Hz. Osman (Allah ondan razı olsun) Mervan’a ganimetten yüklü bir pay verince, Ebu Zerr (R.A.):

“Ey iman edenler, şüphesiz hahamlardan ve papazlardan birçoğu batıl yollardan insanların mallarını yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü toplayıp da, Allah yolunda dağıtmayanlara acıklı azabı müjdele.

O gün, bunlar üzerinde cehennem ateşinde kızdırılır ve onlarla (topladıkları haram servetle) yüzleri, yan tarafları ve sırtları dağlanır. ‘İşte kendiniz için topladıklarınız; topladığınızı tadınız’ (denir)” (Tevbe süresi ayet 9/34-35) ayetlerini okuyup onları kastederek, “Paraları yığanlar, elîm bir azapla müjdelenir” demeye başladı.

Mervan da Hz. Osman’a onu şikâyet etti.

Hz. Osman, kölesini yollayıp soruşturunca Ebu Zerr (R.A.), “Ne o, yoksa Osman beni Kur’an’daki bir ayeti okumaktan, Allah’ın emrini terk edenleri tenkitten men mi ediyor? Vallahi Allah’ın rızasını kaybetmektense, Osman’ın rızasını kaybetmek daha iyi” deyince Osman bir şey demedi ama bunu içinde tuttu.

Bir gün Hz. Osman meclisinde, “Halifenin ihtiyaç halinde hazineden borç alıp eli bolalınca ödemesi caiz olur mu?” diye bir soru arz etti.

Ka’bu’l-Ahbar, “Bunun bir sakıncası olamaz!” deyince Ebu Zerr öfkelenip (değneğini kaldırdı ve), “Bre Yahudi çocuğu, bize dinimizi sen mi belleteceksin (diye vurdu).” Hz. Osman da, “Sen bana ne kadar eziyet edip arkadaşlarıma ne kadar kafayı taktın. Haydi görevinin (yazıhanenin) başına dön!” dedi.

Ebu Zerr, o zaman Şam’da divan görelisi olup, hac dönüşü biraz Peygamberin civarında kalmak için Hz. Osman’dan izin almıştı.

Zira Ebu Zerr, Medine evlerinin Sel’a dağına kadar yayıldığını görünce Hz. Osman’a gelip, “Rasulullah (S.A.V.), ‘Binalar Sel’a dağına varınca buradan kaç!’ buyurmuştu. Bana izin ver de Şam diyarında cihada çıkayım” deyip çıkış izni almıştı.

Fakat orada Muaviye’nin yaptığı pek çok şeyi beğenmiyordu.

Muaviye ona üç yüz dinar gönderip gönlünü almak istemişse de o bunu reddetti.

Muaviye meşhur “Yeşil Saray”ını yaptırmaya başlayınca, “Ya Muaviye eğer bunu Allah’ın (devletin) kesesinden yaptırıyorsan bu hıyanettir.

Kendi parandan ise o da israftır” diye çıkıştı. Muaviye seslenmedi.

(Zehebi, Tarih’ül İslâm, Muzaffer Can tercemesi, Cantaş Yay. 6/34)

(Abdullah b. Sebe, Yemen’in San’a şehrindeki Yahudilerden biri olup anası zenci idi. Hz. Osman zamanında Müslümanlığını ilan edip Müslümanların fethettikleri yerlerde sapık fikirlerini yaymak için çıkıp Hicaz’dan başlayarak Basra, Kufe ve Şam diyarlarını dolaştıysa da arzusuna ulaşamadı.

Üstelik Şamlılar onu kovdular. O da Mısır’a geldi. Orada fikirlerini yaymaya başlayarak onlara: “Hayret doğrusu adamların kimisi İsa’nın (A.S.) tekrar geleceğini iddia ediyor da Muhammed’in (S.A.V.) tekrar geleceği gerçeğini yalanlıyor. Oysa Allah:

“Şüphesiz sana Kur’an’ı farz kılan, seni dönüş yerine (Mekke’ye) elbette döndürecektir. De ki: Hidayetle geleni de, apaçık bir dalalette olanı da Rabbim daha iyi bilir.” (Kasas süresi ayet 28/85) buyurmaktadır.

Muhammed (S.A.V.) yeryüzüne geri getirilme hakkına İsa’dan daha fazla hak sahibidir” diyordu.)

(Zehebi, Tarih’ül İslâm, M. Can tercemesi, Cantaş Yay. 6/116)

Ebu Nadra, yine Ebu Said’den şöyle anlatır:

-Hz Osman’a (R.A.) demirlerle vurduklarında kan sakalından akarak Kur’an’ın üzerine:

“..Onlara karşı Allah sana kâfidir. O işitendir, bilendir.” (Bakara süresi ayet 2/137) ayetine damladı. Hz. Osman Kur’an’ın üzerine kapandı.

İmran b. Hudeyr anlatıyor: Herhalde Abdullah b. Şakik idi, bana bu konuda şunları anlattı:

-Hz Osman’ın ilk damlayan kanı, “Allah size kafidir. O işiten ve bilendir” ayeti üzerine damlayan olmuştur. Çünkü Ebu Hüreys’in anlattığına göre kendisi ile Süheyl el-Murrî oraya gitmişler. Kendilerine bu Kur’an’ı çıkarıp gösterdiklerinde hâlâ damlaların bu ayet üzerinde olduğunu görmüşler. Çünkü bu damlalar Kur’an’a işlemiş idi. (Zehebi, Tarih’ül İslâm, M. Can tercemesi, Cantaş Yay. 6/158)

Ebu Muaviye ve diğerleri Ebu Malil el-Eşcaî aracılığıyla Talha’nın (R.A.) kölesi Ebu Habibe’den şöyle naklettiğini anlatır:

Cemel Savaşı sonrası Talha’nın (R.A.) oğlu İmran’la beraber Hz. Ali’nin yanına girmiştim. Hz Ali İmran’a, “Merhaba” diyerek ona yanında yer gösterdi.

Sonra da:

“Göğüslerindeki kini çıkarıp attık ve kardeşler olarak karşılıklı koltuklar üzerindedirler” (Hıcr süresi ayet 15/47)  buyurduğu kimselerden yapmasını ümit ederim” dedi.

Orada halının bir tarafında oturmakta bulunan iki adam ki, birisi Haris el-A’ver idi, “Allah bundan daha adildir. Dün onları öldür, sonra da git cennette onlarla koltuklarda karşı karşıya oturan kardeşler olun?” dediler. Hz Ali onları, “En uzak  en öte yerlere defolun! Ben ve Talha kardeş olmayacak da kimler olacak!” diye azarladı.

(Zehebi, Tarih’ül İslâm, M. Can tercemesi, Cantaş Yay. 6/234)

Hz. Ali de, Hz. Talha da cennetle müjdelenen Aşere-i Mübeşşere’dendirler.

Sıffın Savaşı’nda karşı saflarda birbirine karşı kılıç çekmelerine rağmen Hz. Ali’nin ondan, “Kardeşim” diye bahsetmesi günümüz Müslümanlarına örnek olmalıdır.