslüman olmanın gereğidir. Rabbimiz buyuruyor: “Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitab’a ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyamet gününü inkâr ederse tam manasıyla sapıtmıştır.” (Nisa: 136)

Gerçek Ve Yalan

GERÇEK: Sünnetullahtır. Allah’ın sünneti; kâinatı idare ederken koyduğu kurallar, yarattıkları hakkındaki hüküm ve âdetleri anlamına gelir. Kâinatta meydana gelen her olay, Allah’ın koyduğu kurallara, kanunlara tabidir. Kâinatın yaratılışından kıyamet kopuncaya kadar olmuş ve olacak tabiat olayları, bu kanunlara bağlı olarak gerçekleşir. Kâinatta insanlar tarafından alışılmış ne kadar tabiat kanunu varsa bunların hepsi Allah’ın kâinatı yaratırken koyduğu kurallardır. Normal şartlarda değişmez. Ancak, Allah dilerse, insanların alışageldikleri tabiat olaylarının dışında bazı harikulade olayları da meydana getirmeye kadirdir. Sünnetullah, ikisi kulların terbiye ve ıslahı ile ilgili olmak üzere üç kısımdır: 1- Peygamberlerin tebliğ ettikleri Hak ve Adalet ölçülerine inanmayan, peygamberleri yalanlayıp nefislerini ilah edinen, arzularına uyan toplumların helâk edilmesi sünnetullahtır. Her zaman peygamberleri yalanlayan inatçı, zalim kimse ve toplumları Allah(c.c) helâk etmiştir. Rabbimiz buyuruyor: “Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü düzenler kuruyorlardı. Hâlbuki kişi kurduğu kötü düzen ile kendisine kötülük etmiş olur. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar Allah’ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah’ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.” (Fatır: 43). Hz. Peygamber (s.a.v) de Allah’ın bu sünneti hakkında “Ümmetler peygamberleri yalanladıkları ve emrine asi oldukları zaman, Allah onları helâk etmek suretiyle peygamberlerinin gözünü aydınlatıp memnun eder” buyurmuştur. (Müslim) 2- İslam’a din ve düzen olarak bağlanmış bir topluma verilen nimetlerin değiştirilip onlardan geri alınması, İslam’dan din ve düzen olarak kopmalarına ahlaksızlığa, zulme, batıl düzenlere meyletmiş olmalarına bağlanmış olması da bir sünnetullahtır. Rabbimiz buyuruyor: “Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.” (Rad: 11) Allah ADİL BİR DÜZEN isteyen ve bu düzenin kurulması için mücadele eden bir topluma BATIL BİR DÜZENİ, onlar batılı haktan üstün tutup, ona meyletmedikleri sürece vermez. 3. Allah, atomlardan yıldız, gezeğen ve göklerin durum ve hareketlerine kadar bir takım kanunlar koymuştur. Bu kanunlar, eşya ve olaylar arasındaki sabit nispetlerdir. Bunlar, Allah’ın iradesi ve emri altındadırlar.

YALAN: Gerçek olmayan, asılsız, uydurma anlamındadır. Yalan, karşısındaki insanı aldatmak için bildiği doğrunun tersini söylemek veya bunu hareket ve davranışlarla ifade etmektir. Yalan küfrün esası, nifakın birinci alâmetidir. İnsanlığın ahvalini yalan ifsat eder. İnsanları aldatmak çok kötü bir davranıştır. İslâm, yalan söylemeyi çok çirkin bir davranış olarak görmüş ve onu kâfirlerin ve münafıkların özelliği olarak belirtmiştir. Rabbimiz buyuruyor: “Allah’ın ayetlerine inanmayanlar, ancak yalan uydurur. İşte onlar, yalancıların kendileridir.” (Nahl: 105) “Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını çoğaltmıştır. Söylemekte oldukları yalanlar sebebiyle de onlar için elim bir azap vardır.” (Bakara: 10)

Bu asrın en büyük yalanı “İnsanların dünya saadetleri İslam’a dayanmayan bir düzen ile de sağlanabilir, İslamsız saadet olur” yalanıdır. Tehlikeli yalanlardan birisi de “Bizim medeniyetimiz yenilmiştir, üstün medeniyet batı medeniyetidir. Batı medeniyetine sığınmaktan başka çare yoktur” yalanıdır. Bir yalan da; “İslam vicdan işidir, insanların dünyasına karışmaz, dünya hayatı ile ilgili düzenin esaslarını insanın kendisi koyabilir, Allah buna karışmaz” yalanıdır. Bu yalanların arkasından gidilmez. Gidenler ise helak olur.

İslam’sız Olmaz

Olmadığı ortada değil mi Türkiye, İslam âlemi ve Dünya İslamsızlığın faturasını ağır bir şekilde ödemektedir. Bu kötü durumdan kurtuluşun tek çaresi Milli Görüşe dönmektir. Türkiye’de yürütülmekte olan köle düzenini terk edip, Milli Görüşün ADİL DÜZENİ’ne geçmektir. Dünyada hâkim Yeni Dünya Düzeni yerine, Milli Görüşün YENİ BİR DÜNYA düzenine geçmektir. Bu değişim gerçekleşmeden Türkiye ve Dünya yaşanılabilir olmayacaktır. Kur’an’ın şu beyanlarına kulak verelim, düşünelim, şuurlanalım ve kendimize gelelim. Rabbimiz buyuruyor: “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler ve (inanma hususunda) Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip “Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız” diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu; İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır. Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara (gelince) işte Allah onlara bir gün mükâfatlarını verecektir. Allah çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir. (Nisa: 150- 152)

Müslümanlar İslam’ca düşündükleri zaman siyasetlerini ve eğitimlerini Milli Görüşün temel esaslarına göre yürütecekler ve insanlığa en büyük hizmeti yapmış olacaklardır. Bu sonuca “Biz İslami bir parti değiliz” diyen muhafazakâr demokrat siyasetin iktidarıyla değil, Milli Görüş’ün hakkı üstün tutan siyaset ve eğitim anlayışının tek temsilcisi SAADET PARTİSİ’nin iktidarıyla ulaşmak mümkün olacaktır. Bu geçeği görmek ve gereğince hareket etmek, her insanın kendisine ve insanlığa karşı duyacağı sevginin ve şefkatin gereğidir. Çünkü ferdin ve toplumun tek kurtuluş yolu İslam’dır. “Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Ali İmran: 85) Muradın en doğrusunu Allah bilir vesselam.