Şu anda, Meclis’te bir kanun hazırlanırken, her partiden seçilmiş kanun adamları, madde metnini hazırlarken; 1-Anayasaya aykırı olmamasına, 2-Uluslararası hukuka, 3-Uluslararası antlaşmalara ve 4-Hukukun genel ilkelerine aykırı olmamasına dikkat ederler.

İslam hukukçuları da 1300 yıllık zaman içinde bir kanun metni yazacaklarında; 1-Allah’ın kitabı Kur’an’a aykırı olmamasına, 2-Sevgili Peygamberimizin sahih hadislerine aykırı olmamasına 3-Ümmetin icmaına ters düşmemesine dikkat ederlerdi.

Onun için hukuk adamları devamlı Kur’an ve sünnetin okunmasına ve okutulmasına dikkat ederlerdi. Günümüzde özel hayatında yemeğine Besmelesiz başlamayan, ağzını misvakla temizleyen, Evvabin namazını da kılan hukukçu milletvekillerimiz, bir kanun metni hazırlarken, Batı kriterlerine aykırılığını denetleme ihtiyacı hissederken, Ramazan’dan Ramazan’a hatim indirdiği Kur’an’a aykırılığı hatırından bile geçmez.

Bu hareket, millet olarak Kur’an’ı terk ettiğimizin resmidir. Kur’an-ı Kerim’in okutulması ve okunmasının yasaklandığı, harflerinin değiştirildiği dönemden bahsetmiyorum.

Birkaç sene öncesinde çocuklara Kur’an okutulmasını yasaklayan kanun çıkardı bu Meclis. Bu günlerde o kanun kaldırıldı. Kur’an yasağını ilk koyan devlet, Mekke parlamentosunun kararıdır. Mekke yöneticileri: “Kâfirler dediler ki: Bu Kur’ân’ı dinlemeyin ve okunurken gürültü çıkarın. Belki galip gelirsiniz” (Fussılet süresi ayet 41/26) demişler ama kendileri mağlup olmuşlar.

Kur’an’ı okutmamak için Roma’nın, Sasanilerin masallarını getirmişler onunla insanları eğlemeye çalışmışlar. Rabbimiz bunu şöyle haber verir: “Ayetlerim size okunurdu da, siz ökçeleriniz üzerinde geri dönerdiniz.

(Ayetlerime karşı) kibirlenerek, gece hezeyanlarıyla ayetlerimizden uzaklaşıyorsunuz” (Mü’minun süresi ayet 23/66-67).

Okuduğunuz kitapları gözden geçirin ve hiçbir kitabı size şu anda, bu makaleyi okurken hayat veren Allah cellecelalühün kitabının önüne geçirmemeye dikkat edin.

Elli sene hatimle teravih namazı kıldıran bir hafızımız, kısa namaz sürelerinin bile manasını merak edip okumamış. Buna fert/birey olarak Kur’an’ı terk etmek denir. Kur’an’ı terk etmek, pilotun “seyrüsefer” aletini söküp uçaktan atması gibi, Okyanusta, gece karanlığında sinyallerin kesildiği bir anda pusulayı da denize atan kaptan gibi,  Hastanın ilaç şişesini kırması, Sağlıklı bir insanın ağzını burnunu kapatarak hava almaya boykot yapması gibi bir şey. Terk edilmişlik duygusu incelenirken terk etme duygusu da ihmal edilmemeli.

Huzur evine terk edilen yaşlının, cami önüne bırakılan çocuğun durumu araştırıldığı gibi terk eden çocukların ve anne babaların duyguları da araştırılsa terk edenlerin acısı daha fazla çıkacaktır. Ünlü siyasilerin ve önemli istihbaratçıların hatıralarından anlıyoruz ki birkaç sene öncesine kadar ülkemizi Amerikalılar yönetmişler.

1300 yıldır dünyayı yönetenler Kur’an’ı terk ettikleri anda yönetilmişler. Rabbimiz bu olayı şöyle haber verir: “Oysa insanları Kur’an’dan men ederler, kendileri de ondan uzaklaşırlar, onlar ancak kendilerini helâk ederler de farkına varamazlar” (En’am süresi ayet 6/26).

Terk edenler zarar görüyor. Terk edilen yaşlılar birkaç sene sonra vefat edip gidecekler ama terk eden çocuklar bir ömür boyu vicdan azabı çekeceklerdir.

Başörtüsü yasağına tepki verdik. Başörtüsü için el ele Edirne’den Hakkâri’ye kadar eylem yaptık. Hâlbuki başörtüsü Kur’an’ın bin emrinden biridir. Başörtülü milletvekili, Meclis’ten kovulmadan çok önce Kur’an, Meclis’ten kovulmuştu.

Sevgili Peygamberimizin kendi ümmetinden bir tek şikâyet var o da Kur’an’ı terk etme şikâyetidir. “Rasül şöyle dedi: Ya Rabbi benim kavmim, bu Kur’an’ı terkedilmiş bir şey kıldı (Kur’ân’dan uzaklaşanlar için Peygamberimizin şikâyeti olacak) (Furkan süresi ayet 25/30).

Kur’an-ı Kerim’e iman etmemek onu terk etmenin dik alasıdır. İman ettiği halde okumasını öğrenmemek onu terk etmektir. Okumasını öğrendiği halde manasını öğrenmemek terk etmektir. Okumasını ve manasını öğrendikten sonra ayetleri Batı kriterlerine destek için veya kendi nefsinin ürettiği şeytani düşüncelere dayanak  kılmak için abuk sabuk manalar çıkarmak da terk etmektir.

Okumasını ve manasını öğrendiği halde onunla amel etmemek de terk etmektir. Okumasını ve manasını öğrendiği, onunla amel ettiği görüntüsüyle, Kur’an’ı ekmek teknesi veya şöhret ve makam basamağı olarak görmek de onu terk etmektir. Günlük olayları değerlendirirken “filan taraftarımız ne demiş, filan muhalifimiz ne söylemiş, İngiliz siyasetçi ne yazmış, Amerikalı stratejist nasıl ifade etmiş, Fransız düşünür ne düşünmüş” diye merak edenlerimiz, zamanı, mekânı, insanı, aklını, düşüncesini yaratan Rabbimiz bu konuda ne buyurmuş diye Kur’an’a baktığımız  var mı?